Ümmetin Gazze’yle çetin sınavı
Günlerdir medyadan, Gazze üzerine yüzlerce ton bomba yağdırıldığı haberlerini içimiz kan ağlayarak takip etmiştik. Maalesef çocukların da bulunduğu çok sayıda şehidimiz olduğunu da bu arada öğrenmiştik. Bu mübarek günlerde pek çok kişide İsrail hava saldırısından sonra askeri operasyonların duracağına dair bir beklenti de oluşmuştu.

Ancak bir şey gözden kaçırılıyordu; muhatap olduğunuz devlet yöneticilerinin ve bu vahşi saldırıları gerçekleştirenlerin insanlıklarına dair hiçbir işaret yoktu ve bunu bir devlet terörü olarak pervasızca yapıyorlardı.

Tarih boyunca insanlığın gördüğü en vicdansız, en merhametsiz, en gaddar bir yönetim, savunmasız ve masum müslümanları kanda boğmanın telâşı içindeydi, hem de Ramazan ayının içinde Kadir gecesine doğru yol aldığımız günlerde…

Hakikaten tam yüreğimizden vurulmuştuk, kalbimizi fazlasıyla kanatmıştı Gazze’ye reva görülen bu vahşet..
Gazze, aslında bu Ümmet-i Muhammed’in imtihanı; hayır, hayır sadece bu ümmetin sınavı değil, insanlık da sınav veriyor… Ve galiba Gazze’deki katliama öfke duyan, duyarsız kalmayan ve dikkatleri bu coğrafyada gerçekleştirilen zulme odaklayan Türkiye’den başka bir ülke de neredeyse yok…

İslâm dünyasının bu konudaki tutumu ise ne yazık ki kahredicidir. İpi kopmuş / koparılmış bir tesbihin taneleri gibi Yüce Allah’ın, Sevgili Rasulü’nün (as) hayatıyla bize hedef olarak gösterilen ideal ve hedeften ne kadar da uzak...
Ümmetin bu sınavı veremediği oldukça açık… Şu mübarek Ramazan ayında, muhasebenin gerçekleşmesi gereken bu müstesna iklimde İslâm dünyasının zihni anlamda kendisini gözden geçirmesi ve acilen bazı tedbirler alması kaçınılmazdır. Yoksa Gazze’de yaşanın akıl almaz bu vahşeti, neredeyse bütün bir dünyanın sadece “endişe verici” olarak değerlendirmesini izlemekten öteye gidemeyeceğiz.

Dünyanın gözü önünde yaşanan bu dram, bu katliam, hem de canlı yayınla her yere ulaşsa da vicdanları kör olmuş, akılları dumura uğramış kitlelere maalesef yeterince ulaşamadı. Ve eğer insanlık bir tedbir almaz ve Gazze’deki bu vahşeti durduramazsa, artık bu gezegende kalıcı bir barışın kapısı asla aralanamayacak ve umutlar her geçen gün tükenecek.

Umutları çoğaltma adına yakın zamanlarda ortaya konan bütün inisiyatifleri acımasızca ortadan kaldıran bir devletten söz ediyoruz. Modern dünyada bir Firavun yönetimi aranıyorsa adresin belli olduğunda şüphe yoktur. Birkaç yıl önce “Rotamız Filistin, Yükümüz İnsanî Yardım” kampanyası çerçevesinde İHH tarafından organize edilen ve Gazze’ye yola çıkan konvoya 32 ülkeden yaklaşık 600 vatandaş katılmıştı, hatırlayacaksınız.

Gazze’de başta çocuklar olmak üzere zor koşullarda, abluka altında yaşayan insanlara uluslararası sularda (kıyıya 72 deniz mili uzaklığında) bu çokuluslu sivil güce saldırması bütün dünyayı adeta şoke etmişti.

Bu yardım konvoyuna gerçekleştirilen acımasız harekât, bugünlerde önce günlerdir tonlarca bomba yağdırılan hava ve akabinde de kara harekâtına dönüştü. Uluslararası hukuk devleti kimliğinden son derece uzak ve savaş hukukundan behresi olmayan bir devlet, terör ve barbarlığı bütün bir dünyanın gözü önünde yaşatıyorsa bütün dünyanın buna dur demesi beklenirdi.

İsrail’in, havadan ve karadan Gazze’ye orantısız ve acımasız bir şekilde saldırıyor olması, aslında dünya için de dikkate alınması gereken bir tehdittir ve galiba saldırdığı Gazze değil, insanlıktır. Bu bir alçaklıktır, ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır, hukuk tanımazlıktır, barbarlıktır ve katliamdır.

Kutsal Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de yer alan bir ayet, bu zulmü reva görenler hakkında son derece net bilgiler veriyor. Şöyle buyurur Yüce Allah:
“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz” (İsra, 16) 

İlahi bir yasadır bu. Bir topluluk, bir millet helâk edilmeyi hak ettiğinde, Allah mücrimlerden ve vicdansızlardan, basiretsiz bazı yöneticileri işbaşına getirir. Onlar da toplumu yavaş yavaş yok olmaya götürürler.

Maddi refah ve teknolojik üstünlüğün şımarttığı Siyonistler, bazı devletlerin gücüne öylesine iman etmişler ki, bütün dünyaya kafa tutacaklarını sanıyorlar. 21. yüzyılda Firavun temsilcisi gibi hareket ediyorlar.

İçinde İsrail’in bulunduğu bir Ortadoğu coğrafyasında barış umutlarından söz edebilmek için bu “şımarık”, bir o kadar da “inatçı” devletin, dünyaya “belâ” olmasının engellenmesi gerektiği ortadadır. Bu küresel barış için de dünyanın son şansı gibi görünüyor.

BM Güvenlik Konseyi’nin bugün dünya nezdinde çok büyük bir itibar kaybına uğradığı kesindir. Zaten İsrail’in yaptıklarını genellikle bir “kınama”yla geçiştiren Konsey’in, sesini pek yükseltmeyeceği de anlaşılıyor.
İslâm ülkelerinin ise gaflet uykusundan bir an önce uyanması kaçınılmazdır. Ramazan ayında da bu duyarlık oluşmayacaksa, kendimize gelemeyeceksek ve ayılamayacaksak ne zaman “zillet”ten “izzet”e ulaşacağız?

Sevgili dostum Cengiz Numanoğlu’nun 2011 yılı Ramazan ayında kaleme aldığı “Mescid-i Aksa” şiiri, İslâm dünyasının hâl-i pür-melâlini çok net olarak ortaya koyuyor ve hislerimize tercüman oluyor:
Ey! Semâvî dinlerin, dünyadaki beşiği;
Ey! Mîrâc’a açılan, kapıların eşiği...
Sen ki; Mescid-i Aksa, sen ki; tevhîd simgesi,
Sahabe-i Kirâm’ın, namazda ilk kıblesi..
 
Ey! Çevresi mübarek, yüce Mescid-i Aksa,
Utanırdı insanlık.. Sana ibretle baksa.
Sen ki; şahidi oldun, nice kanlı savaşın;
Dile gelse... Vahşeti, haykırırdı her taşın…
 
Ne yazık ki; bugün de, aynı vahşet sürüyor;
Cinayetle beslenen, gözleri kan bürüyor...
İşte… Yine sahnede, peygamber kâtilleri,
İnsanlığa kast eden, cinnetin fâilleri.
 
İşte… Yine çocuklar, Gazze’de kan kusmada,
Bu seri katliama, bütün dünya susmada.
Yine rekor peşinde, zulüm şampiyonları;
Siyonist eşkıyanın, küresel piyonları.
 
İşte… Yine sahnede, haçlının fosilleri,
Medeniyet maskeli, kudurmuş nesilleri.
Yine tarih tekerrür, yine küfür tek millet,
Hepsinin genlerine, kazınmıştır bu zillet.
 
Ey! Bir buçuk milyarlık, dünya müslümanları!
Hiç mi utandırmıyor, bunca mazlum kanları?
Bu zulmü boğmak için, tükürmeniz yeterdi,
Salâhaddin Eyyûbî, çıkıp gelse ne derdi?
 
Ey! Petrol kralları, saray hanedanları,
Bir düşünün Kudüs’te, cihad eden canları.
Kim saçtı üstünüze, bu ölü toprağını?
Yoksa.. Kopardınız mı, Kudüs’le din bağını?
 
Halife Ömer gibi, bir örnek olmasaydı;
Belki sizi affetmek, biraz daha kolaydı,
O, adalet severdi, o Hazret-i Ömer’di,
Sizi, bu halde görse, saraylara gömerdi...
 
Ey! Mahşere inanan, dünya müslümanları,
Bırakın.. O münafık, tahtına tapanları.
Allah’ın kelâmını, kaç bin kere duydunuz,
Kıyamete kadar mı, sürecek bu uykunuz?
 
Filistin’de taş atan, çocukların aşkına,
Bu apaçık gafleti, görün Allah aşkına!
Bir buçuk milyar insan, bir kez ayağa kalksa;
Hiç garip kalır mıydı, böyle Mescid-i Aksa?
Hiç yalnız kalır mıydı, böyle Mescid-i Aksa?
 
Sanırım her şeyi anlatıyor bu şiir… O coğrafya yüz yıllar boyunca bizim adaletimizin gölgesinde huzur içinde idare edildi. Ülkemizin bu coğrafyayla ilgisini kesmesi hiçbir zaman söz konusu olamaz. Bu, tarihi bakımdan da bizim sorumluluğumuzdur. 1917’de binlerce şehidimizin o topraklara dökülmüş kanları olduğu için bizim kalbimiz de zihnimiz de o topraklarda olan bitenlerle hep ilgili olacak.

Türkiye’nin, “Gazze’nin boynu bükük kalmasın” diye ortaya koyduğu çırpınışlarını yeni bir dönemin de müjdecisi olarak görmek istiyoruz.

Yağan bombaların ve tankların şehit ettiği 300’ü aşan cana sonsuz rahmet, yaralı bedenlere acil şifalar diliyoruz. Şerefimizi kurtaran gazilerimizle iftihar ediyoruz.

Rabbim, kardeşlerimizi muzaffer kılsın, zalimlere karşı onların direnme güçlerini artırsın, ümmete birlik ve beraberlik şuuru nasip etsin; zalimleri ise kahr u perişan ederek döktükleri kanda boğsun!

Prof. Dr. Mefail HIZLI
Ankara Müftüsü
19.07.2014

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
ali çiçek 2 yıl önce

Allah razı olsun hocam hislerimize tercüman oldun ahhh duyarlılık ah gafletten uyanacağımız anlar inşallah olacak hocam o zamanda biz kaybetmiş olacağız her halde