Bilecik Müftülüğü'nden Kutlu Doğum konferansı

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü Cami Hizmetleri Daire Başkanı Selahattin Çelebi’nin konuşmacı olarak katıldığı program Şeyh Edebali Kültür Kongre Merkezi’nde yapıldı.

Kur'an-ı Kerim tilaveti okunmasıyla başlayan program, sinevizyon gösterisi, din görevlilerinin seslendirdiği ilahi dinletisi ile devam etti. İlahi dinletisinin ardından İl Müftüsü Necati Akkuş Selamlama konuşması yaptı. Konuşmasına; “Avlarlı Efe Hazretlerinin ‘Derde dermandır Muhammed sohbeti. Nur-i imandır Muhammed ülfeti. Rahmet-i Rahman dilersen ey Kiram. Ver Habib-i Kibriya'ya çok selam’ dizelerini okuyarak başladı. Sözlerinin devamında, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)sohbeti derde dermandır. O’na duyulan yakınlık, O’na duyulan muhabbet, saygı ve candan kıymet vermek imanın nurundandır. Eğer Rahmeti Rahmanı arıyorsanız ey kişi, bizzat sende salatuselamı çokça getir diye, adeta Rasulullah (s.a.v.)’in sohbetine yönlendiriyor.

Bir haftadan beri, Kâinat’ın efendisi manevi şahsiyetiyle aramızda bulunuyor. Saadet asrı diye bir kavram var İslam tarihinde. Bir dönüm noktası. İnsanlık tarihinde çokça gıpta edilen bir dönem. Huzur asrı, saadet asrı,Efendimiz’in gelişiyle beraber tesis edilen; emniyet, güven ve huzurun esas olduğu bir toplumun oluşturduğu, her türlü anlayışa, zihniyete, düşünceye,fikre sahip insanların Medine vesikasıyla bir arada oluşturduğu bir dönem. İnsanlığın kan ve  gözyaşı içerisinde çıldırdığı, İslam Aleminin fitne ve tefrika bataklıklarında boğulma girdaplarında adeta celalleştiği, Ülkemizin kadın şiddeti,aile içi şiddet, insanlık cinayetleri, uyuşturucu, satanizm gibi bir takım belalarla boğuştuğu bir dönemde, Kainatın Efendisi (s.a.v)’in tesis ettiği o mübarek asra, o emniyet asrına, huzur asrına, topluca birlikte yaşama ahlakını tesis edebilmek için, O’nıun önderliğine, kılavuzluğuna ihtiyacımız var.

Bu programlar bunun özlemi içerisinde hazırlanmış programlardır. Bir hafta boyunca katkılarını sunan çok değeli personelimize, Valiliğimjize, Belediye Başkanlığımıza, kurum amirlerimize, hâsılı katkısı olan herkese şükranlarımı arzediyorum. Bu meclisimizin, Peygamber (s.a.v.)’in şefaatine nail olabilecek değerde değerlendirilmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.”

İl Müftüsü Necati Akkuş’un selamlama konuşmasından sonra Cami Hizmetleri Daire Başkanı Selahattin Çelebi konferansını vermek üzere kürsüye geldi. Bu sene; “Hz. Peygamber ve birlikte yaşama ahlakı” adlı temayla kamuoyu önüne çıktılarını belirten Çelebi;   “Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu konuda bir şeyler söylememiz gerektiği, Hz. Peygamberin namazının bu güzel şeyleri söylemek için çok güzel bir fırsat olduğunu iyi bir imtihan olduğunu, Hz. Peygamberin hayatından bugüne aktarabileceğimiz çok güzel örnekler olduğunu bildiğimiz için bu temaları toplumumuzla, kamuoyuyla paylaşıyoruz” ifadelerini kullanarak şunları aktardı:  “Hz. Adem’den itibaren yeryüzüne, insanlığa Peygamber olarak gönderilmiş, insanları da aydınlığa çıkarmak için ömürlerini seferber etmiş bütün Peygamberlerimize, özellikle de Kutlu Doğum Haftasını kutladığımız, kutlu doğumuna erişmekle mutlu olduğumuz, iftihar ettiğimiz sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın haline, ashabına, ehlibeytine selatu selam olsun. 

 2011 yılından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığında temalı çalışmalar başladı. Kutlu doğum haftalarında, camiler ve din görevlileri haftalarında, Ramazan aylarında toplumda örselenmiş, ihmal edilmiş, unutulmuş, göz ardı edilmiş konuları biz bu haftalar vesilesiyle ön plana çıkarmayı arzu ettik, o yönde çalışmalara başladık. Örneğin geçtiğimiz yıllarda kutlu doğumla ilgili Hz. Peygamber ve merhamet eğitimi. Bir senemizin konusu buydu. Hz. Peygamber ve kardeşlik ahlakı, kardeşlik hukuku. Bir senemizin konusu buydu. Geçen sene Hz. Peygamber ve insan onuru konusunu ele aldık. Bu sene de Hz. Peygamber ve birlikte yaşama ahlakı adlı temayla kamuoyu önüne, halkımızın huzuruna çıktık. Hakikaten sizler, bizler bu hayatı hep birlikte yaşıyoruz. Hem ülkemizde hem de başımızı şöyle kaldırıp dış dünyaya baktığımızda müthiş gerilim olduğunu, insanlarda müthiş bir tahammülsüzlüğün olduğunu, yüksek oranda şiddet eğiliminin olduğunu hep birlikte görüyoruz, izliyoruz. Biz de Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu konuda bir şeyler söylememiz gerektiği, Hz. Peygamberin namazının bu güzel şeyleri söylemek için çok güzel bir fırsat olduğunu iyi bir imtihan olduğunu, Hz. Peygamberin hayatından bugüne aktarabileceğimiz çok güzel örnekler olduğunu bildiğimiz için bu temaları toplumumuzla, kamuoyuyla paylaşıyoruz. 

 Birlikte yaşama ahlakı deyince malum hepimizi biliyoruz ki sinevizyon çalışmamızda ilk görüntümüz dünyaya gelen bir bebek resmiyle başlıyor. Bir aile ortamında dünyaya geliyoruz, annemiz, babamız var, kardeşimiz var. İlk birlikte yaşama tecrübesini biz ailemizle yaşıyoruz, ailemizle paylaşıyoruz. Bu ne demek? Yani bir annemiz, babamız, kardeşlerimiz var. Dolayısıyla bizim dinimizde ilk birlikte yaşadığımız insanlara karşı nasıl davranmamız gerektiğini bize çok açık bir şekilde ifade ediyor. Örneğin hiçbir dinde, hiçbir beşeri sistemde olmayan, hiçbir manevi değerde olmayan anne, babayla, kardeşlerle ilişkiler, yaşadığı topluluklara karşı manevi sorumluluklarımız bizim dinimizde, İslam da çok ayrıntılı, açık bir şekilde ifade edilmiştir. Örneğin Anadolu da atasözü olarak ifade edilen öf bile demeyin ifadesi aynı zamanda bir ayettir. İnsan bunu anne baba olunca anlıyor. Gençken, henüz, çoluk çocuğa karışmamışken bu ayet inanın okuyup geçtiğimiz bir ayet iken ama ne zaman anne, baba oluyoruz o zaman “Ya ne kadar da değer vermiş” diye yüce rabbimize bir kez daha hamd ediyoruz. Yine bir ayette Yüce Allah kendisine kulluk etmenizi kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamanızı ve bununla birlikte anne ve babanıza iyilik yapmanızı emreder, buyuruyor. Bu bir tercih konusu olmaktan çıkmış, dini bir hükmü olarak karşımızda duruyor. Sonra sevgili Peygamberimiz Allah’ın Yaratıcının hoşnutluğu, rızası anne babanın rızasındadır Allah’ın gazabı anne babanın gazabındadır.  Hal böyle olunca insan Veysel Karani’yi tabii daha iyi anlıyor. Eve kadar varıyor, kapıyı çalıyor içeriden Hz.Fatıma’nın açtığı ya da annelerimizden birinin açtığı söylenir henüz evde yok akşam vakti gelir Resulullah dendiğinden annesinin sözünü hatırlıyor ; ‘Evde bulamazsan dön geri.’ Çok güzel annesinin sözünü hatırlayıp geriye dönüyor. Peygamberimiz de ona bütün insanlığın gönlünde bir yere sahip olacak Veysel Karani olmasını sağlayacak hırkasını gönderiyor. Nice insanlar nice sahabe ikram gelmiştir Peygamber Efendimiz ile sohbet etmiştir ama hırkaya nail olamamıştır. Bakın annesinin bir sözünü dinlediği için özel bir yere sahip olabiliyor. Şimdi anne babamıza yönelik takınmamız gereken tavır Kur’an-ı Kerim ve hadislerle çok açık. Sonra kardeşlerimiz oluyor, kardeşlerimizle birlikte yaşamayı tecrübe ediyoruz. Hz.Adem’in iki çocuğundan bahseder Habil ile Kabil’den. Tabi Kur’an’ın örnekleri aramızda belki tarih okuyan kardeşlerimiz vardır. Kur’an’ın tarih ile teması çok sıkı fıkıdır, tarihten çokça bahseder herhalde tarihten ders alalım diye bu niyetle olsa gerek.

Habil ile Kabil’den bahseden Kur’an da Habil iyi bir niyete sahip, samimi ama Kabil birz kıskanç biraz hırslı. Ama ikisi de Yüce Allah’a bir kurban adadılar fakat Habil’in kurbanı kabul edilirken hırslı olan intikam duyguları besleyen ve birazda samimiyetten uzak olan Kabil’in kurbanı kabul edilmez. Ve hırsını da kardeşini öldürerek alır. Yani burada da kardeşlerle bir arada yaşamanın, insanın öz kardeşleri ile de olsa bir arada yaşamanın samimiyet çerçevesinde olması, her türlü hırstan intikamdan çekememezlikten vs. kötü duygulardan arındırılmış bir şekilde devam etmemiz gerektiği bize anlatılır. Habil ile Kabil iki kardeşin mücadelesi, hayat hikayesinde… Sonra yine Kur’an’a baktığımızda Yusuf Aleyhisselam’ın hikayesinden Yusuf ile Züleyha hikayesinde Yusuf’tan bahsedilir. Gençlik dönemlerinde çokça okusunlar, çok güzeldir ve çok güzel mesajlar vardır. Kendisini kıskanan kardeşleri tarafından kuyuya atıldığından bahsedilir biliyorsunuz. Yani Kur’an bize o kardeşlerini anlatırken bakın ne diyor anne bir baba bir bile olsa kardeşlerinize karşı bu kıskançlık, kindarlık vs. gibi kötü duygular beslemeyin diye bize satır aralarında mesajlar verir Kur’an. Kardeşlerle birlikte yaşamanın nasıl olması gerektiğinin altını çizer. Sonra yetişkin çağlarımıza geldiğimizde, evlilik zamanlarına geldiğimizde evleniriz. Bu sefer eşimizle birlikte yaşama tecrübesi. Yani çocuk iken anne baba ile birazcık büyüdüğümüzde kardeşlerimizle, biraz daha büyüyüp serpildiğimizde evlilik çağına geldiğimizde bu sefer bir eşle hayata birlikte devam etmenin sorumluluğunu taşırız. Ve eşimizle beraber yaşamanın hukuku, kuralları, ahlakı, prensipleri var. Bu da son derece önemlidir. Bizim dinimizde aile müessesesine inanın o kadar önem verilmiştir ki kitaplarınız, Kur’an’ı Kerim ve Hadis-i Şerif’ler bunların örnekleri ile doludur. Ben hem birazda ortam rahatlatmak için hem de zihinlerde kalması amacıyla eşin sadakatinin nasıl olması gerektiğini Sevgili Peygamberimizden inanın o kadar güzel örneklerle öğreniyoruz ki ama içlerinden öyle birisi var ki bu örneklerin çok çarpıcı. 

2015 Türkiye’sinde bizim yapamayacağımız bir şey bu, bunları anlatıyoruz ama hocam siz uygulayın dediğinizde inanın yüzümüz kızarabilir, ayıp olur gibi endişelerle onu söylemekten çekinebiliriz. Nedir o? Bir gün kalabalık bir topluluk içerisinde Sevgili Peygamberimiz ashabıyla arkadaşlarıyla birlikte otururken birkaç gündür bir zamandır onunla çok sıkı fıkı ilişkilere girmiş, yani Peygamber Efendimizin yanında olmuş, onun işte bir takım emirlerini yerine getirmiş Allah Resulu’ne yaklaşmış  bir erkek sahabi Peygamber Efendimiz’e soruyor:  “ Ya Resulallah insanlar içerisinde en çok kimi seviyorsunuz?” diye. Yani aslında sorarken 3-5 gündür beraberiz biraz orada bir beklenti var. Bunu da biz Hadislerde anlıyoruz. Allah Resulu kalabalık bir ortam içerisinde erkeklerin olduğu bir ortamda Aişe’yi seviyorum diyor. Ayşe kim eşi… Yani Peygamber Efendimizin eşi Hz. Ayşe Validemiz. Şimdi bu soruyu soran sahabi diyor ki utandım, yüzüm kızardı Ya Resullallah ben onu sormak istemedim, bütün insanlar arasından kimi seviyorsun diye tekrar ikinci defa aynı soruyu yöneltiyor. Tekrardan Ayşe’yi seviyorum diyor Peygamberimiz. Cevabında ısrarlı, bu sefer diyor ki daha da mahçup oldum ben o cevabı beklemiyordum. Aile mahremiyeti gibi kabul edip onu söylemesini istemezdim gibi, 3.defa soruyu değiştiriyor erkekler içinden en çok kimi seviyorsunuz Ya Resullullah? Sözü aslında dönüp dolaştırıp kendisine getirmek istiyor ama bakın cevap Aişe’nin babasını seviyorum diyor. Yanı kayınpederi olan Hz.Ebubekir. Şimdi böyle bir Peygamberin ümmeti olmakla iftihar ediyoruz değerli arkadaşlar. Ama bugünün sorusunda sorsalar hocam en çok kimi seviyorsunuz, ya da toplumda herhangi birine sorsalar herhalde eşimizin ismini söyleyemeyiz. Niye bu kadar cesur değiliz, Hz. Peygamberin bu uygulamasını okuduğumuz, duyduğumuz, bildiğimiz halde o da bize sorulması gereken bir soru. Keşke onu yapabilsek… Yani aradan bu kadar zaman geçtiği halde, modern çağları yaşadığımız halde bunları ifade etmekten çekiniyorsak demek ki Hz.Peygamberi’i anlama, algılama, hayatımıza uygulama konusunda da ciddi sorunlarımız var. 

Ben bu vesileyle buluşmamıza ev sahipliği yapan Bilecik İl Müftümüze, Değerli Hocalarımıza, siz değerli Bileciklilere çok teşekkür ediyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Hepimiz huzurlu bir ülke için huzurlu bir ülke için çalışıyoruz. ‘Biz birbirimize dünya bize emanet’ sloganıyla bu sene birlikte yaşama ahlakını anlatalım diye böyle ülkenin dört bir yanına dağıldık. Ve çalışmalarımız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çalışmaları devam ediyor. Sizden destek bekliyoruz, katkı bekliyoruz. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.”
 
Konferans, Bilecik İl Müftülüğüne bağlı Kur’an Kursları arası yapılan Kur’an-ı Kerin yüzünden okuma ve bilgi yarışmasında dereceye girenlere ödüllerinin verilmesi ile sona erdi.
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol