Gebze İlyasbey Camiinde Çanakkale Şehitleri anıldı

Gebze Müftülüğü personelinden Mustafa Duran, Sedat Akbaş, Selahittin Ses, Emrullah Çalışkan Mevlit Şerif ve Kur’anı Kerim okudu.Gebze Müftüsü Şaban Apaydın Günün anlam ve önemi ile ilgili konuşma yaptı. Şühedanın ruhu için okunan Hatim ve Mevlit için dua yapıldı.

Müftü APAYDIN konuşmasında:'' Çanakkale savunması ve sonrasında kazanılan paha biçilmez değerdeki zafer gerek İslam tarihi gerekse Türk Tarihi açısından fevkalade büyük öneme sahiptir. Kendilerine haçlı ordusu ve başlattıkları bu harekâtı bir haçlı seferi olarak tanımlayan emperyalist güçler, Osmanlı Devleti’nin başkenti ve aynı zamanda halifelik makamı olan İstanbul’u ele geçirmek amacıyla çağın en yeni silahlarıyla 1915 yılında Çanakkale önlerine gelmişlerdir. Çanakkale Osmanlı payitahtının ve hilafetin merkezi olan İstanbul’un anavatanın giriş kapısındaki ileri karakoludur. İstanbul’u işgal etmek gayesiyle Akdeniz’den taarruz edecek olan bir düşman karşısında Çanakkale’yi bulur. Maksadına ulaşmak için önce bu şanlı muhafızı yok etmesi gerekir. İşte 1915 yılında bu topraklarda verilen ve büyük Akif’in Boğaz Harbi diye tanımladığı kanlı savaşın gayesi budur.  İstanbul’u almak yahut İstanbul’u vermemek. İki tarafta bunun için yüz binlerce insanın kanını Gelibolu Yarımadası topraklarında akıtmış, bu uğurda bir milletin istikbal vaat eden ve yine Büyük Akif’in “Asım’ın nesli” olarak tanımladığı altın nesli inandığı değerler uğruna gencecik yaşında kara toprağın bağrına gömülmüştür.

Çanakkale bizim için olmak ya da olmamak sözüyle aynı manaya tekabül eder. Ya var olup hür ve bağımsız bir biçimde dünya üzerindeki yaşamımıza devam edecek ya da yok olup esaret altında ezilerek mahvolup gidecektik. Bu necip millet, gerek aldığı dini terbiyenin gerekse tarihin yüklemiş olduğu büyük sorumluluğun bilinciyle esaret altında yaşamaya asla tahammül edemezdi. İşte bundan dolayı karşısına dikilen sözde medenilere teslim olmamış, direnmiş, ölürsem şehit kalırsam gazi diyerek kanının son damlasına kadar savaşmış, haçlıların hayasızca püskürttükleri cehennemi iman dolu göğsünde söndürmüştür. Düşman önce denizden Çanakkale’ye hücum etmiştir. Teknolojide çağın en son noktasına ulaşan gemilerin güçlü toplarıyla Çanakkale Boğazını müdafaa eden 22 istihkâmı bombardıman etmiş, en son 18 Mart 1915 günü yaptığı deniz saldırısında tarihin en ağır mağlubiyetlerinden birine duçar olarak Çanakkale’yi geçememiştir. Denizden sadece donanmanın yaptığı saldırıyla bu işi başaramayacağını anlamış, 38 gün sonra yani 25 Nisan 1915 günü bir şafak vakti dünyanın her ırkından her renginden ve lisanından topladığı ordularıyla Gelibolu yarımadasına saldırmıştır.

Büyük Akif’in: “Çehreler başka lisanlar, deriler rengârenk, sade bir hadise var ortada vahşetler denk Kimi Hindu, Kimi Yamyam kimi bilmem ne bela, Hani tauna da züldür bu rezil istila” sözleriyle en veciz bir biçimde ifade ettiği gibi, binlerce asker o sabah kuzeyde Anzak Koyu’na, güneyde Seddülbahir’deki beş adet (Morto, Ertuğrul, Tekke, İkiz ve Pınar içi Koyları)koya çıkarma da bulunmuş, kısa zamanda kuzeyde Conkbayırı’nı ve güneyde de 217 Rakımlı Alçıtepe’yi ele geçirerek Çanakkale Boğazı’na ulaşmayı amaçlamıştır. Müslüman Türk evladı bu mahşeri günde yüreğindeki iman ve vatan sevgisiyle seller misali coşmuş, Seddülbahir’de 26.Alay 3. Tabur Komutanı Binbaşı Mahmut Sabri Beyler, Ertuğrul Koyu’nda Ezineli Yahya Çavuşlar, Arıburnu’nda 27. Ve 57. Alaylar, sırtlan sürüleri misali üzerlerine saldıran on binlerin üzerine yağmur olup yağmış, şimşek olup çakmıştır. 19. Tümen Kumandanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal ve silah arkadaşları askeri bilgi ve tecrübeleriyle, bu hâkim tepelerin hayalini kuran düşmanı akşam saatlerinde, sabah çıktıkları yarların içine geri sürerek hapsetmişlerdir. 1915 yılının mart, nisan, mayıs ve haziran aylarında emellerine ulaşmak için kanlı taarruzlar gerçekleştiren İngilizler ve Fransızlar, et ve kemikten iman dolu kaleler kuran Mehmetçiğin savunma azmini kırmamış binlerce zayiat vererek mevzilerinde umutsuz bir bekleyişin içine girmişlerdir. Son bir umutla 06 Ağustos 1915 gecesi Suvla koyu ve Anafartalar ovası üzerinden çevirme harekâtı yaparak amacına ulaşmak isteyen düşman burada aynı kararlı ve imanlı direnişle karşılaşmış, 9 Ağustos 1915 ‘te Anafartalar ovasında Mehmetçik, Akdeniz Seferi Kuvvetleri Kumandanı General Sir’ Jan Hamilton’un mağrur ordularını yenerek birinci Anafartalar Zaferini tarihin altın sayfalarına yazmıştır. 10 Ağustos 1915 günü şafak vakti Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal Bey’in emir ve komutasında yapılan baskınla Mehmetçik, Conkbayırı eteklerine kadar gelip mevzilenen Avusturalya ve Yeni Zelanda birliklerini Müslüman Türk’ün bu Serhat Karakolundan sonsuza kadar sürerek, zafere dair son umutlarını da böylece nihayete erdirmiştir. 21Ağustos 1915 tarihine kadar Kireçtepe ve Karakol dağları hattında yapılan muharebelerde ve bu tarihte kazanılan II. Anafartalar Zaferi sonrasında istilacılar için durum değişmemiş, yine Çanakkale’yi geçemedikleri için dünyanın karşısında tüm prestijlerini kaybederek en son 9 Ocak 1916’da cepheyi terk edip gitmişlerdir.

Çanakkale Zaferi milletimizin yeniden dirilişinin destanıdır. Bu destan tarihe pek çok kahraman hediye etmiştir. Bunlardan en önemlisi ileride Milli Mücadele’yi başlatıp Yunanı Anadolu topraklarından kovduktan sonra modern Türkiye Cumhuriyetini kuracak olan Mustafa Kemal Atatürk’ tür. Çanakkale’de bu milletin milli ve manevi değerleri uğruna gözünü kırpmadan canını veren, fani dünya hayatını, umutlarını geleceğe dair ideallerini bizlerin istiklali ve umutları için seve seve feda eden şanlı ecdadımız, biz torunlarından vefa beklemektedir. Bu vefanın gösterilebileceği en anlamlı yöntemlerden biride onları duasız bırakmayıp, ruhlarını Kur’an-ı Kerim tilavetiyle şad etmektir. Günümüz Çanakkale’sinde evveliyatı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ e dayanan ve onun başlattığı güzel bir gelenek vardır. Her 10 Ağustos ‘ta necip milletimiz Arıburnu Cephesinin giriş kapısı hükmündeki Kabatepe Müzesi’nin bulunduğu alanda toplanır. Çanakkale’den ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen ecdat torunları anlamlı bir kalabalık oluşturur. Kur’anlar okunur, kasideler söylenir, günün anlam ve önemini ifade eden konuşmalar yapılır, şehitler için yapılan hayır yemekleri yenir ve eller Cenabı-ı Hakkın mübarek katına açılarak gönülden dualar edilir. Orada yapılan güzel işlerin sevabı Âlemlerin fahri, kâinatın efendisiyle birlikte mübarek şehitlerin ruhlarına bağışlanır. Yurt insanı etrafını kuşatan bu milli ve manevi iklimin tesiri ile yeniden şuurlanır, bir kez daha aslına rücu eder. Büyük Akif ‘in ; ‘’ Gök kubbenin altında yatar al kan içinde, Ey Yolcu şu topraklar için can veren erler, Hakkın bu veli kulları taş türbeye girmez, gufrana bürünmüş yalnız Fatiha bekler.’’ sözleri ile gönül dünyamızı titrettiği bu şiirinde önemine vurgu yaptığı husus duadır.

Çanakkale şehitlerimiz için kaleme alıp 2010 yılı 10 Ağustos’unda o güzel ortamda icra ettiğim duayı o günlerin güzel bir hatırası olmak üzere sizlerle paylaşmak istiyorum:

Ya Rab! Tarihin en şanlı zaferini kazanan Çanakkale deniz ve kara savaşlarının kahramanlarını 99. Yıl dönümünde rahmetle minnetle ve şükranla anıyoruz. Anadolu tarihinin şehit kanlarına doymuş, şehit kanlarıyla yoğrulmuş en müstesna topraklarının kara bağrında kefensiz yatan 253 bin şühedaya rahmet eyle. Ruhlarını şad eyle. Melei alada ferahnak eyle. Cennetin ve cemalinle serfiraz eyle. Ebedi İstirahatgahlarını kuranı azimüşşanın nuruyla pür nur eyle. Şehitlerimize layık oldukları saygı ve hürmeti göstermeyi ve onlara layık evlatlar ve torunlar olmayı genç nesillerimize nasip eyle. Bizleri tarihini, mazisini, geçmişini, atasını, ecdadını, şehitlerini unutanlardan eyleme.

Askere mermi taşırken yolda donarak ölen bacıların, bir günlük güvey iken cepheye koşan delikanlıların, elinin kınası kurumadan Mehmet’ini son defa gören üç günlük taze gelinlerin Ayşelerin, Fatmaların, bir umut diye gökteki kuşlara, yerdeki rüzgâra haber soran gözü yaşlı anaların fedakârlıklarını bizlere unutturma

Ya Rab! Bu mübarek topraklarda kefensiz yatan 253 bin şehidin anaları onları Çanakkale’ye uğurlarken

“Haydi oğlum haydi git,
Ha gazi ol ya şehit”

Diyerek uğurlamışlardı. Onlar, bir daha geri dönmemeyi göze alarak Çanakkale’ye geldiler. Bir vatan, bir millet, bir bayrak, bir mana ve ulvi bir dava uğruna canlarını feda ettiler. Karşılığında cenneti kazandılar. Firdevs cennetlerine koştular. Evlatlarına ve torunlarına da bir vatan kazandırdılar. Rengini şehit kanlarından alan ay yıldızlı bayrağımızı aziz ve şerefli kıldılar. Şehitlerimizin bize emanet ettiği cennet vatanımızın, milletimizin, dinimizin, devletimizin, bayrağımızın, ezanımızın, Kur’an’ımızın,  birliğimizin, beraberliğimizin kadrini kıymetini bilmeyi necip milletimize nasip eyle.

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı
Verme dünyaları alsanda bu cennet vatanı

diyen Mehmet Akif Ersoy’un bu güzel vasiyetini bizlere unutturma. Cennet vatanımızı kıyamete kadar payidar eyle. Vatan sevgisi ile dopdolu olarak vatanımız için çalışmayı bu vatanın her köşesini imar etmeyi kalkındırmayı bizlere ihsan eyle. Vatanımızın fenalığına çalışanlara fırsat verme ya rabbi. Bizleri dünyada vatansız ve ahirette imansız bırakma. Devletimizi payidar, milletimizi bahtiyar eyle.

Evliya yurdu bu toprak şüheda burcu bu yer
Bir yıkık türbesinin üstüne mevla titrer
Dışı baştanbaşa bir nesli kerimin yâdı
İçi boydan boya milyonla şehit ecsadı
Öyle meşbuu şahadet ki bu öksüz toprak
Oh bir sıksa adam otları kan fışkıracak

İşte böyle mübarek bir vatan için canını veren asker!

Ey şehit, ey şehit oğlu şehit. Biz bugün vatan ve hürriyetimize, din ve devletimize sahipsek bunu sana borçluyuz. Çünkü: Conkbayırı, Seddülbahir, Anafartalar, bomba sırtı, kanlı sırt senin kanınla tarihleşti. Türk milletinin en kıymetli değerleri arasına girdi. Sen buralarda adeta bir gül bahçesine girercesine şahadete koştun.

“ Bu toprağı Türk’ün kanı yoğurdu
Anam beni bu gün için doğurdu.

”diyerek siperlerinden fırlayarak şahadete koştun. Şairin:

“Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.”
Dediği gibi ceddine layık torun olduğunu gösterdin


Malazgirt’ten Viyana’ya kadar atalarının at sırtında şahadete koştuğu, din ve devlet için feda-i can ederken dökülen kanlarının eğer biriktirmiş olsaydı belki Keban Barajı’nı dolduracağı ey şehit;

Sen, şairin;
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”


Beytindeki manayı zenginleştirdin bu toprakları vatanlaştırdın. Bu savaşın isimli isimsiz tüm kahramanları; ey Mehmetçik; selam sana, Fatihalar, Yasinler, hatimler ülkemin her köyünden ve köşesinden en kutsal hediyedir sana.

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda”


İşte böyle mübarek bir vatan için, ezanı Muhammedî ve Kur’an-ı azimüşşan için canını ve kanını veren şehit: sen ölmedin. Bizim idrak edemediğimiz bir hayat tabakasında yaşamaktasın. Kur’an’ımız şehitleri müjdeleyerek şöyle buyuruyor: Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar rableri yanında diridirler. Allah’ın lütfundan rızıklanırlar. Kendilerine verdiği şeylerle sevinirler.

Sevindir onları ya Rab!
Rızıklandır onları ya Rab!
Firdevs cennetlerinde onurlandır onları ya Rab!


Ey mübarek vatan toprağı için canını veren şehit: dünya tarihinin şeref levhalarına altın harflerle “Çanakkale geçilmez” yazdırdın. Canından vazgeçtin malından vazgeçtin dünyadan vazgeçtin, fakat vatanından vazgeçmedin. Canını malını cennet karşılığında Allah’a ve milletine adadın. Allah’ın Kur’an’da müjdelediği başarıya, cennete nail oldun. Mahşer halkı akan kanlarınla ve yaralarınla seni tanıyacaklar. Senin şerefine şahitlik edecekler. Sen kucağını açmış bekleyen Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’ İn özel ilgisine muhatapsın. Çünkü sen bedrin arslanları gibi şanlısın. O şanlı şühedayı bedrin arslanları ile haşru cem eyle ya rabbi!

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor


Her kıtadan insanlar tufan gibi, kum gibi kaynıyor. Gökler yere ölüm indiriyor. Metrekareye altı bin mermi düşüyor. Yerler göğe ölü püskürüyor. Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el-ayak savruluyor sırtlara vadilere. Fakat sen aldırmayıp gülüyorsun. Göğsünde gülleler söndürüyorsun. Şehit oluyorsun. Amma şeref ve namusunu çiğnetmiyorsun. Dünyanın en yürekli ve en kahraman askeri-ey şehit. Şükran sana minnet sana, dualar sana, selam sana.

Ya İlahel Âlemin: vatan, millet, din ve devlet, bayrak ve şahadet sevgisinden bizleri ayırma. Şahadet ruhunu canlı tutmayı ve yeni nesil gençliğimize aşılamayı bu vatanın beka ve temadisi için elzem görmekteyiz. Bu manevi mirası şahadet ruhunu yüzyıllar- bin yıllar boyu yaşatmayı milletimize nasip eyle.

Ya İlahel Âlemin:  dünya milletleri binlerce yıldır hep boğuştular, savaşlarda ölen milyarlarca insanın cansız bedenlerini kara topraklara gömdüler. Yaşanan acılar ve gözyaşlarından sonra şimdi barışı, sevgiyi ve huzuru arıyorlar. Necip milletimize ve bütün insanlık âlemine sulh ve barış ihsan eyle. Ülkemize ve ülkemiz insanlarına karanlık günler gösterme. Milletimizi memleketimizi harplerden, kanlı savaşlardan, toplu imha silahlarından, fitnelerden, fesatlardan, bela ve musibetlerden, her türlü düşman taarruz ve tasallutundan terör ve tefrika belasından muhafaza eyle. Dâhili ve harici düşmanlarımıza karşı bizleri daima duyarlı ve uyanık eyle ya rabbi

Gök kubbenin altında yatar al kanlar içinde
Ey yolcu şu topraklar için can veren erler
Hakkın bu veli kulları taş türbeye girmez
Gufrana bürünmüş yalnız fatiha bekler


İslam tarihinin, Anadolu tarihinin tüm şehitlerinin ve gazilerinin ruhlarına, özellikle Çanakkale şehitlerinin ve gazilerinin ruhlarına, Mustafa kemallerin, Cevat paşaların, Yüzbaşı Hakkıların, Yahya çavuşların, seyit onbaşıların, bu savaşın ünlü ünsüz, isimli isimsiz tüm kahramanlarının tüm şühedanın aziz ve pak ruhlarına en yüce minnet ve şükran duygularıyla
El Fatiha'' diyerek sözlerini ve duayı tamamladı.

Program sonrası vatandaşlara yemek ikram edildi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.