Miraç'tan Hediye Bir Sabah Namazı
Grup Sayfamız İçin BURAYA Tıklayınız  

DİYANET HABER-    Acıgöl Müftüsü Muharrem EVİRGEN  ''Miraç'tan Hediye Bir Sabah Namazı''

“Yemin  olsun ki fecre”  diye başlar Fecr Suresi.  Dünyanın güneşle aydınlanma anı olan fecr-i sadık ve seher vaktiyle, karanlık yerini aydınlığa bırakıyordu. Peygamberimizin ifadesiyle “Allah’ın ümmetim için günün erken vakitlerini bereketli kıl” duasıyla bir kez daha Rahman olan Allah yeryüzünü bereketlendiriyordu seher vaktiyle.

Bu özel ve bereketli vakitler, modern insanın geç yatıp geç kalkması sebebiyle uykuda geçirilerek heba edimekte, gaflet içerisinde bereketten istifade edilememektedir. Aydınlığın ve güneşin yerini karanlığa bıraktığı geceye şahitlik ederken; sabah ile her şey uyanıp tesbihatına başlarken  insan denilen varlık sünnetüllaha meydan okurcasına derin bir uykudadır. Oysa İlk vahyin peşinden Cebrail (a.s) Peygamberimize abdest ve namazı öğretmiştir. Peygamberimizin ilk kıldığı namaz, Cebrail (a.s)’ın imamlık yaptığı sabah namazı olmuştur.(Ahmet Naim,II,279.)

İmam Hatip de öğrenci olduğumuz yıllarda söylediği ilahilerle büyüdüğümüz, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrencisi olarak büyük istifade ettiğimiz Bursa İl Müftümüz Prof. Dr. Mehmet Emin Ay Hocamız Nevşehir’de bir sabah namazı buluşması programına katılmıştı. Sabah namazı buluşmaları, Diyanet İşleri Başkanlığımızın talimatı ile Türkiye genelinde ve Nevşehir Kurşunlu Camii’nde zaman zaman icra edilen, fecrin ve seher vaktinin bereketini modern insana hissettirmeyi amaçlayan güzel uygulamalardandır. M.Emin AY hocamızın bir dizi yoğun programları arasına Nevşehir’i alarak böyle bir programa katılması bizim için son derece değerliydi.

Bizler de bir Müslüman olarak çıktık yola. Tabiat daha uyanmamış, sessizliğin sükuneti kaplamış her yeri. Kendimizi ve deruni âlemimizi dinleme ve oralarda yolculuk edebilmenin tam zamanı. İmam Hatip Lisesi yurdunda nöbetçi öğretmen olan bir kardeşimiz öğrencileriyle yollara düşmüş sabah namazı buluşmasına katılmak için. Onları görünce aracı durdurdum “hadi buyurun birlikte gidelim” dedim. Ancak araç öğrencilerin hepsini almamış ve bunun üzerine öğretmen kardeşim inerek kalan öğrencinin binmesini sağlamıştı “Ben yürüyerek giderim” diyerek. Az hareket edince kendi kendime sordum, “Oldu mu şimdi  hocayı yolda bıraktın” diye. Aracı durdurarak ve sıkışarak öğretmen kardeşimizi de aldık ve sabahın seher vaktinde tuttuk mabedin yolunu. Kendi nefsini öğrencisine tercih eden imam hatip neslini ve diğerlerini yetiştiren memleketimizin her yerinde var olan o büyük öğretmenlerimiz, hocalarımız, üstatlarımız, gerçek manada ki mürşidi kâmiller geldi aklıma. Rabbim onlardan razı olsun bizleri de onların yoluna turab eylesin.

Son dönem Osmanlı mimarisinin göstergelerinden biri olan, kubbesindeki kalem işlemeleriyle dikkat çeken Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın yaptırdığı tarihi Kurşunlu Camii’nin önü araçlarla dolmuş; kadın, erkek, milletin vekili ve kendisi, âlimi, fâzılı, zengini, fakiri camide cem olmuştu. O tarihi mekânda sabahın seherinde medrese ve tekkede pişmiş bir gönül ve ondan sudur eden Rabbimin lütfü bir seda ile iftitah tekbiriyle başlamıştı Saban Namazı. Fatiha Suresini “Hamd olsun Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Dîn günü'nün (tek) sahibi ve mutasarrıfı Allah’a…” dan sonra “Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.’’(Furkan,25) ayetleri ve akabinde Rahmanın kullarının özelliklerini ve güzelliklerini haykıran ayetlerle devam etti. Alemlerin Rabbine hamd ile başlayan birinci rekat; “De ki: “İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.’’ (Furkan,77) ile tamamlanıyor, rüku ve secdelerle kulluğun zirveliğine ulaşılıyordu.
İkinci rekâtta Rahman Suresi kıraat olunuyordu; “Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti; insanı yarattı, ona konuşmayı öğretti. Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler. Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın. Allah, yeri canlılar için yaratmıştır. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman,1-13) Kerim Kitabın, varlığın bu eşsiz özeti ile tamamlanan ayetlerinin kıraat olunduğu namazdan sonra başlayan tesbihatta bitkiler ve ağaçların secde ettiği şu varlık aleminde gönüller kendiliğinden katılıyor o kelime-i tevhide. Sesler birbiriyle buluşuyor, caminin kubbesinden gök kubbeye ulaşıyor. Gönüller O’nu anmakla tatmin oluyor, huzur buluyor.

Bu manevi ziyafetten sonra kahvaltı ikramı ile güzel bir sohbet ortamında bir başka güzelliği daha görüyoruz. Nedir bu güzellik? Bu gün itibarıyla ilmi mertebede profesörlüğe ulaşmış, makam olarak Bursa gibi bir şehrin müftülüğünde bulunan, ilahi eserleri hazırlayarak şöhreti de tadan sayın hocamıza membaından su içtiği bir irfan mektebindeki muhterem zât hatırlatılınca şu hadise ile cevap veriyordu. Hz. Aişe bir gün Hz. Peygamber’in, vefatından sonra eşi Hz. Hatice’yi övmesine karşı çıkarak (onu kıskanmış) “O yaşlı kadını ne anıp duruyorsun? Allah onun yerine sana daha iyisini verdi” deyince Hz. Peygamberde Hz. Hatice’yi kadirşinaslığından dolayı şöyle övmüştür: “Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Çünkü herkes beni inkâr ederken, o bana iman etti. Herkes beni yalanlarken o beni tasdik etti. İnsanlar mallarını esirgerken bana arka çıktı. Ve Allah Teala bana ondan çocuklar nasib etti.” (İbn-i Hanbel, VI, 118) Bunun üzerine Hz. Aişe, "Bir daha Hatîce hakkında kötü söz söylemeyeceğim.” der. (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 20; Nikâh, 108; Müslim, Fedâilu's-Sahâbe, 73, 78) Bu olayı anlatan  Hocamız membaından su içtiği irfan mektebindeki hocası hakkında; “Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir’’ diye bitirmişti. Bu cevap günümüz insanının anasını- atasını, kişinin yetişmesinde maddi ve manevi katkısı olanları yok saydığı değerlerin alt üst olduğu bir dönemde sevginin, muhabbetin, tevazuun vefanın, kadirşinaslığın bir tablosu olmuştu. Bir insanın bir insanı Allah için sevmesinin ne kadar güçlü bir bağ olduğunu göstermişti. Gönüllere tesir eden o ses ve sedanın aysbergin görünmeyen derinliğinin ipuçlarını veriyordu bizlere. Ve bu şekilde sehmimize düşen dersi alıyorduk bu sabah sofrasında.

Seher vaktinde başladığımız ve Peygamberimizin duasını yaşayarak gördüğümüz bu günün bereketli hallerine saat daha 07.00 olmadan onlarca örnekliğiyle şehadette bulunmuştuk. Günün bereketinin devam etmesini isteyen üç dost, yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkilerin secdelerini hissetmek istercesine Kapadokya’nın yeşil vadilerine bıraktılar kendilerini. Kuşların ve ağaçların baharla birlikte zikrine şahit olmak için. Bu tesbihat, duyabilene görebilene çok şeyler anlatıyordu zira.

Varlık, güneş, hayat bize hükmünü geçiremiyordu çünkü onlardan önce biz başlamıştık sabaha. Âdeta kâbenin etrafında dönen bizdik diğer varlıklar ve hayatın kalan kısımları daha uzağımızdaydı. Kainatın tesbihatıyla en önemli ibadet olan, hayatımızı disiplinize eden namazı hatırlamıştık. Bizlere bu güzellikleri gösteren sabah namazına, zikri hatırlatan müminin miracına ne mutlu…

Namaz aslında, bütün bağlardan kurtulup manevi yolculuğa devam edebilmekti. Her bir namaz her bir vakit manen yükselme idi ve bu yolculuk günün ilk sabah namazıyla başlıyordu. Peygamber (s.a.v)in Cebrail (a.s)’ın imamlığında  ilk kıldığı namaz da sabah namazı idi. 

Miraç Kandili dolayısıyla   bütün Müslümanların Miraç Kandili’ni tebrik ediyor, bu kutlu gecede Yüce Mevla’ya açılan ellerin ve yapılan duaların, bütün İslam âleminin birlik, dirlik, ve beraberliğine, insanlığın hidayetine, bu gece hediye edilen namazlarla müminlerin miracına vesile olmasını Cenâb-ı Haktan niyaz ediyorum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol