Müftü Necati Akkuş ‘Yaşlılar Haftasında’ konuştu
Grup Sayfamız için

Bilecik İl MüftüNecati Akkuş, Bilecik Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi tarafından düzenlenen "Yaşlılar Haftası" programına katıldı.

Bilecik Şeyh Edebali Konferans Salonu'nda düzenlenen program, Vali Yardımcısı Mustafa Güney’in; ülkemizde ve dünya ülkelerinde yaşlıların durumunu ile ilgili bilgiler verdiği açılış konuşmasından sonra, İl Müftüsü Necati Akkuş; "Toplumda yaşlıların yeri” konulu bir konuşma yaptı.

“İnsan hayatının en önemli kesiminin yaşlılık ve hayatın bir gerçeği olduğunu söyleyen Akkuş “Allah’u Teâlâ’nın koymuş olduğu kurallar çerçevesinde her yeni eskiyor, her doğan genç oluyor yaşlı oluyor ve dünyayı bir süre sonra terk ediyor. Bu bir hakikat ve inkâr edilemez bir hakikat” ifadelerini kullanarak konuşmasına şöyle devam etti:

 “Peygamber Efendimiz, diyorlar ki 5 şey gelmeden önce 5 şeyin kıymetini bilin. 1,ölüm gelmeden önce hayatın kıymetini bilin. 2, meşguliyet gelmeden önce boş zamanın kıymetini bilin. 3, hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetini bilin. 4, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin kıymetini bilin. 5, fakirlik gelmeden önce zenginliğin kıymetini bilin.
Bugün vaka ki her insan doğar, genç olur, büyür, olgunlaşır ve belli bir müddet sonra da yaşlanmaya başlar. İnsanın da hayatı aslında 3 dönemden ibarettir. Formülleştiriyorum ki gençlerimizin de aklında kalsın, çünkü bir anda hayatın üçüncü dönemine vardığınızın farkına varıyorsunuz. Bir dönüp bakıyorsunuz ki o 2 dönem geçmiş, 3.dönem e gelmiş dayanmışsınız. Az önce sayın Valim söyleyince biraz da irkildim açıkçası. 65 yaşın üzerindekiler derken, henüz o yaşa gelmedim ama çok az kalmış. Artık bu mukadder gelecek olan ‘Külli a-tin a-tin’ diyor Aleyhisselam her gelecek olan mutlaka gelir. Allahu Teala bir insana ömür verdiyse o en büyük nimetlerden birisi. Oraya biraz sonra gelelim, 3S’den başlayalım. 1.Dönemi insanın sevmekle geçiyor,2.dönemi saymakla geçiyor,3.dönemi sormakla ve sorgulamakla geçiyor. Yani 3S… 1.Dönem çocukluk ve gençlik dönemi, seviyor. Annesini seviyor, arkadaşlarını seviyor, oyuncaklarını seviyor biraz yaşı ilerliyor karşı cinsten birini seviyor. Bütün o samimi hayatı içerisinde, o saf, o temiz, henüz daha hayatın kirleriyle hayatın bir takım ihtiyaçları ile kirlenmemiş olan duygularıyla her şeyi seviyor. Sonra güç ve kudret sahibi oluyor. Elinin önünü, ardını anlamaya başlıyor. Bu defa sahiplik duygusu başlıyor. Sahip olma… Sahip oldukça da saymaya başlıyor. Evim, arabam, benim yatım benim katım benim paralarım benim dövizlerim benim işte dostlarım benim ahbaplarım benim oğullarım her birisi farklı şeyler sayıyor ama bu hengâme içerisinde sayış içerisinde ömür hızla akıyor ve bir gün dönüp bir bakıyor ki o saymanın telaşı içerisinde ömrü saymayı unutmuş. Çünkü ömrünün de bir sayısı var. Allahu Teâlâ tarafından takdim edilen bir sayı var; ölüm sayısı var, gün sayısı var nefes sayısı var. Alıp vermiş olduğumuz her nefes adeta iki taraflı çalışan bir hızarın çalışması gibi her gidiş gelişinde alıp verdiğimizin bizim ömrümüzün bir kısmını kesip götürüyor ve son noktaya geldiğimizde de artık kesilecek bir şey kalmayınca ömür tamamlanmış oluyor. Ömür gitmiş artık tabiri caizse güneşin sararma vakti gelmiş.
 
“Kişinin yaşlılara saygı göstermesi Allah’a olan saygısındandır”
Yaşlılık bilgelik demek, tecrübe demek, yaşlılık ara kuşaklararası köprü, bilgi aktarımı demek. Yaşlılık sevecenlik demek. Ton ton nineler evimizde vardı eskiden sakallı dedelerimiz torunlarına akşamları masallar, hikâyeler anlatırlardı. Bu bizim kültürümüzün, dini kültürümüzün ve ahlaki bir kültürümüzün, milli kültürümüzün vermiş olduğu değerlerdir. Çağdaş dünya ve çağdaş yaşam içerisinde bizde aynı şeye kapıldık ve yaşlanmamak için her bir türlü şeye çare aramaya başladık. Allahü Teala her derde mutlaka bir deva , bir ilaç vermiştir ama bir dert vardır ki onun ilacı yoktur. O da nedir? İhtiyarlıktır. İhtiyarlık bir dert midir? Yerine göre külfettir, yerine göre nimettir. Hakikaten yaşlılar belli bir vakitten sonra artık sıkıntılar yaşıyorlar. Vücutlarından sıkıntılar yaşıyorlar, psikolojik sıkıntı yaşıyorlar, ruhi sıkıntılar yaşıyorlar. Bir takım benim teknik olarak ifade edemeyeceğim farklı sıkıntılar yaşıyorlar ama biz eğer toplum olarak genel, milli, dini, ahlaki kültürümüzü yaşatmaya devam edebilirsek bu sıkıntıların en aza ineceği kanaatindeyiz. Önce şunu tespit edelim;
1- Yaşlılar bizim hayat sigortamızdır. Peygamber efendimiz  (S.A.V) diyorlar ki yaşlı ve  güçsüzleri bana haber verin. Ben onların ihtiyaçlarını göreyim. Çünkü siz yaşlılar hürmetine yardım görürsünüz ve rızıklandırılırsınız. Demek ki yaşlılar bizim memleketimizin, beldemizin, vatanımızın bereketleridir. Yardım görmesine ve rızıklanmasına vesile olan kutsal varlıklardır.
2- Yaşlılar hürmete ve saygıya en layık olan insanlardır. Peygamber Efendimiz yine Hadis-i Şerif’lerinde öyle buyuruyorlar. Kişinin yaşlılara saygı göstermesi Allah’a olan saygısındandır. Demek ki burada dini bir vecibe de var. Yaşlıya gösterilen saygı Allah’a gösterilen saygıya denk gösteriliyor. Hele bu yaşlı anne babaysa Ayeti Kerime de “Allah sizin önce kendine kul olmanızı emretti arkasından da anne babanıza yaşlandıklarında değil sadece anne baba olma hususuyla onlara ihsanda bulunmanızı, iyilikte bulunmanızı, güzellikle muamele etmenizi sizin üzerinize bir borç kıldı. Sizin Allah’a kul olmanızı, anne ve babanıza da saygı göstermenizi emretti, buyuruyor. Devamında onlardan ikisi ya da birisi yanınızda yaşlanır ise onlara güzellikle muamele de bulunmanızı öff bile dememenizi, onları güzellikle hoş tutmanızı ve şöyle dua etmenizi size tavsiye bulundu. Yarabbi bu anne babam beni nasıl çocukluğumda bağırlarına bastı beni korudu kolladılar ise sende onlara merhamet et diye dua etmemizi tavsiye etti. Peygamber Efendimiz(S.A.V.)’de bir Hadis-i Şerif’i daha var: “Anne ve babası veya ikisinden birisi yanında ihtiyarladığı halde onların hizmetini görüp dualarını alamadıklarından dolayı cenneti kazanamayanlara yazıklar olsun.” Anne babası yanında yaşlandı, onlara öyle bir hürmet öyle bir izzet ve ikramda öyle güzel muamelede bulundu ki onlar ona dua ettiler ve o dualarının neticesinde de cenneti kazandılar. Kazanamadıysa bir kimse onların duasını alıp cenneti, o kimseye yazıklar olsun.
 
“Gençlerde burada olduğu için ibret için anlatıyorum bunu”
Hatta burnu yerde sürünsün, zehir olsun, perişan olsun bedduası vardır.  Bir hikaye aklıma geldi, hikayedir tefsir kitaplarında geçer Hz.Musa Aleyhisselam  merak ediyor, Yarabbi acaba benim cennetteki komşum kimdir diye?  Gençlerde burada olduğu için ibret için anlatıyorum bunu, olmuş olmamış çok önemli değil. Allahu Teâlâ buyurur ki Ya Musa falan beldeye git, o belde de bir kasap var o kasap senin cennette ki komşundur. Hz.Musa merak eder, kendisini belli etmeyen bir kıyafetle gider ona misafir olur ben sana Tanrı misafiri geldim der.  Başım üstüne der, alır misafirini evine götürür onun her türlü ihtiyacını görür sofrasını kurar önüne bir miktar et koyar ve sonra der ki: “ Ya Musa bana biraz müsaade edeceksin benim az bir işim var, onu görüp ondan sonra sana arkadaşlık edeceğim.”  Musa Aleyhisselam merak eder adam gittikten sonra onun peşinden gider. Bakar ki adam bir odadan girdi oda da bir zembil var bir küfe var orta da asılıyor. Onu güzelce zincirle aşağıya indirdi, orada yaşlı bir kadın var o kadının güzelce elini yüzünü yıkadı. Önüne getirmiş olduğu yiyeceklerden ona yedirdi karnını doyurdu sonra ihtiyaçlarını gördü altını temizledi bezlerini aldı bir tarafta yıkadı temizledi, her türlü ihtiyacını görüp saçını başını taradıktan sonra onu güzelce yeniden yerine çekti ve sonra elini ayağını yıkayıp Hz. Musa Aleyhisselema geldi. Musa Aleyhisselam sordu, dedi ki : “Merak ettim, bu yapmış olduğun şey nedir?”  Adam anlattı, Ya Musa bu benin annemdir. Yaşlandı artık kendine bakamaz hale geldi bende her gün gelirim bu hizmetini veririm. Bu hizmetini vermedikten sonra kendim ne yemek yerim ne de yatarım. Her türlü hizmetini yaptıktan sonra ancak kendi ihtiyaçlarımı görmeye başlarım. Onun yüzünden de evlenmedim ki ola ki hanımım aksi birisi çıkar da ona zahmet verir, bekâr kaldım ve bu halde hayatımı devam ettiriyorum. Hz. Musa der ki :” Yalnız onu yukarı çekmeden önce o bir şeyler mırıldandı sen de âmin dedin, ne dedin?” Sorma dedi adam, aramızda bir hikâyedir. Yok, merak ettim nedir, diye ısrar etti Hz.Musa. Adam anlattı; inanmam olacağına ama her gün ben bu yaptığım muameleyi kendisine yapınca der ki Allah seni Musa’ya cennette arkadaş kılsın diye dua eder ben de olmayacak şey ama âmin derim. Bunun üzerine Musa der ki: “Müjdeler olsun sana, ben Musa’yım ve ben sana komşuyum Allahu Teâlâ sana cennette bana komşuluğu nasip etti.” der. Adam onun zevki ve hazzı içerisinde sofraya oturur. Tabii bu bir hikaye ama hakikat şu ki, büyüklerine saygı merhamet şefkat göstermeyenler küçüklerinden bu sevgiyi şefkati görme hakkına sahip değillerdir. Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifiyle yine sizi karşı karşıya kılmak istiyorum: “Küçüklerine merhamet göstermeyen büyüklerine merhamet ve saygı göstermeyen bizden değildir.” buyuruyor. Bir ölçü koyuyor ahlaki bir ölçü koyuyor, bizden değildir demesi aslında mümin değildir ibaresi değil, bizim ahlakımızla ahlaklaşmamıştır, bizim değerlerimizle değerlenmemiştir. Bizim anlayışımıza uygun hareket etmiyor demektir. Müslümana yakışmayan bir tavır demektir bu. Dolayısıyla bizler Müslümanlar olarak Allah’a, Peygamberlerine, Meleklerine, özellikle ahiret gününe, cennete ve cehenneme inanan müminler olarak Peygamber efendimizin bu tavsiyesini Cenab-ı Hakk’ın bize vermiş olduğu bu emir ve tavsiyeleri dikkate almak ve böylece yaşlılarımıza karşı gerekli hürmeti sırf yaşlı olduklarından dolayı değil önce insan oldukları için sonra Müslüman oldukları için sonra yaşlı oldukları için sonra yakınlarımız akrabalarımız oldukları için özellikle de anne ve babamız ise onların ayrı bir hakkı var üzerimizde onlara gerekli saygıyı hürmeti göstermemiz gerekiyor.
Değerli gençler! İslam’ın koymuş olduğu prensipler toplum hayatını ve fert hayatını kolaylaştıran güzelleştiren kurallardır. Gerek sosyolojik olarak gerek psikolojik olarak gerek ahlaki değerler olarak bu konulmuş olan prensipler Müslüman toplumunun hayatını tatlılaştıran, güzelleştiren, kaliteli bir hayat tarzına dönüştüren prensiplerdir. Bu münasebetle bu kurallarla bizim için sadece manevi bir tatmin değil aynı zamanda o büyüklerimizin yaşlılarımızın hayatını kolaylaştırması açısından çok önemlidir. Çocukken insan nasıl yardıma ihtiyaç duyar ise, nasıl sevgiye ihtiyaç duyar ise yaşlılarımız da aynı sevgiye şefkate ilgiye alakaya muhtaçtır. Dolayısıyla dinimizde ki ifadeler bizim için çok uyarıcıdır. Düşünün ki bir gün sizde yaşlı olacaksınız. Düşünün ki sizde bir gün çocukluğunuza döneceksiniz. Düşünün ki bir gün sizde muhtaç olabileceksiniz. Ömrün en sıkıntılı dönemleridir. Peygamber Efendimiz bile Allah’a sığınmıştır yaşlılığın vermiş olduğu sıkıntıdan Allah’a sığınmıştır. Dolayısıyla çok sıkıntılı çok çileli bir dönemdir. Bazen kültefe dönüşebilir. Bu külfeti nimete çevirmek gene sizlerin elindedir. Hem kendiniz için nimete dönüştürebilirsiniz, ondan sevap kazanabilirsiniz onların hayır duasını alıp cenneti kazanabilirsiniz hem de manen bir tatmin ruhi bir tatmin sağlarsınız. Hem de onların hayatını kolaylaştırmış, onların psikolojik olarak bir takım beklentilerini karşılamış olacaksınız.
 
Şu tavsiyelerle ben bitirmek istiyorum; yaşlılarımızın yanında özellikle onları rahatsız edecek huzursuz edecek tavırlardan kaçınalım. Yaşlılık huysuzluktur birazda, onun psikolojisi biraz farklıdır. Yaşlı insanın psikolojisi farklı oluyor, huysuzlaşabiliyor, çocuklaşabiliyor, bazen hastalık geliyor unutuyor, elleri titriyor, yemeğini yiyemiyor. Siz de çocukken yemeğinizi yiyemiyordunuz, anneniz kaşıkla ağzınıza veriyordu, döküyordunuz hiç kızmıyordu. Öyle mi? Yaşlı da çocuklaşıyorsa demek ki ona da o şekilde yaklaşmak lazım.  Ona da o muhabbetle o sevgiyle yaklaşmak lazım ve onların yanında onları huzursuz edebilecek tartışmalara sebebiyet vermemek lazım. Onları yüceltmek lazım, onları onure etmek lazım. İşte o zaman onlar yaşadıklarını huzur içerisinden yaşar bizde onların dualarının bereketiyle şu mübarek vatan üzerinde bol bol rızıklanır ve korunmuş oluruz. Yüce Mevlam yaşlılara hürmet göstererek yaşlılığında hürmet görenlerden eylesin.”

 
Program, huzurevi sakinlerinden Mustafa Yılmaz'ın yaşlılarla ilgili yazdığı kompozisyonu okuması ile "Yaşlılar Haftası" nedeniyle düzenlenen ve resim ve kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencilere Vali Yardımcısı Güney, Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Tetik ve Şeyh Edebali Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Murat Işık'ın ödüllerini vermesiyle sona erdi.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.