Müslüman iken İslam dininden çıkan kişilere mürted denir.Kelimenin terim anlamı budur.

Kişiyi dinden çıkaran söylediği sözler midir, davranışları mıdır yoksa kalbi eylemi ve bunu sözüyle ifade ederek kişinin “ben artık Müslüman değilim” demesi midir? Bu gibi hususlar makalemizin çerçevesi dışındadır.

Biz burada dinden çıktığına dair âlimlerin ittifak ettikleri kimsenin hükmü konusunu ele alacağız. Çünkü eğer mürted için ceza varsa böyle biri için vardır.

Ehl-i Sünnet mezhebi hukukçularının kahir ekseriyetine göre dinden dönen kimse önce hapse atılır, ardından İslam’ı iyi bilen âlimler çağırılıp tekrar İslam’a dönmesi konusunda o kimseyi ikna etmeye çalışırlar, tövbe edip İslam’a dönmediği takdirde ise idam edilir.

İkna süreciyle ilgili farklı görüşler olsa da sonuçta tekrar İslam’a dönmediği takdirde öldürülür, derler. 


Mezhep mutaassıpları hariç Müslüman âlimlerin tamamı delili önemser; delil neredeyse biz de oradayız, derler.

Biz de deliller muvacehesinde meseleyi ele alacağız. 

İslam’dan dönen kimsenin öldürüleceğini söyleyen Ehli Sünnet ve bu görüşte olan diğer mezhep hukukçularının dayandıkları bir delil var mıdır?

Kur’an-ı Kerim dinden dönenlerden söz etmekte ve ayetlerin hiçbirinde öldürülmeden söz edilmemekte, hep ahretteki cezadan söz edilmektedir.

Mesela Âlu İmran suresinde şöyle denilmektedir:
“İman ettikten, bu elçinin hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra inkâr eden bir topluluğu Allah nasıl doğru yola kavuştursun? Allah böylesi zalimler güruhunu doğru yola kavuşturmaz. Onların cezası: Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğramaktır. Sonsuza kadar o lanette kalacaklardır. Azapları hafifletilmeyecek ve onlara mühlet de verilmeyecektir.” (3 Âlu İmran 86-88).

Görüldüğü gibi ayette dünyevi bir cezadan değil, ahretteki bir cezadan söz edilmektedir. Bu sebeple bazı âlimler, ancak inkâr üzere öldükleri kesinlik kazanmış olan Firavun ve Ebu Leheb gibi kimselere lanet edilebileceğini, başkalarına lanet okunamayacağını söylemişlerdir. 

Bakara suresinde de şöyle denilmektedir:
“Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse işte onların amelleri hem dünyada hem de ahrette boşa gitmiştir. Onlar ateş ehlidir ve orada ebedi kalacaklardır.” (2 Bakara 217). 

Bu ayette de ahretteki cezadan söz edilmektedir. 

Bilakis Kur’an-ı Kerim, inanma ve inanmama konusunda insanları serbest bırakmıştır; isteyen istediği dini seçer; istediğini bırakıp başka bir dine geçer, bütün bunların mükâfat ve cezası ahrette olacaktır. “Dileyen iman etsin ve dileyen inkâr etsin” (18 Kehf 29).

Mürteddin öldürüleceğini söyleyenlerin delilleri: “Dinini değiştireni öldürün” ve benzeri rivayetlerdir. O halde söz konusu bu rivayetlerin bu konuda ne ölçüde delil olup olamayacağı meselesi önemlidir.

PEYGAMBERİMİZ SAVAŞ AÇMADIKÇA MÜRTEDLERİ ÖLDÜRMEMİŞTİR



Her şeyden önce Peygamber döneminde dinden dönenler olmuş ve Peygamber, dininden döndüğü için kimseyi öldürmemiştir. 

Âlimlerin birçoğu, rivayet ettiğiyle amel etmeyen kimsenin o rivayetini hüccet kabul etmemiştir.
Ravinin naklettiği rivayet hüccet kabul ediliyor da bir Peygamberin söylediği kabul edilen bir sözle Peygamber'in kendisi amel etmemişse o söz onun sözü olarak kabul edilir mi? Biz biliyoruz ki peygamberler bahaneler ileri sürmez, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederler. Bu konuda hiçbir mümin kişinin tereddüdü yoktur.


Ayrıca bu rivayetleri sahih kabul etsek bile yine bu rivayetlere dayanarak dinden dönen öldürülemez. Çünkü bir konuda birden fazla rivayet varsa o konuyla ilgili bütün rivayetler göz önünde bulundurularak hüküm varılır: Konuyla ilgili başka rivayet vardır ve o da: “Dininden dönüp cemaatten/toplumdan ayrılanı öldürün” şeklindedir. Burada cemaat denilirken sadece Müslümanlar kastedilmiyor; İslam yönetiminde bulunan topluluğun tamamı kastediliyor. 

Sonuç olarak bu rivayette dinden dönüp o topluma savaş açan kimse kastediliyor.

HANEFİLERDE ÖLDÜRÜLEN MÜRTED, SALDIRI-SAVAŞ HALİNDE OLAN KİMSEDİR

Bu sebeple Hanefi mezhebinde dinden dönen kadın öldürülmüyor. Eğer hükmün dayanağı sadece dinden dönmek olsaydı, kadın da öldürülürdü. Hanefiler, kadının öldürülmemesini savaşçı olmamasına bağlarlar. O halde problem dinden dönen kişinin topluma savaş açmasıdır ve sözü edilen bu savaş sözle değil, fiilen silahla olmalıdır.

Eğer böyle bir durum söz konusu değilse sadece böyle bir potansiyelinin varlığından dolayı erkek de öldürülmemelidir. Hanefiler erkek öldürülür derken böyle bir potansiyele sahip olmasından dolayı söylemişlerdir.

Oysa suç işleme potansiyelinden dolayı insanlar öldürülecekse her mümin dinden dönmeye adaydır ve öldürülmelidir, denilebilir.

Zaten tarihte de sırf dininden döndüğü için kimse öldürülmemiştir; öldürülmüşse ya gariban biridir ya da öldürme siyasi muhalefetten dolayı gerçekleşmiştir, dinden döndüğünden dolayı değil.

Siyasi muhalefetten dolayı ise kimse öldürülemez. İslam âlimleri, bir müçtehidin, meriyetteki hükümlere aykırı içtihatlarda bulunabileceğini söylemişlerdir. Alim kişi mer’i hükümlere fiilen uyar ama sözeri ve yazılarıyla muhalefetini devam ettirir. Bundan dolayı da sorgulanamaz. 

Mürted kişinin hapse atılması ve ikna meselesine gelince, hapsetmenin delili yoktur. Öldürme, telafisi mümkün olmayan bir cezadır. Madem dinden dönen kişi tekrar İslam’a dönmesi için ikna edilmeye çalışılır diyorlar ya öldürülmemiş olsa ve ileriki bir zamanda geri dönecek idiyse öldürmekle bunun önü de kapatılmış olur. 

MÜRTEDİN ÖLDÜRÜLMESİ MÜNAFIKLARI ÇOĞALTIR

Haddizatında “dinden dönenin öldürüleceği” hükmü, Müslüman toplumda münafık üretme araçlarından biridir; dinden vazgeçenler öldürülme korkusuyla bu durumlarını açığa vurmaz münafık olarak hayatlarını devam ettirirler. Eğer bir tehlikeden söz edilecekse münafıklar inanmayanlardan çok daha tehlikelidir.

Kur’an’ın söyledikleri çerçevesinde mesele değerlendirildiği takdirde her konuda kişilerin düşündüklerini söyleme hürriyeti vardır; ceza verme veya baskı İslam’a aykırıdır.

Düşündüğünü ifade etme ve başkasının temel haklarının önüne geçilmediği sürece düşündüğünü yaşama geçirme konusunda ne laiklik ne başka bir sistem İslam’la yarışamaz.

Ancak Müslümanlar böyle midir, derseniz cevabım olumsuz olacaktır. Zira çoğu konuda ve özellikle farklı inançlarla ilgili meselelerde Müslümanlar dinin temel kaynağından beslenmiyorlar. 

(EDİTÖRÜN NOTU: Zekat vermeyenler konusunda Ridde adıyla tarihe geçen Hz Ebu Bekir (ra)'in aldığı savaş kararı; İslam devletine bir başkaldırı, ve irtidat edenlerin zekatla yetinmeyip etrafa saldırmaları, Medine'ye yürümeye teşebbüs etmeleri sonrası bozgunculuk yapmaları nedeniyledir. Salt irtidat etmelerinden değildir...)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
ümit 7 ay önce

aynen katılıyorum.

Avatar
... 7 ay önce

lai̇k....rahe fi̇ddi̇i̇n. mehddi̇ gele i̇şler düzele..

Avatar
Nihayet 7 ay önce

bu sitede okumaya değer, kıymetli ve ilmi bir makale okuyabildim. ölsemde gam yemem artık. islami bir konuda kurana müracaat eden ilim adamlarımızda varmış demek ki. yüreğinize sağlık hocam.