Müslüman; güven veren, güvenin kaynağı olan kimsedir. Doğruluk ve güven, müslümanın olmazsa olmaz vasfıdır. Doğruluk ve güven (sıdk, emanet) peygamberliğin vasıflarındandır, bizim Peygamberimiz Hz Muhammed de (s.a.s) doğruluk ve güvenin piridir. Henüz peygamber olmadan önce kendisine Muhammedü’l-Emin denilmiştir.
           
Müslüman, güven veren insan olunca onun yaşadığı ülkenin de güvenli bölge olması icap eder. İslam coğrafyasının ilk güvenli bölgesi (harem) Mekke’dir. Hz İbrahim (a.s), Kabe’yi inşa edince Cebrail (a.s) gelmiş, bizzat kendisi Hz İbrahim’e harem sınırlarını işaret ederek harem bölgesini belirlemiştir. Harem sınırları, aşağı yukarı Mekke şehrini içine alır. Bu sınırlar günümüze kadar korunmuştur. Halen Mekke civarında harem sınırını işaret eden sütunlar ve levhalar mevcuttur. Peygamberimiz (s.a.s) de Medine’de Mescid-i Nebevi’yi inşa ettirdikten sonra Medine’yi harem ilan etmiş ve şöyle buyurmuştur. “Haremin otu koparılmaz, ağacı kesilmez, hayvanı öldürülmez, oraya sığınana dokunulmaz.” Mekke ile Medine’nin haremliği, “Haremeyni şerifeyn.” (İki harem bölge) terkibi ile ifade edilir. Bu bölgede yönetici olmanın meşru şartı, bölgenin güvenliğini sağlamak ve hizmetlerini bihakkın yürütmektir. Bu sebeple Mekke ile Medine bölgesinin yöneticileri de “Hadimu’l-Haremeyni’ş- Şerifeyn” (İki Harem bölgenin hizmetkarı) olarak nitelendirilir.
           
Bir yer harem yapılınca oraya bir nevi dokunulmazlık da kazandırılmış oluyor. Günümüzde bazı tarihi ve turistik yerler sit alanı ilan edilerek koruma altına alınıyor. Sit alanı olan yerlerin sadece tabii dokusu korunur. Oysa harem bölgesinde doğal doku ile birlikte içinde hayat süren canlı varlıklar ve insanlar da korunmaktadır. Mekke ve Medine dışında Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Kudüs de harem olarak kabul edilir. İsrail’in işgali altındaki Kudüs’ün haremliği maalesef, İsrail işgal kuvvetleri tarafından yerle bir edilmiştir.
           
Kanaatimce, İslam’ın nihai hedeflerinden biri de bütün İslam coğrafyasının hatta dünyanın harem (güvenli bölge) olmasıdır. Nitekim Allah Teala, “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar kafirlerle savaşın” buyuruyor. (Enfal, 6/ 39)  Dinin tamamen Allah’ın olması, her yerin güvenli bölge olmasını da gerektirir.  İbadetler de müslümanı bu hedefe hazırlar: İslam’ın beş şartından namaz insanı her türlü kötülükten alı kor. (Bkz. Ankebut, 45)  Oruç, insanı kölüklere karşı korur ( lealleküm tettekun, (Bakara 2/183)  Zekat malı temizler ve malın bir nevi manevi sigortası gibidir. Hac ibadeti ise, haremin hakka’l- yakin somut örneğini bize gösterir. Daha geniş anlamda İslam ahlakı da insanı her türlü kötülükten korur, olgunlaştırır, insanı kamil haline getirir. İnsanı kamillerden meydana gelen toplum da Kur’an’ın beyanı ile, “İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Al-i İmran, 3/110) erdemli toplum olur.
           
Güvenilen insanların yaşadığı bölge ve coğrafyanın da mantık kurallarına göre güvenilir bölge olması gerekiyor. Peki öyle mi? maalesef hayır. İslam coğrafyasının bir çok yerinde şu anda kaos hakim. 13. 19. ve 20 yy’da hakim olan karmaşa kısmen devam ediyor. Afganistan’a 30 yıldır barış ve huzur gelmedi. Irak 20 yıldır perişan. Suriye’de üç yıldır kan gövdeyi götürüyor. Libya’da ve Mısır’da sular durulmadı. Filistin topraklarını işgal eden Lanet isrial gücü, adeta bütün İslam alemi ile ve dünya ile dalga geçercesine katliamlarına devam ediyor ve soykırım yapıyor.  Mevcut durumu tespit ederken, her taşın altında siyonist arama ve bütün suçu Siyonistlere yıkma kolaycılığına kaçmayacağım. Öte yandan, ey Müslümanlar, bütün suç bizde, eğer biz güçlü olsaydık bütün bunlar olmazdı, diyerek zaten mahzun olan gönülleri daha fazla incitmeyeceğim. Ayrıca bir ümmeti suçlama yetkisine sahip olmadığım kanaatimdeyim. Ancak toplumu aydınlatma konusunda sorumluluk taşıyan bir fert olarak durum tespiti yapmak ve çözüm aramak gibi bir görevimin olduğunu düşünüyorum.
           
Eğer, bir buçuk milyar müslümanın yaşadığı İslam coğrafyasının bir çok yerinde can ve mal güvenliği yoksa, Müslümanların çoğu Peygamberimizin Veda Hutbesi girişinde beyan ettiği “İçinde yaşadığınız, gün, ay ve Mekke nasıl mukaddes ise, canlarınız ve mallarınız da öylece mukaddestir ve her türlü tecavüzden korunmuştur.”  tembihine uymuyorsa Müslümanların ve İslam ümmetinin;
           
Din algısı,
Dünya algısı
İnsan algısı ve
İslam algısı arızalı demektir.


Müslümanların çoğu evrensel bir dünya görüşüne ve İslam anlayışına sahip olmadıklarından, içinde yaşadıkları dar bölgenin insanı ve dünya görüşü dışındakileri tanımadıklarından, onlara değer vermediklerinden dünya barışına katkı yapamamakta, aksine kaosun edilgen bir faktörü olmaktadırlar. Mehmet Akif’in 20. yy.’ın başında yaptığı tespit günümüzde de maalesef geçerliliğini korumaktadır:

Kaç hakiki Müslüman gördümse hepsi makberdedir.
Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir.


İnsanlığı, sanal değil gerçek, idealde kalan değil bil fiili yaşanan bir maneviyat, ve Kur’an ve sünnete uyan İslami bir hayat kurtarabilir. Ya aklımızı başımıza alıp her birlikte kurtuluşun yollarını arayacağız ya da çaresizlik içinde kaoun bizi de imha etmesini bekleyeceğiz. Ali kıran baş kesen bir imaj Müslüman imajı olamaz. İŞİD denilen türedi örgütün din adına yaptığı vahşetler ne kadar vahim ise, onların İslam coğrafyasında zemin bulması da o kadar vahimdir.

Allah katında mükellef olmanın temel şartı akil ve baliğ olmaktır. Kaosa alet olanların biyolojik olarak akil baliğ olduklarını varsaysak da, akıllarını basiret ve ferasetle kullanamadıklarını söylemek durumundayız. Aklını kullanamayan bir kişi olsa olsa azgın bir mükellef olur, dinini doğru anlamayan kişi de aklını esir alanların gözü kör bir taraftarıdır sadece.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.