Mustafa İslamoğlu, eskiden iyi takip ettiğim ve çoğunlukla görüşlerine katıldığım biri idi. Kendisi hep "Birilerini körü körüne takip etmeyin, sorgulayın, eleştirel yaklaşın" der, dururdu. Türkiye olarak Fetö'nün haşhâşîlerinden ağzımız yandığı için, bir televizyon ekranı kapan hocaları ihtiyatla dinlemeye ve aldığım dini eğitim müktesebâtı ile sorgulamaya başladım. Bu din yeni ortaya konulmamıştı. Amerika’yı yeni keşfetmiyorduk. Elbette geçmiş dönemlerde de birçok yorum ve ictihat olmuştu. Bunların doğruları da, yanlışları da vardı.

Dolayısıyla Kur'an'ın dışında her kitap ve görüş eleştiriye açıktır. Başta Buhari olmak üzere hadis âlimleri ve naklettikleri hadisleri tenkide tâbi tutulmuştur. İmam Azam dahi acımasız bir şekilde eleştirilmiştir. Ama hiç bir âlim yok sayılmamıştır. "Yiğidi öldür ve hakkını inkâr etme" anlayışıyla, bir taraftan eleştirirken diğer yönden de bu âlimler takdir görmüşlerdir.

Fakat günümüzün reddi miras üzerine din algısı geliştiren bir takım hocaları, eleştiri sınırını da aşarak had ve hudut tanımadan, parmak sallayarak habire saldırmaktadırlar. Sünneti itibarsızlaştırarak "Kuran tek kaynaktır, Sünneti bağımsız kaynak olarak ileri sürmek, Allah'a şirk koşmaktır" diyerek, meşhur Fransız müşteşriki/oryantalisti Joseph Shat'ın, hadislerin iki yüz yıl sonra yazıldığı gerekçesiyle "Bunların hiçbiri, özellikle fıkhî hadisler sahih değildir" diye açtığı bayrak yarışında yerlerini almışlardır.

Son zamanlardaki söylemleri ile Mustafa İslamoğlu da bu koşuda yerini alanlardan biridir. Etrafta kendinden başka âlim yokmuş gibi, eline kılıcını alarak geçmiş âlimleri, özellikle Buhari başta olmak üzere hadis âlimlerini toplu katliama tâbi tutmaya başladı. Önceleri; "Elbette Buhari ve diğer âlimlerin eserlerinde zayıf ve uydurma hadisler vardır. Ama bu onların da insan olduğunu ve hata yapabileceklerini, bu durumun, onları itibarsızlaştıramayacağını" hep söylerdi. Gelenekçinin biri "Buhari çökerse İslam çöker" şeklinde, Buhari'yi dokunulmaz ilan ederek, eserini Kur'an seviyesine çıkaran salakça bir laf edince, bu bizim hazret, "Çarkçı Kemal" gibi, oldu "Çarkçı Mustafa." "Âlimlerimizin hatalarında odaklanarak onları itibarsızlaştıramayız" diyen Mustafa buhar olup gitti ve yerine pervasızca etrafa parmak sallayan Mustafa geldi.

"Gelenekçi değiliz, gelenekliyiz" diyen Mustafa, yandı, bitti kül oldu, yerine geçmişle ilgili ilmî gelenek adına ne varsa yok saymaya başladı. Onları Kur'an'ı anlamayan embesil, dunkof olarak ilan etti. Onların kafası basmıyordu. Sadece Çarkçı Mustafa'nın kafası ve onun tıynetinde olanlar Kur'an'ı doğru anlıyordu. Âlem salak, bunlar akıllıydı.

Mustafamız; "İndirilmiş din-uydurulmuş din ayrımını yapınca bazıları küplere biniyor" derken Kur'an'ı kendini tasdik ettirmek için kullanarak din uydurduğunun farkında değildi. "İndirilmiş din derken kendi görüşlerimizi söylemiyoruz. Kur'an'ın dediğini ifade ediyoruz" demeyi de ihmal etmeden gözünüzün içine baka baka da Kur'an'ı kendi istediği gibi konuşturuyordu.

Öyle ya bu Mübarek Kur'an, Hz. Ömer'in elinde adaleti icra ederken, Haccac-ı Zalimin elinde zulme alet kılındı.

Mustafa, Kur'an'ı, niye ekseninden kaydırılmış dinine alet kılmasın idi. Birileri din uydururken o da ayetleri zemininden kaydırıyordu. Ben de ona "Sen de kaydırılmış bir din icad ediyorsun" desem yalan olmaz herhalde...

Ürettiği sloganların arkasına sığınarak Kur'an üzerinde tahriflerde bulunuyordu. Daha birkaç hafta önce yani 23.12.2016 Cuma gecesi Hilal TV'de canlı yayınlanan "Vahiy ve Hayat" programında Malatya'dan esti yağdı. Sanki inciler yağdırıyormuş gibi aynı programı iki hafta üst üste paketten tekrar yayınladılar. Bu programda Maide suresi 33. ayetini adeta süs kabağı ilan etti. Ayette "Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki rezillikleridir, ahirette onlar için büyük bir azab vardır" buyrulmaktadır. Mustafa, pür hiddet "Bu ayet inşâî değil haberîdir. Yani bir cezayı emretmiyor. Firavun’un uyguladığı cezadan haber veriyor. Tâhâ 71. ayette firavunun sihirbazlara bu şekilde ceza vereceğinden bahsediyor. Tarihte böyle bir ceza uygulanmamıştır" diyerek Allah'a asıl kendi iftira ediyor. Bu hazret, Kur'an'ı kendi gibi anlamayanlara "Allah'a, utanmadan nasıl iftira ediyorlar" suçlamasını sürekli yapıyor, sanki aynaya bakıp kendini anlatıyordu.

Ey Mustafayı, saf saf dinleyen müntesipleri! Bu adamın ağzından çıkanların, "doğrunun tâ kendisi" olduğu hashâşiliğine kapılmayın. Elimizde, orta yolda olan âlimlerimizin kitapları var. Tefsirin ana kaynakları var. Mustafa, bu tür ayetleri çok acımasız buluyor ve Allah'ın rahmet sıfatına ve insanın onur ve şerefine uygun görmüyor. Allah'a merhamet dersi veriyor. Kendisi bazen eleştirdiği kişilere Hucurat suresinin 16. ayetinde buyrulan "De ki: 'Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bilendir" ilahî buyruğundan hareket ederek "Siz Allah'a din mi öğreteceksiniz" diye saldırıyordu.

Ama kendisi, lafızları gayet açık ve geçmiş ulemanın ortak aklı da, bu ayetteki Allah ve Rasûlünün getirdiği ilkelere harp ilan ederek yol kesip soygun yapanların, hırsızlığın bir üstü olan ve "büyük hırsızlık" olarak değerlendirilen soygunun cezasının çaprazlama el ve ayağın kesilmesi olduğunu, bu soygun esnasında hem tecavüz edip hem öldürenlerin öldürülüp, cesetlerinin ibret için asılmalarını, yani işledikleri cürmün ağırlığına göre ceza uygulanmasını emretmiş bulunduğunu kabul etmişlerdi.

Ayeti böyle anlayan bütün selef uleması, Mustafa’ya göre Allah'a iftira etmiş oluyordu. Halbuki bu beyler, bu tür ceza hukukunu içeren ayetleri, peşine takıldıkları Fazlurrahman gibi buharlaştırmaktadırlar. Fazlurrahman, "El kesme gibi ceza öngören ayetler, o günün, kanun tanımaz, hukuk bilmez Arap bedevilerini yola getirmek içindi. Yani tarihseldir. Bu günün medeni insanına bu cezaları uygulayamayız" diyen bir modernisttir.

Sizin anlayacağınız, Kur'an'a çağıran bu eksen kaydırıcıları, kelime oyunu yaparak sizi Allah'ın indirdiği Kur'an'a değil, kendi yorumladıkları Kur'an'a çağırmaktadırlar. Yani sizi Allah'la aldatmaktadırlar. Bu konuda çok pişkin ve utanmazdırlar. Gözünüzün içine baka baka ayetleri tahrif ederler ve kendi tahriflerini, gerçeği bilmeyen yandaşlarına kabul ettirebilmek için de Kur’an’ı kendileri gibi anlamayan geçmiş ve şimdiki âlimleri işaret ederek "cambaza bak cambaza" kurnazlığını gösterirler.

Diyecek söz çok da sizleri fazla meşgul etmemek için nereye koştuğunu tahmin edebileceğiniz Mustafa’nın twetinde yazdığı son incisi (!) ile ilgili bir-iki satır daha ilave etmek istiyorum. 
Hazret, twetinde; "İmam-Hatip ve İlahiyat müfredatı değiştirilmedikçe bu memlekette geleceğin İŞİT'çileri yetişmeye devam edecektir" buyurmuşlar. Niye ise eceli gelen, hemen İmam-Hatip ve İlahiyat duvarına işemeye yeltenir. Feto da aynı üslupla İmam-hatip ve İlahiyata saldırırdı. 15 Temmuzla ne hale geldi, görüyordur Mustafa... Gerçi sosyal medya bombardımanından sonra sözü tevil ettiler. Çocuklarını İmam-Hatip lisesinden mezun etmiş kişinin, hatta kendisinin bir İmam-Hatip mezunu olarak bu okullarla ilgili nasıl karalayıcı söz söylermiş, bu mümkün değilmiş, bu sözden “İmam-Hatipler İŞİT’çi yetiştiriyor” manası çıkarılmazmış ayağına yattılar. Geç onları arkadaş, beyana itibar olunur. Her şeyi siz güzel ifade ediyorsunuz da bu millet mi hep yanlış anlıyor. Önemli olan senin ne kastettiğin değil, karşı tarafın nasıl anladığıdır. Ağzından çıkan söze dikkat edeceksin. Amacını aşırmayacaksın.

İmam-Hatiplerle ilgili bu sözünden sonra ben de ona Prof. Dr. Yusuf Işıcık hocanın şu tespitini sunuyorum: "AKABE CEMAATİ, ORYANTALİZM VE MODERNİTEYE GİDEN YOLA TAŞ DÖŞEYEN, MENSUPLARINI SÜNNET DÜŞMANI OLARAK YETİŞTİREN BİR DERGÂHTIR."

Doğru söze ne denir? Bu gidişle “Hadis münkiri” Edip Yüksel’in derekesine düşeceğinden korkuyorum. Koşusu sanki o tarafa doğru... Kendini geçmiş ve geleceğin akıllısı sanan bu Mustafa, görüldüğü gibi Kur'an ayetlerini ekseninden çıkararak "Kaydırılmış bir din" icat etme peşinde... Allah müstehakını versin. Başta ikinci adamı olan Adnan İnanç hoca olmak üzere etrafından bir bir dağılan sağduyu ve orta yol âlimlerini, diğerleri de takip ederek Rabbim yalnızlığa mahkum etsin. Ama bitli baklanın da kör alıcısı bulunuyor işte...

Son olarak şu notu da düşeyin de sevenleri beni yanlış anlamasın. Yazıda “Mustafa” ismini çıplak kullandım. Yani “Mustafa hoca” veya “Mustafa İslamoğlu” demedim. “Ben protokolu sevmem yav…Yağcılıktan hiç hoşlanmam…” da ondan. Kendine “Allah’ın adını anınca neden “Celle celâluh” veya Rasulullahın ismini söyleyince “Sallallahu Aleyhi Vesellem” demiyorsunuz? diye sorulunca aynı şeyleri söylemişti ya, işte ben de aynı gerekçe ile “yağcılık yapmamak ve protokol uygulamamak” için bu üslubu seçtim. Hakaret olsun diye değil… Hem de ben onun ağabeyi sayılırım. Çünkü benden iki yaş küçük.

Selam ve dua ile.


 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vaız 2 hafta önce

i̇slamoglunu destekliyorum

Avatar
Ahmet Arslan 2 hafta önce

sizin en iyi yaptığınız iş inananlar arasına fitne sokmak.i̇lmen cevap verecek durumunuz olmadığından sadece düşman ilan ediyorsunuz.bu kur'an sadece birilerinin hüküm çıkaracağı kitap değildir.her çağda hüküm çıkarılmaya devam edilecektir.ve her çağda orjinal olmasının anlamı da budur.lütfen üslubunuzu değiştirin.

Avatar
Ömer 2 hafta önce

Hocam sizde yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin. Bu eleştirinizde sizde yazınızda dediğiniz " Fakat günümüzün türedi bir takım köksüz ve reddi miras üzerine din algısı geliştiren sözüm ona bir takım oryantalist ve protestan kılıklı hocaları, eleştiri sınırını da aşarak had ve hudut tanımadan, ağızlarını köpürte köpürte, gözlerini belerde belerde habire saldırmaktadır" durumuna düşüyorsunuz.

Avatar
Abdullah Uymaz 2 hafta önce

Malesef cemaat ve grup yapılarının;
Âl-i İmrân Sûresi(104) : Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
Yukarıdaki âyeti Kerimeyi unutarak hareket ettikleri için lider konumunda olan kişiler çok kutsandığından hata yaptıklarında uyarılmadıkları için akibetleri sonu böyle oluyor.

Avatar
iman-hatib 2 hafta önce

Hocam tefrikadan hiç hoşlanman bu yüzden bu Mustafa İranoğlu muslih görünümlü müfsidliğe hizmet ettiğinden islamiyyetin ilk yüzyılındaki tefrikayı başlatan zihniyyetin yanında olup ehli sünnet karşısında olduğunu müşahede ediyoruz.yanliş gördüysek Allahtan Af onlardan helallik dileriz.EhliSünnet çizgisi kadar müşfik muslıh adil bir çizgi islam tarihinde görülmemiş olup buna düşmanlik edenler gerçekte gixli kendini bilmeyen islam düşmanlarıdır.

Avatar
Muhip 2 hafta önce

Günaydın hocam şuana kadar nerdeydiniz .geç bile kaldınız bu ve bunun gibi sapık hocalara derslerini verme zamanı gelmiş hatta geç bile kalmışız .

Avatar
Senin ne farkin var 2 hafta önce

____ADMİİNN YORUMU___ ÖNCE ADAM GİBİ YORUM YAZMASINI ÖĞREN...

Avatar
İbn abdeeen 2 hafta önce

Hah şöyle yaa admin böyle ol canimi ye
Cok guzel olculu ve yerinde bir tespit
Ben iki aydir bas bas bagiriyom en sonunda duydunuz sagolun

banner205