Son günlerde Diyanet’le ilgili tartışmalar aldı başını gidiyor. Diyanet’in hizmetleri görmezden gelinerek bir araba üzerinden, resimli pasta üzerinden yıpratılmak isteniyor öyle ki hatta kimisi kalkıyor böyle bir kurumun gereksiz oluşundan ve kaldırılması gerektiğinden bahsediyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı son yıllarda hizmetlerinde büyük atılımlar gerçekleştirmiş, sadece Türkiye değil dünya Müslümanlarının yaşadığı sorunlarına, çektiği sıkıntılara çözümler bulmaya çalışmış, milletimizin içinden geçtiği sıkıntılı süreçlerde mânen neleri kuşanmamız lazım geldiğini telkin etmiş, ülke gündeminin nabzını tutarak en taze sorunlara merhem olmaya çalışmış, müftüleri ,vaizleri ve imam-hatipleriyle eski metodlarla değil, en gelişmiş yöntemlerle din hizmeti sunmanın gayreti içerisinde olmuştur.

Kudüs’ün acısını bağrında taşıyan bir Diyanet var. Bir zamanlar fosfor bombalarının Filistin’e atıldığı, toplu kıyımların yaşandığı bir haftayı geçirmiştik. Aynı haftanın Cuma Namazına erkenden gittiğimde Konya’mızın merkezi bir camisinde “Rasül ile Nebi arasındaki fark anlatılıyordu” içim yanıyordu ateşler içerisinde idim. Bari dedim son beş dakika öldürülen çocuklar için belki bir şeyler söyler… yok, hiçbir şey söylenmedi. Bağrımıza taş basıp Cuma namazını eda ettik. Acaba Filistin yarası hutbelerden anlatılacak mıydı? İsrail’in zalim oluşu hutbelerde açıkça dile getirilip yanan yüreğimize su serpilmeyecek miydi Nihayet 2014 yılı hutbelerinde İsrail’in zalim oluşu, Filistinli kardeşlerimizin bedel ödediği, Belki çok da önemli değil birileri için ama benim için çok önemli…  elimizden hiçbir şeyin gelmediği ama duaların kabul edildiği mahşerin bekleme salonu gibi Cuma saatinde mabetlerimizde bunların konuşuluyor oluşu; bir zamanlar dünya Müslümanlarının hamisi olarak bizleri yeniden o günlere götürüyor ve ülkem adına umutlandırıyordu.

Mısır’daki Musa’yı taşıyan Nil Nehrinin Müslüman kanına bulaşması hutbede konu edilmesiyle bir kez daha milletimizin kendisine miras kalan “Ümmet Birlikteliği”nin derin acısını paylaşabilmenin onurunu yaşıyorduk. Acıyı birlikte yaşamayı ne kadar da özlemiştik.  2015 Arafat Vakfesinde Türklerin çadırlarından yükselen Cebeli Rahmet tepesinde yankılanan bir ses vardı. “Ya Rab! Suriye ve Mısır’da Firavunlar kol geziyor. Kardeşlerimize yardım eyle…” belki bir Mısırlının seslendiremediği duayı Peygamberimizin duasına şahitlik eden Arafat meydanında gözyaşlarımız arasında yürek yangınımızı söndüren bu niyazlar bir Diyanet İşleri Başkanının ağzından dökülüyordu.

Yemen’de Cuma Namazı kıldıran bir Başkanımız var. Yemenli Piri Fani cübbesini öperek “Entüm Âmâlüna” Umudumuz sizsiniz dediği başkanımızın millete yaşattığı bu gurur, bu anlamlı mesaj herhalde dünya Müslümanlarının derdini taşıyan bir Osmanlı evladı olmasından başka ne olabilir.

Birileri Diyanet İşleri Başkanlığı makamını Papalık makamı gibi ruhban bir sınıfın Başkanlığı zannedebilir. Sadece vicdan Müslümanlığı, hobi ve aksesuar dindarlığı görebilir. Ya da hayata hükmü geçmeyen bir inancın göstermelik lideri olabilir. Ama dinimiz kalpten dışarı taşmayan bir dindarlığı kabul etmez. Sadece din bir kalp işi, gönül işi olamaz. Din sadece yüreklere hapsedilecek bir hakikat değildir. Dinimiz bize haksızlığa tepki göstermeyi, ona duyarsız kalmamayı telkin eder, "Sizden biri bir kötülük gördüğünde, gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir." (Tirmizi, Fiten, 11) hadisi ile Müslümanların kendisini ilgilendiren hususlarda dindarlığın bir  vicdan işi deme hakkının olmadığını göstermektedir.

Nasıl bir Diyanet istiyorsunuz? Sürekli Erozyonu engelleme hutbesi, Orman Hutbesi, Trafik Haftası gibi hutbelerle bizleri oyalasın öyle mi! Dünya Müslümanlarının sıkıntılarından bizi ilgilendirmesin, Mısır ve Filistin Arapların sorunu olsun. Ülke gündeminin hutbede ne işi var öyle mi? İnancından dolayı ızdırap çeken bir Müslümanın acısına “geçin bunları” diyen bir başkanımız olsun ha..! Diyanet İslam kardeşliğinin yerine getirilmesi, millet olarak birlik ve beraberliğimizin daha duyarlı yaşanması için üzerine düşeni yapıyor, dini cemaatlerle de bir şemsiye vazifesi görerek onları kucaklamaya devam ederek milletçe en zor anlarımızda bile dayanışmayı teşvik etmektedir. Tüm bunlar yeterli mi; Hayır ancak daha güzel işler, bir başlangıçla başlar.

Diyanet ülkemizin yaşadığı son yıllarda çok önemli hizmetlere imza attı. Cumalarımız müminlerin heyecanla hutbeleri beklediği mübarek saatler oldu. Ulaşılmadık yurtdışında Müslüman topluluk kalmasın dedi. Afrika Dini Liderler Toplantısı, Latin Amerika Dini Liderler Zirvesi, Avrasya İslam Şurası gibi birçok etkinlikle yalnızlığa itilmiş dünya Müslümanlarının kimsesiz olmadıklarını, ecdadımızın sahip çıktığı gibi din hizmeti konusunda onlara karşı yapacağımız birçok vazifelerimiz olduğunu hatırlattı. Şimdi Diyanet asli ve tarihi misyonunu yerine getirme konusunda ayağa kalktığı için mi tüm bu yıpratmalar…


 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.