Elimizde "İmanometre" gibi İman ölçer bir aletimiz yok elbette...

Hani "Para ile imanın kimde olduğu bilinmez" diye bir ata sözümüz var ya...

Burası tamam da, ancak, bir takım davranış göstergelerinden hareketle kişinin gündelik yaşamında dinin, imanın ne kadar yeri olduğunu da gözlemleyebiliriz.

Bir insanın gündelik hayatını yaşarken tercihlerinde inandığını söylediği dinin yeri nedir?

Bu din, onun hayatının şekillenmesinde kaçıncı dereceden ne kadar etkilidir?

İşte, kişinin yaşayış biçimine bakarak, ortaya koyduğu davranışları gözlemleyerek onun dindarlığını belli ölçüde anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Toplumumuz genel olarak "Dindar" bir toplum olarak kabul edilir.  Acaba öylemi?.. Bununla ilgili yapılmış çalışmalar, istatistikler var, ben şimdi onlara girmeyeceğim.

Mesela, birebir sokaktaki insanımıza "Allah'a inanıyor musunuz" diye bir soru yönelttiğimizde, büyük oranda evet cevabını alırız.

Ve bu toplumda  neredeyse herkes kendisini "Müslüman" olarak tanımlar... Hatta bu soruyu hakaret kabul eder.  Bu durum sevindiricidir elbette..

Ama, bizim cevabını aradığımız soru; İnsanımızın bu inandıklarını söyledikleri İnancın, İmanın, kabulün, onların hayatında ne kadar yer ettiğidir. Toplumumuzun nereye doğru evrildiğini görmek adına bu sorunun cevabı ciddi önem arz ediyor.

Mesela, buradan bakabiliriz: Ramazan ayındayız.. Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından; "Başı rahmet,ortası mağfiret ve sonu cehennem azabından kurtuluş"  olarak bize değeri bildirilen ve bir Müslüman için en kutsal zaman dilimlerinden biri olan Ramazan ayını yaşıyoruz şu günlerde...

Şöyle bir çevremize, şehrin ışıltılı caddelerine baktığımızda bu toplumda Ramazan ne kadar yaşanıyor sizce?...

Gençlerin gündeminde RAMAZAN ne kadar var? Ne kadar yer ediniyor?..

Ben yirmi yılı aşkındır Şanlıurfa'da yaşıyorum.

Evet, "Peygamberler Şehri" olarak bildiğimiz Şanlıurfa'da yaşıyorum.

Bir çok güzellikler var, yardımlaşma, iftar programları vesaire vesaire... (Ayrıca, mesela o iftar programlarındaki insanlarımızın yüzde kaçı akşam namazını kılıyor merak ediyorum)

Ama, her geçen yıl bir önceki yıla göre özellikle gençlerde olmak üzere toplumda oruç tutma konusunda ciddi düşüş olduğunu gözlemlemek, insana dokunuyor, acı veriyor.

Üstelik eskiden insanlar oruç yerken utanırlardı, sıkılırlardı.. şimdi o da yok..yanınızdan geçerken tüttürdüğü sigarasını pervasızca yüzünüze üfleyebiliyorlar...

Yani, demem o ki; ""Peygamberler Şehri Urfa"da böyleyse diğer yerleri var siz kıyaslayın.

Özellikle bu Ramazan, her teravihte farklı bir Camiye gitmeye çalışıyorum.. Sokaklarımız gençlerimizle dolu, Camilerimiz ise ihtiyarlarımızla...

Gelmek istediğim nokta; tabi elbette sadece bir gösterge üzerinden sonuca gidemeyiz, ama, toplum olarak hızla sekülerleşiyoruz sanki... Bunu toplumsal yaşamın bir çok alanlarında görebiliyoruz. Din gündelik yaşamımızdan çıkıyor gibi...

Farkındayız ya da değiliz Protestanlaşıyoruz.. Toplum olarak İslam'ı bir hayat nizamı olarak görmüyoruz..  sadece gelenekte bir öğreti olarak, bir çeşni olarak görmeye başlıyoruz.

Tevhide, bir olan Allah'a İman ettiğini söyleyen bizler, yer yer sanki Allah yokmuş gibi, ahiret yokmuş gibi gündelik hayatımızı yaşamaya çalışıyoruz.

Bizim toplumsal kimlik kurucu öğemiz İslam'dır oysa... İslam'ı çıkardığımızda ortada bizi tutacak bir şey kalmaz.

 Hani dilimizden düşürmediğimiz "Çanakkale Ruhu", "15 Temmuz Ruhu" var ya, bunların temelinde İslam vardır işte...

Bu toplumda İslam yaşanabilir bir din olmaktan çıkarsa o zaman bittik demektir. Bugün, bu Milleti yok etmek için oynanan bu kadar oyun ve tuzaklara karşı direnebiliyorsak, yine İslam'ın bize verdiklerindendir.

Ne yapmak lazım?..

Hepimize görevler düşüyor... Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığımıza, İlahiyat Fakültelerimize, Sahada Din Hizmeti veren herkesime ve her kişiye.. Din Kültürü öğretmenlerimize, İmam-Hatip Meslek dersleri öğretmenlerimize..

Bu görev hepimizin... Bu topluma doğru İslam'ı anlatmak, tebliğ etmek, örnek olmak, Hz. Peygamber'in kutlu mesajını taşımak bizim görevimiz öncelikle...

Ve tabi; adı "Milli"olan Eğitim Bakanlığımız da kendisini sorgulamalı.. Acaba ne kadar Milli, ya da gelinen süreçte ne kadar Millileşti...

Seçmeli din dersleri projesi gerçekten bu Ülke'de bir devrim idi.. Ancak bu proje ne kadar etkili oluyor, amaca ne kadar hizmet ediyor, gözden geçirilmeli...

Bu  dersler boş zaman etkinliğine, onun bunun ders ücretinin dolması için araç haline geliyorsa vay halimize.. kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarıyoruz demektir.

Her mahalleye açtığımız İmam-hatiplerin de içini dolduramıyorsak bu da kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz demektir.

Ramazan ayı Muhasebe ayıdır ya.. Biz de muhasebeyi gelin buradan yapalım... Bu topluma özellikle de gençlerimize İslam'ı nasıl anlatmalıyız, onların gündemine nasıl girmeliyiz bunu bir tartışalım.

Topluma, insanımıza İslam'ın bir hayat nizamı olduğu şuurunu verecek yolları bulmalıyız. İslam'ın bugün de yarın da yaşanabilir bir DİN olduğunu göstermeliyiz, ispatlamalıyız. Değilse, toplumumuz  her geçen gün biraz daha dünyevileşiyor, sekülerleşiyor...

Konjonktür bizden yana ama beklediğimiz değişimi sahada tam göremiyoruz.  Unumuz var, şekerimiz var, suyumuz var ama helva yapamıyoruz...Bir şeyler eksik kalıyor...İhlasımız, samimiyetimiz,dava şuurumuz, adamlığımız yeteri kadar işin içine girmiyor gibi...

Evet, bu vebal, bu görev hepimizin... Özellikle dini temsil konumunda olanların...

Saygılarımla...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
abreg 2017-06-20 13:34:43

çok güzel bir yazı eline sağlık ömrüne bereket malesef kanayan yaramız ramazan hiç gelmemiş gibi durumlarla karşılaşıyoruz