ÖFKE, SABIRLA KONTROL ALTINA ALINMALI, DUA İLE DE DEVAMLI HALE DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR.

Öfke; İki uçlu bir bıçak gibidir. Öfke; imandan kaynaklandığında hayrın, nefisten kaynaklandığında ise şerrin anahtarı oluverir.

Kendi nefsi için öfkelenmek, olur olmaz şeylere sinirlenmek insanı tehlikeli ve zararlı şeylere sevk edebilir. Nefisten kaynaklanan öfkeler, aklı baştan gideren bir cinnet halidir ve çoğunlukla sonu felâkettir. Öfke, doğal bir duygudur. Yaratılışımızda var olan bu duygunun tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ancak kontrol edilmesi gerekir. İnsan, nefsinden doğan öfkesini daima dizginleme gayreti ve mücadelesi içerisinde olmalıdır. Zira bu dinî bir görevdir.

Ancak Allah'ın [Azze ve Celle] emir ve yasaklarına uyulmadığı, hukukun çiğnendiği, adaletin ihlal edildiği, haddini bilmez ukala yaratıklara karşı başkaldırı şeklinde öfkelenmek dinin bir gereğidir. Din düşmanlarına, düşmanlıkları devam ettiği sürece kin ve öfke duymak, onlara sert davranmak Allah'ın [Azze ve Celle] bir emridir. Yüce Rabbimiz, Müslümanların İslam'a düşmanlık besleyen kâfirler karşısında nasıl davranmaları gerektiğini Fetih suresi 29. ayet-i kerimede şu şekilde bildirmiştir: "Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunan (Mü'minler), kâfirlere karşı şiddetli kendi aralarında ise merhametlidirler………….."

Öfke, bir ateştir. Hızla yayılan bir yangın gibi bütün ilişkileri koparır, insanlar arasında bir gerginlik oluşturmakla kalmaz telafisi güç zararlar ortaya koyar. Atalarımız; “Öfkeyle kalkan zararla oturur.” diye boşuna söylememişlerdir.

Mü’min, öfkelenecekse, Allah [Azze ve Celle] rızası için, İslâm düşmanlarına ve günahlara karşı öfkelenmelidir.

Hazret-i Ali [Radıyallahu Anh]  Efendimizin, Allah için savaştığı sırada bir kâfiri tam öldürecekken, o kâfirin can havliyle Hazret-i Ali [Radıyallahu Anh]  Efendimizin yüzüne tükürmesi karşısında, onu öldürmekten vazgeçmesi hadisesi bu konuda en güzel misallerden biridir. İmanî değerlerden, İslamî nezaket ve incelik anlayışından henüz nasipdar olmamış bu adam,  Hazret-i Ali [Radıyallahu Anh] Efendimizin bu davranışına bir türlü akıl erdiremez. Büyük bir hayret ve dehşetle;

“Ya Ali! Beni tam öldürecekken niye durdun? Ne oldu ki, şiddetli bir hiddetten, tarifsiz bir sükûna geçtin? Bir şimşek gibi çakmakta iken bir anda sakin bir hava gibi duruluverdin. Bunun sebebi ne ola? Diye sorar.
Hazret-i Ali [Radıyallahu Anh] Efendimiz;

“Ben, ancak Allah yolunda cihad ederim. Allah düşmanlarının başını, yine O’nun rızası için vururum. Buna da asla nefsimi ortak etmem. Sen, ise yüzüme tükürerek bana hakaret etmek, beni kızdırmak ve böylece nefsimi tahrik etmek istedin. Ben, o an hiddete kapılsaydım, seni, nefsime tabi olmak gibi, adî bir sebeple öldürecektim. Hâlbuki ben, gururumu tatmin için değil, Allah rızası için mücadele eder, savaşırım.” Buyurdular.

Bu olayın sonunu merak eden kardeşlerim için hemen ifade edeyim ki karşılaştığı bu faziletli ve erdemli davranış karşısında o düşman kişi, iman ile şereflenmiştir.

Hazret-i Ömer [Radıyallahu Anh] Efendimiz de, kendisine haksız yere hakaret eden birine; “Vallahi elimle de dilimle de sana karşılık verebilecek durumdayım. Ama ben, Müslüman oldum eskisi gibi her aklıma geleni söyleyemem, her aklıma gelenide yapamam. Ben, Allah’a ve ahiret gününe inandım. Hesap vereceğimi biliyorum böyle olmasa işler farklı olurdu.” Diyerek Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin; haklı bile olsa kavgadan vazgeçene cennetten köşk verileceğini müjdeleyen sözüne nail olmak için itişip kalkışmaktan vazgeçmiştir.

Yüce Mevla’mız Al-i İmran suresi 134. ayet-i kerimede ilahî mükâfatlarla müjdelediği takva sahibi kullarının özelliklerini şöyle anlatır;

“Onlar, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.”

Bu ayet-i kerime ile ilgili olarak Hak dostlarından Cafer-i Sadık Hazretlerinden güzel bir misal anlatılır. Şöyle ki;
Günün birinde Cafer-i Sadık Hazretlerinin kölesi leğende ellerini yıkamakta olan hazrete su dökerken birden su, hazretlerin elbisesine sıçrar. Bunun üzerine Cafer-i Sadık Hazretleri, köleye biraz kızarak bakıverir.
Bunun üzerine köle:

“Efendim! Al-i İmran suresi 134. ayet-i kerimede; “Öfkelerini yutanlar” Allah’ın mağfireti ve Cennetiyle müjdeleniyor.” dedi.

Bunun üzerine Cafer-i Sadık Hazretleri:
“O hâlde öfkemi yuttum” buyurdu.
Bunun üzerine köle, ayet-i kerimenin devamını okudu:
“ İnsanları affedenler.”
Cafer-i Sadık Hazretleri:
“Haydi, seni affettim.” dedi.
Köle, ayet-i kerimenin geri kalan kısmını okumaya devam etti:
“ Allah ihsanda bulunan, iyilik eden kimseleri sever”
Bunun üzerine Cafer-i Sadık Hazretleri:
“Haydi, git, sen Allah Teâlâ’nın rızası için artık hürsün. Şu bin dinar para da senin”
buyurdu.

Hazretlerin şahsına yapılan hata ve kusurlar karşısında Allah [Azze ve Celle] rızası için öfkesini yenerek büyük bir fazilet örneği göstermiş olması kanaatimce bizler için son derece mesaj yüklü bir olay olsa gerek.

Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz de konu hakkında şöyle buyurmuşlardır;“Yiğit dediğin, güreşte rakibini yenen kimse değildir. Asıl yiğit, kızdığı zaman öfkesini yenen kişidir.”

ÖFKE ANINDA YAPILMASI GEREKENLER:
Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, şahsî meselelerde öfkeyi yenebilmenin yolunu da şöyle beyan buyurmuşlardır;

Dikkat edin! Öfke, Âdemoğlunun kalbinde bir ateştir. Öfkelenen kişinin gözlerinin kızardığını, boyun damarlarının şiştiğini görmez misiniz? Kim, öfkelenmeye başladığını hissederse, hemen otursun veya yatsın.”
“Biriniz kızdığında ayaktaysa otursun; öfkesi geçtiyse ne âlâ, aksi takdirde yatsın.”


Hazret-i Ebu Vail [Radıyallahu Anh] anlatıyor:
“Bir gün biz, Urve bin Muhammed [Radıyallahu Anh]’in yanına gitmiştik. Orada bir kişi, bazı sözler söyleyip Urve’yi kızdırdı. Bunun üzerine Urve kalktı, ab¬dest alıp yanımıza geldi ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti:
“Öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. O hâlde biriniz öfkelendiğinde abdest alsın.”


Öfke karşısında her şeyden evvel bir imtihanda olduğumuzu unutmadan öfkenin panzehiri olan sabrı harekete geçirmeliyiz. Öfke, sabırla kontrol altına alınmalı, ilimle söndürülmeli ve dua ile de devamlı hale dönüştürülmelidir.
Burada yeri gelmişken şunu da ifade etmek isterim ki, öfkeyi yenebilmek mühim bir dinî ve insanî görev olduğu kadar, gerektiğinde Allah [Azze ve Celle] rızası için öfkelenmek de son derece ehemmiyetli bir vazifedir.

Bu konuda da en büyük örneğimiz Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizdir. Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, kendi nefsi için asla öfkelenmez, kimseyle asla münakaşaya girmezdi. Fakat başkasına veya umuma ait bir hak çiğnendiği ve bunda ısrar edildiği zaman celâllenir, hatta mübarek alnındaki damarı kabarır, ancak hak ve adalet yerini bulduktan sonra sükûnete kavuştuğu rivayet edilmektedir.

Selam ve dualarla…

 
Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.