Her milli günde olduğu gibi Öğretmenler Günü’nü de Mustafa Kemal’e ilintilemek ve ümmetin tarihi köklerini inkar adettendir. Önce merkeze Mustafa Kemal oturtulur. Daha sonra Mustafa Kemal ile bu ülkenin tarihi geçmişi bağdaşmazmış gibi bilinçli bir şekilde Mustafa Kemal’in dışındaki her şey karartılır.
 
Türkiye Cumhuriyeti köklü kurumlarıyla Osmanlı İmparatorluğunun devamı olmasına rağmen her şeyin kurucusu, bulucusu Mustafa Kemalmiş, ülkeyi sanki yeniden yaratmışçasına bir hava ile gündem ele alınır.

Bu yanlış tutum, Mustafa Kemal’in ismini yıpratmakla kalmaz; ülke de Mustafa Kemal üzerinden kutupların oluşmasına da neden olur. Aslında birileri çok sevdiğinden değil Mustafa Kemal üzerinden kurguladıkları İslamsız ve Osmanlısız bir dünyanın yapıtaşlarını kraldan çok kralcılık yaparak döşemek niyetinde...
 
Bir defa şunu belirtmek gerekir ki yeni alfabe çalışmalarının ilk mucidi Atatürk değildir. İlk Latin alfabe çalışmaları, Mustafa Kemal doğmadan önce başlamıştır. Arap harflerinin Türkçe sesleri tam karşılayamaması ve öğrenilmesindeki zorluğu tespitle bu konuda ilk çalışma 1862 yılında Maarif Nazırı olan Mehmet Münif Paşa’dan gelir. Ahundzade Fethali, İbrahim Şinasi, Ali Suavi, Namık Kemal gibi birçok Tanzimat aydını, Arap harflerinin ıslahını yazılarında savunmaktadır.

İkinci meşrutiyet dönemi aydınlarından Hüseyin Cahit (Yalçın), Abdullah Cevdet, Celal Nuri gibi aydınlar da Latin alfabesinin kabulünü savunmuş, Enver Paşa ise Osmanlıca harflerin bir çeşitlemesini orduda denemişti.

Osmanlı’da Latin alfabesine geçiş hazırlıkları zaten başlamış lakin bitmek bilmeyen savaşlar bu tasarının hayata geçmesine engel olmuştu.

 
Millet mekteplerinde başlayan okuma yazma seferberliği de istismar edilen bir diğer konudur. Güya modern ve zorunlu eğitimi Mustafa Kemal başlatmakla devrim gibi bir karar aldığı genç dimağlara zerkedilir. Lakin zorunlu eğitimin ilk uygulaması, 1824’te ll. Mahmut ile başlar ve bu açılan okullara kızlarında devamı sağlanmaktadır.

Yine Mustafa Kemal’i övme adına geçmişi karalamanın marifet bilindiği bir başka konu ise Osmanlı’daki okullardır. Güya Osmanlı’da okullar sadece dini eğitim vermekte dünyevi işlerle ilgili hiçbir eğitim verilmemektedir.

Oysa Orhan Gazi’nin 1330 yılında İznik’te açtığı Orhan Gazi Medresesi ile başlayan eğitim yatırımları, 1451 yılına gelindiğinde İstanbul yoğunluklu olmak üzere 82’ye ulaşır. Bu Medreselerde Tıp, Eczacılık, Mimarlık, Matematik, Mantık, Belağat, Akaid, Tefsir, Hadis gibi birçok dersler okutulmaktadır.
 
Süleymaniye, Fatih, Çifteminare, Gök, Karatay, Sırça Medreseleri gibi pek çok Medrese halen ayakta ve ziyaretçilerin akınına uğramaktadır. Medreseler, dönemi itibariyle tek katlı toprak evlerin arasında yükselen, muhteşem eğitim kurumlarıdır.

Orta ve yükseköğrenim kurumu olarak görev yapan Medreseler, Tanzimat Dönemi’nde Meslek Okullarının açılması üzerine sadece din eğitiminin verilmeye başlandığı kurumlara dönüşür.

Sadece din eğitimi verilmesine rağmen ‘edep’ merkezli verilen eğitim sayesindedir ki medreseler, Osmanlı’nın dağılma sürecinde toplum, Bizans’ın yıkılışındaki ahlaksızlıklara sahne olmamıştır. Devlet otoritesinin sıfırlandığı bir dönemde halkın birlik ve beraberliğini sağlayan en önemli etken bu günün laikçilerinin beğenmediği, o günün medreseleridir.
Çanakkale’de olduğu gibi birilerinin hoşuna gitmese de Milli Mücadele, Medreselerde yetişen halk tarafından yapıldı. İlk direniş ve düşmana karşı teşkilatlanmalar da medreseler ve onların lideri konumunda olan şeyhlerle başladı.
İlk meclisin kurulmasından cumhuriyetin ilanına kadar Mustafa Kemal’in yanında bulunan ve destek verenler de yine Şeyhler, Müftüler ve Mollalardı.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nün anlam ve öneminden söz edilirken şu bilinmeli ki Mustafa Kemal bir subaydır. Öğretmen değildir. Başöğretmenlik kendisine sadece “alfabe değişimine liderlik etmesi ve millet mekteplerini açmasına” binaen nezaketen kendisine tevdi edilmiştir.

Hal bu iken öğretmen denince her hangi bir muallim tecrübesi olmayan Mustafa Kemal’e dair zoraki şiir ve kompozisyonlarla geçiştirilen bu günler, anlamına uygun bir şekilde değerlendirilememektedir.
Her yıl arşivlenmiş aynı yazıların, birkaç hitabı güzel öğrenciye okutmakla kutlama aldanmışlığı içinde olan tuhaf bir eğitim camiamız var.

Maalesef bu günlerde Hz.Muhammed (as) ile başlayan talim ve terbiye çalışmaları asla gündeme getirilmez. Oysa Allah Resulü’nün alkol-kadın-uyuşturucu gibi her tür kötü alışkanlıktan uzak duran örnek ahlakı, yakın arkadaşlarına olan vefası, kendi düşmanlarına dahi anlayışlı ve sabırlı olması, mahiyetindekilere zulm etmemesi, herkese anlayışınca hitap etmesi, sabrı, metaneti, merhameti gibi her yönüyle hikmet abidesi bir insanın bu günlerde özellikle anılması öğrencilerin olduğu kadar öğretmenlerinde motivasyonunu artıracaktır.

Hele Peygamberimizin Kur’an muallimlerinin fedakârlıkları, sahabenin ileri gelenlerinin ilmi çalışmaları, Kur’an’ın toplanışındaki titizlik, Buhari’nin hadis toplamada çektiği sıkıntılar, Dört Mezhep İmamı’nın fetva usulü, Nizamülmülk’ün açtığı medreseler, İmam-ı Gazali’nin İhya adlı kitabındaki incelik, Mevlana’nın Mesnevi’sindeki derinlik, ibn-i Sina, Farabi, ibn-i Hazm, ibn-i Cerir, İmam-ı Maturidi, ibn-i Arabi, Buhari, Müslim, Taberi, ibn-i Rüşt, Harizmi, ibnu'n-Nefis, Biruni, Cahız, İdrisi, Molla Fenari, Akşemseddin, Batruci, Burhaneddin ez-Zernuci, Said-i Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan, günümüz cemaatlerinin takip ettiği tasavvuf büyükleri, günümüz modern ilme emeği geçen bilim adamları ve niceleri…

Tarihimiz anlatmakla bitmez, örnek mucid, muallim, mütefekkir, mutasavvıf, muhaddis, müfessirlerle dolu…

“Mustafa Kemal alfabe devrimi yaptı. Millet Mekteplerini kurdu. Eğitimi zorunlu hale getirdi…” gibi üç beş cümleyi geçmeyen kısır-ruhsuz cümlelerle Öğretmenler Günü gibi güzel bir günü heba etmenin anlamı var mı? Mustafa Kemal’in yanında tarihimizin örnek şahsiyetlerini anlatmanın kime ne zararı dokunabilir. 



 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.