Gecenin kara tülü  süzülürken Uhud Dağının eteklerinde , hala o günlerin matemi var. Resulullah (s.a.v), Uhud dağına bakıp: “Doğrusu Uhud, bizi seven bir dağdır. Biz de onu severiz” buyururken bu sevdaya yüreğiyle şahitlik ediyordu. 

Çünkü “öyle taşlar vardır, bağrından nehirler çağlar. 
Öyleleri var ki, yarılır da aralarından sular akar. 
Öyleleri var ki, Allah'ın korkusundan parçalanıp aşağılara yuvarlanır. 
Allah ise sizin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.”
(Bakara Sûresi: 74)
Vay yüreğim!

Bu kadar mı katılaştın. Bu kadar mı uzaklaştın sana şah damarından daha yakın olandan.

Uhud tüm heybetiyle haykırmakta dağlar gibi sevgisini,dün Resülünü çağırdığı gibibu günde ümmetini çağırıyor ve Uhud bizi de seviyor.

 Söz dinlemeyen nefsi, doymayan gözü, dünyalığa olan hırsı bırak okçular tepesinde. Ne varsa kötülük adına vefasızlık adına uzaklaş.

Uhud’da iki kesik kolla sancağı göğsüne bastırıp “Muhammed ancak Resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler geçmiştir” âyetini okuyarak Hz.Peygamber’e siper olmaya devam eden, sonunda İbn Kâmia’nın mızrağıyla şehadet makamına yükselen Mus’ab bin Umeyr’i hatırla...

Etrafındakiler “İşte aradığın o kimse Abdulmuttalip oğlu Hamza.” deyince Safvan b. Ümeyyenin: “Ben bugüne kadar düşmanını öldürmek için onun gibi hırslı saldıran, onun gibi korkusuz, gözüpek bir kimse daha görmedim.” dediği Hz. Hamzayı hatırla...

Uhud’daki ölüm fedailerinden biri de Enes bin Nadır’dı Enes bin Malik’in amcası.. Enes Bin Nadır (r.a.), hem savaşıyor hem de “Allah Resûlü’nün öldüğü yerde siz ne diye ölmüyorsunuz?” diye haykırışını hatırla...

 Sa’d İbni Rabî (r.a.) Uhud’un bir köşesinde ölümünü beklerken yanına giden sahabiye şöyle gürlüyordu: “Allah Resûlü’ne selâm götürün, Uhud’un arkasından buram buram cennet kokularının geldiğini duyuyorum. Ve arkadaşlarıma da selâm götürün, nefes alıp verdikleri sürece Allah Resûlü’ne bir şey olursa Allah (c.c.) huzurunda yakalarını kurtaramazlar!” deyişini hatırla...

Ey Uhud! Sen ne kadar şanslısın.

Resul yara aldığında sen kucakladın bağrında iyileştirdin. 

Nice şanlı sahabe bir yana Hz. Hamza'yı dünya durdukça bir bebek taşır gibi nezaketle bağrında taşıyacak kim bilir ne cennet ikramlarını sunacaksın ona.

En acı ve en tatlı olaylara şehadet ettin. bu yüzden sen Uhud sen savaş nedir ölüm nedir, Peygambere itaat ne demek en iyisini bilirsin .

Ya ben? Ya ben!!

Ben Resulü bir kez olsun bağrıma basıp kucaklayamadım. Yüreğimde taşıdığımı sandım hep ama uzaklarda kaldım.

Onun sünnetini yüreğim yana yana hissedip bir kez olsun senin kadar içtenlikle sahiplenemedim.

Ben tanımadım Hamzaları, Mus'ab'ları Nesibe'leri Sümeyra'ları

Ben hep hikaye gibi dilimde söyledim . Oysa teypler nice telefon, bigisayarlar da çalar söyler dururlar.

aramızdaki fark sen yaşadın ben ne yaşadım ne anladım ne yaşattım öylesine anlattım sadece.

Sen okçular tepesinde öğrenirken itaati, ben çoktan terkettim, o tepeyi üstelik bir değil binlerce kere.
Ve unutma ey nefsim:
Gece sabırla sabaha kavuşur,
Gaflet elinde oyuncak olma,
Şeytanın bayrağını yükseltme,
Dilinde ve gönlünde Allah olsun.
Selam ve Dua ile...

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner261

banner260