Diyanet İşleri Başkanlığı’nın okul öncesi yaygın dini eğitim çalıştayları tüm hızıyla devam ediyor. Erzurum, Bursa derken ekibin önümüzdeki günlerde İstanbul’da çalışmalarına devam edeceği haberini aldık. Herkes gözünü kulağını Diyanet’e dikmiş projenin gün yüzüne çıkacağı günü merakla bekliyor. Tam da bu günlerde çeşitli bloglarda, grup ve sayfalarda (belki sadece tesadüf) genelde dini eğitim özelde ise okul öncesi dini eğitim hakkında çeşitli yazılar kaleme alınmaya başlandı. 

Hatırlayanlar olacaktır. Okul öncesi dönem din eğitimi hakkında bu köşeden biz de bir yazı dizisi yayınlamış, bu dönemdeki din eğitiminin hayati önemini ve neden Diyanet’in bu işe el atması gerektiğini tecrübelerimizden yola çıkarak paylaşmıştık. Peşinen söylemek isterim ki dini eğitimin niceliği üzerinden yapılacak her türlü tartışma beyhude bir uğraşın yanında abesle iştigal etmek olacaktır. Çünkü insanoğlunun dine olan ihtiyacı her yaşta devam edeceği gibi öğrenme zarureti de her yaşta ortada olacaktır. 


“28 Şubatın etkisinin silinmeye çalışıldığı şu günlerde insanların dini eğitim hakkında özgürce fikirlerini ifade etmelerinin ne mahzuru var?” diye düşünebilirsiniz. Elbette dini eğitimin niteliği yani nasıl olması gerektiği konusunda, yapılan ciddi hatalar üzerine fikir alışverişi yapmak, konuyu gündemde tutmak bize fayda verecektir. Lakin ilahiyat mezunları yahut Kur'an Kursu hocaları, din kültürü öğretmenleri çeşitli platformlarda bu konuyu tartışıyor üstelik de lafı “Bu yaşta okul öncesi dini eğitim olmamalıya” getiriyorlarsa yazmak da bizim boynumuza borç olur. Hem “Diyanet okul öncesi dini eğitime el atsın hatta biz de çocuklara dini eğitim verelim.” diyecek hem de dini eğitimin sakıncalarından dem vuracaksın. Hem okullarda verilen din kültürü dersine ait müfredatı eleştirecek “Bu çocukların kalbine neden dokunamıyoruz?” diyeceksin hem de “Okul öncesi dini eğitim olmamalı, çocuk ilk önce Türkçe okumayı öğrenmeli.” diyeceksin. Bu işte bir gariplik yok mu? 

Tüm dünya karakterin bu yaşta şekillendiği konusunda hem fikir olmuş, her türlü kabiliyeti bu yaşlarda keşfedip yönlendirme gayretine girmişken bizim okullu ablalar ağabeyler “Olmazzz!” Desinler olacak iş mi? Gelin size batıdan birkaç örnek vereyim: İstanbul’da geçtiğimiz günlerde uluslararası bir tenis turnuvası yapıldı. Rakiplerini bir bir yenen ünlü tenisçinin yaşının küçüklüğü karşısında hayrete düşenler henüz beş yaşındayken kırık bir raketle tenis öğrendiğini bilmiyorlardı. 

Dünyanın en iyi müzisyenlerine, insanları kabiliyetlerine hayran bırakan sporcularına, sanatkârlarına bakın. Hepsinin okul sıralarına oturmadan önce kabiliyetleri dâhilinde yoğrulmaya başlanmış olduklarını hayat hikâyelerinden görürsünüz. Modern dünyanın çocuğu batıdan örnekler hoşunuza gitmedi ise yüzümüzü doğuya dönelim mi? İslam medeniyetinin neşet ettiği topraklara bakalım: İmam Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Buhari, Fahreddin-i Razi ve daha adını sayamadığımız pek çok âlimin hayatında karşımıza çıkan ilk şey küçük yaşta başladıkları Kur'an tedrisidir. Bu verilen örnekler herkesi kapsamaz değil mi? Bu sayılanlar ya âlim ya sanatkâr ya sporcu. Bize şöyle sıradan bizim gibi örnekler mi lazım? Hadi öyleyse sırtımızı yaslamaktan gurur duyduğumuz ecdadımıza bakalım: Osmanlıdaki bed’i besmele törenlerini, âmin alaylarını hatırlatayım size. 

Okulöncesi dönem (4-6 yaş) daha önce de dediğimiz gibi karakterin şekillendiği, uygun ortam bulunursa kabiliyetlerin ortaya çıkıp geliştiği, etkisi uzun yıllar devam edecek bir dönemdir. Dini eğitim veren kreşlerin hatalarından yola çıkarak bu yaşta yalnızca ahlaki eğitim verilmeli (kastedilen doğruluk, dürüstlük) tezini savunanlar karakter eğitiminde ahlaki yön kadar ilmi yönün de önemli olduğunu unutuyorlar olsa gerek. Yoksa bunca örnekten sonra hem ecdadımız hem de modern dünya yanlış yol üzerinden yürüyor mu diyecekler? 


Dini eğitimi ya da manevi değerler eğitimini bunca eleştiren, evlatlarının psikolojisi için bunca endişe eden ebeveynler çocuklarını 6 yaşında oradan buradan devşirme metotlarla hazırlanan milli(!) eğitim sisteminin okullarına nasıl emanet edecekler sormak istiyorum? Çocuklarını ilkokula göndermemeyi akıllarından geçirmeyenler neden daha iyisini aramak, ihlâsla çalışan insanların emek verdiği kurumlara bakmak yerine toptancı bir mantıkla anaokulunda dini eğitime hayır diyorlar? 

Annenin hamileliği sırasında ilgilendiği şeyler, öğrendiği yabancı diller yahut yaptığı Kur'an hıfzı çocuğun ileriki yıllarda bu konularda daha başarılı olmasını sağlarken 5-6 yaşına gelmiş bir çocuğun Kuran’la tanışmasını sakıncalı görmeyi anlamak zor. Bu yaştaki din eğitimine karşı çıkanların alternatifi çalışıyorlarsa çocuğu bakıcıya, evdelerse televizyona teslim etmek mi çünkü ben üçüncüyü yapanı pek az gördüm. Çocuğun duaları öğrenmesi psikolojisini bozarken çizgi filmlerden öğrendiği şarkılar ne kadar masum? 

Tamam; bu sorumluluğun ciddiyetinden uzak yalnız parası için bu işi yapan, cahilce ortaya çıkmış, dini eğitimi iki şarkı bir hadis öğretmekten ibaret sayan, cüz eğitimi sırasında çocuğu zorlayan, aşırı disiplini ile ürkek bir çocuk yetiştiren kreşlere karşı çıkalım. Tamam, bu işin eğitimini almamış insanlara çocukların din adına emanet edilmesine karşı çıkalım. Tamam, bu işin yalnız ezberle olmayacağını dini sevdirmek gerektiğini söyleyelim. Ama bunları söylerken (iğneyi din eğitimi veren insanlara batırırken) çuvaldızı da hiç değilse elimizde tutalım. Din eğitiminin bir paket program olmadığını, evde ver(e)mediğimiz adab ve ahlakın yalnızca anaokulunda verilemeyeceğini, anaokullarından sırf bilgi isteyen hırslı velilerin hiç de az olmadığını unutmayalım. 

Zannedilmesin ki herkes çocuğunu dini eğitim veren bir kreşe göndersin tezini savunuyorum. Bilakis bu görevin öncelikle annenin ardından da babanın boynuna borç olduğunu biliyorum. Mümkün olduğunca ilk çocukluk dediğimiz bu dönemin evde anne yanında geçmesi ve eğitimin anne nefesi ile verilmesi gerektiğini savunuyorum. Fakat bunun yanında ısrarla bu kurumların da var olan bir ihtiyacı karşıladığını görmemiz gerektiğini söylüyorum. Ekonomideki arz talep dengesini hatırlayalım. Biz çocuklarımızı evde daha iyi yetiştirse idik bu kurumlar ortaya çıkar mıydı ne dersiniz? 

Özellikle ilahiyat mezunu arkadaşlara seslenmek istiyorum: Bir hataya işaret edelim derken birbirimizin gözünü oymayalım. Bu ülkenin evlatları yeni nefes almaya başlamışken bindiğimiz dalı kendi elimizle kesmeyelim. 



NOT: Değerli Okuyucularımız!

Haberlerimizi alıntılayıp yayınladığınız zaman, sitemizi link 
Dinihaberler.com verip kaynak olarak gösterebilirsiniz. Biz Dinihaberler.com olarak ülkemizde ve dünyada gerçeğin sesi olmaya, ileri demokrasiyi, meritokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.

Biz hiç bir kurum ve kuruluşa bağlı olmayan, gücünü tamamen özgürlüğünden alan, sivil, bağımsız, tarafsız ve özerk bir haber sitesiyiz. Bize bu teveccühü göstererek kısa zamanda internet haberciliğinde ilk sıralara yerleşmemizi sağlayan siz değerli takipçilerimize en derin selam, saygı ve hürmetlerimizi sunuyoruz.

Teşekkürler... Dinihaberler.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.