Hesap vermek ve hesap sormak "hem demokrasinin gereği  hem de dinimizin emridir.”
 
Bu sözden yola çıkarak birkaç cümle yazmak istedim.
 
Umarım hedefine giden ok, manasını bulan söz gibi olur…
 
Edep ile adap arasındaki ince çizgide, sözü kelama tercüme edemeyen, lisan-ı hal ile cefanın yolunda rehber olmaya devam eder…
 
Her ne olursa olsun, her kim arasında ne sıkıntı olursa olsun, bazı hal ve hatır ifadeleri manayı deryada anlam bulamıyorsa o kişiliğin hiç bir değeri yoktur…
 
Tıpkı Yunus misali:
 
“Edebim elvermez edepsizlik edene en güzel cevap susmak edebi elden gidene.” Sözüm meclisten dışarı burada makamınız, mevkiiniz ve ahval-i haliniz ne olursa olsun, kişiliğiniz yetersiz, kelimeleriniz anlamsız ve edep ile adabınız sınırsız ise, cümleleriniz onur kırıcı ve iftira yüklü olacaktır.
 
Acziyetin sınırları, yoksunluğun çizgilerinde cahillikle paralellik oluşturuyorsa, birilerine gündem olsun, insanlar isminizi zikretsin diye boşa kürek çekmeye kalkarsanız, sizin yolunuz bir arpa boyu ilerlemez.
 
Siz bir kitleyi, bir toplumu veya bir iffetli anneyi kirletmeye yeltenirseniz, sizin karşınızda sizin ayarınızda birileri olmaz. Edebi ile duruşu ile size karşı, sözlerinize karşı kimse cümlelerini kirletmez.
 
Çünkü bizde iftira, edep ile terazide yer bulur. Dibe vuran ve aslı olmayan bir iftiranın muhatabı her daim ifşa edicisi olur.
 
Her türlü eleştiriyi yapabilirsiniz. Ama bunu yaparken sağlam delillerle ve edep sınırını aşmadan yaparsınız. 
 
İsmim gündemde kalsın diye gereksiz ve çirkin açıklamalar yaparsanız kusura bakmayın, birileri de çıkar size “edep yahu” der…
 
Burada sıradan cümleler sarf eden bir vatandaştan değil, yıllarca Diyanet'in kadrosunda çalışan ekmeğini evine götüren bir Kur'an Kursu öğreticisinden söz ediyoruz. Adı Ayşe olur, Nazan olur, Remziye olur İclal olur ne fark eder ki!
 
Eğer hata gördü iseniz, muhatabınız basın olmamalı. İstişareye açık, edep sınırlarını aşmadan sıkıntılarınızın yada yanlış gördüklerinizin cevabını, yine aynı seviyede bulmalısınız.
 
Diyanet gibi bir kurumda çalışıp şahıslara iftira atarak prim elde etmeye çalışmak, şahsiyetleri ve onurları rencide ederek, kelimelerinize kılıf uydurmak; kusura bakmayın ama  asli görevinize idame etmeye çalıştınız göreve yakışır bir hal olmayacaktır.
 
Bununla birlikte şunu da ifade edelim ki, mütevâzî olacağız derken, izzet-i nefsi zedeleyecek şekilde hor ve hakir bir duruma düşmek de İslam ahlakıyla bağdaşmasa gerektir. Çünkü mü’minin şerefi yücedir ve her mü’min bu onurunu korumak zorundadır. Bu nedenle de kendisini küçük düşürecek davranışlardan kaçınması gerekmektedir.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.