ÖLÜM
 
Biz dünyadan gider olduk,
Kalanlara selam olsun…
 
 
 
“Kübra Nur”, Orhangazi Müftüsü Nihat Aktaş’ın kızı. Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Mühendislik bölümü son sınıf öğrencisi. Yirmi altı yaşında. 27 Nisan 2015 tarihinde okuluna giderken Balıkesir’in İvrindi İlçesinde geçirdiği bir trafik kazasında, yanındaki kız arkadaşı ile birlikte hayatını kaybetti. O gün son sınıftaki son dersinin imtihanını verecekti… Nasip olmadı, aynı gün Orhangazi’de cenaze namazı kılındı. Kübra Nur o gün, bir tabutun içinde, annesi-babası ve iki kız kardeşi ile birlikte memleketi Bolu’ya son yolculuğunu yaptı ve 28 Nisan Salı günü, babası Nihat Aktaş’ın kıldırdığı cenaze namazına müteakip Bolu merkez köylerinden Avlu’da toprağa verildi.
 
“Halit Uran”, Karşıyaka Beşikçioğlu Camii İmam-Hatibi Adem Uran’ın oğlu.  Kolej mezunu. Otuz bir yaşında. Kafeterya işletmecisi. Bir çocuk babası.  Evinde aniden fenalaştı. Yakınları sağlık ekiplerine haber verdi. Eve gelen sağlık görevlileri birkaç ay sonra ikinci kez baba olmayı bekleyen Halit Uran’ı ambulansla hastaneye kaldırırlarken Uran’ın kalbi durdu. Ecel onu sapasağlam iken, bir anda yakaladı. 3 Nisan 2015 tarihinde, yıllarca nice cenaze namazı kıldıran, İzmir’in protokol Camiinde nice şehit cenazesinin ardından yaptığı dualarla adını duyuran Âdem Uran, bu kez kendi evladının cenaze namazını görevli olduğu ‘Beşikçioğlu Camii’nde ikindi namazına müteakip kıldırıp duasını yapmakla sınandı.
 
“Muhammed Demirel”, Susurluk Müftüsü Şükrü Demirel’in oğlu.  On Dokuz Mayıs Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Fakültesi son sınıf öğrencisi iken 21 Aralık 2009 tarihinde Trabzon’dan Samsun’a özel bir araçla gelirken geçirdiği trafik kazası sonucu yanında bulunan üç gençle birlikte hayata veda etti. Ecel o gece dört genci, Fenerbahçe’nin Trabzon Avni Aker’deki maçını seyrettikten sonra Samsun’daki okullarına dönerken yakaladı. Yirmi bir yaşında ebediyete yürüyen Muhammed Demirel’in cenaze namazını o tarihte Seferihisar Müftüsü olan babası Şükrü Demirel Konya’da kıldırdı ve genç Muhammed Mevlana türbesine yakın Üçler Mezarlığına defnedildi.
 
 
Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz…
 
Onlar Diyanet Teşkilatında yıllardır görev yapan üç arkadaşımın evlatları… Onlar bizim evlatlarımız… Babalarının görev safahatını, Diyanet’in meselelerini dinleyerek ergenlikten gençlik dönemine geçmişlerdi… Hayalleri ve rüyaları vardı… Babalarının izinde yürüyor, hatta yeni üniversiteli kuşak olarak sahip oldukları bilgi ve birikimleri ile babalarının dava ve ideallerine katkı yapıyorlardı… Ailelerine ilham kaynağı oluyorlardı… Ama emir büyük yerden gelmişti… İlâhi takdirdi… Genç yaşta kendilerini ebediyete uğurladık… İnsanlara yıllardır “ölüm” karşısında sabır ve metanet telkin eden üç din görevlisi, bu kez gencecik yavrularını toprağın koynuna tevdi etmekle sınandılar… “Mallarınız ve evlatlarınızla imtihan edilirsiniz!” hükmü tecelli etti…
 
2015 yılı Nisan ayında ebediyete göç eden Kübra Nur Aktaş ve Halit Uran’la, 2009 yılı Aralık Ayında Hakk’ın rahmetine kavuşan Muhammed Demirel’in vefatları, aileleri kadar kuşkusuz Teşkilatımızın her seviyedeki kadrolarını da derinden etkilemiş ve üzüntüye sevk etmiştir. Teşkilat mensubu arkadaşlarımın da hislerine tercüman olmak ve sosyal medyada da tasamızı başka arkadaşlarımızla paylaşmak gayesi ile üç gencin ebediyete yürüyüşlerini kaleme almak istedim… “Ölüm” konulu bir yazı çerçevesi içinde üç gencin hatırasını canlı tutmak, genç evlatlarını toprağa tevdi eden arkadaşlarımın acısını paylaşmak ve Teşkilat kadrolarımızda bilinç uyanıklığına katkı yapmak gayesiyle bu hafta  “Ölüm”ü yazdım…
 
 
“Her nefis/can ölümü tadacaktır. Ne var ki hayatın iyi ve kötü tezahürleriyle karşı karşıya getirerek imtihan ediyoruz sizi ve sonunda hepiniz Bize döndürüleceksiniz!” (Enbiya, 23/31)
 
Ölüme mani olmak veya onu geciktirmek mümkün değil… Yeryüzündeki en yetkin yüzlerce-binlerce doktor bir araya gelse, vadesi gelen, ölümü takdir edilen kimseye yapabilecekleri hiçbir şey yok!
 
Kur’ân’da, son anlarını yaşayan, ölüm meleği ile karşı karşıya gelen ebediyet yolcusunun muazzam bir tasviri yer alır Vâkıa Sûresinde:
 
“Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! Oysa siz o zaman bakıp durursunuz! Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz. Peki, öyleyse, eğer bize bağımlı olmadığınızı (hesaba çekilmeyeceğinizi) düşünüyorsanız o bitip tükenen hayatı geri döndürebilir misiniz? (Hadi geri döndürsenize!) Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızk ve naîm cenneti vardır.” (Vâkıa,56/83-89)
 
Allah Resûlü (sav): “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!” ve “Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayın” buyurmuşlardır.
 
İbni Ömer de, Resûlüllah’ın (as) huzurunda iken, ensardan birinin, “İnsanların en akıllısı ve en kerimi kimdir?” diye sorduğunu, Hz. Peygamber (as)’ın da, “Ölümü çok hatırlayan ve öbür dünya için azık toplamakta çok acele edenlerdir” diye buyurduğunu aktarmıştır.
 
Ölüm, yaklaşık bu dünyada 80 yıl yaşayan bir insanın hayatta 660 milyon kere alıp verdiği nefeslerden sonuncusu veya son nefesin adıdır. Ölüm insana son derece yakındır ve her insan bir gün mutlaka ölecektir. Hükümdar da olsa, sultan da olsa, peygamber de olsa, kimsenin ölüm karşısında bir ayrıcalığı yoktur. Hani bizden önce gelip geçen babalarımız, dedelerimiz? Hani binlerce yıl önce, taştan evler, billur mermerden saraylar inşa eden Sultan Süleymanlar? Dünya malına ve saltanatına mağrur olan Karunlar, Firavunlar, Nemrutlar nerede? Nice krallar, şahlar, filozoflar, bilge zatlar, güçlü kumandanlar, nice kavimler, milletler ve medeniyetler, gelmiş geçmiş, hepsi yok olmuş, ölüm onları da tarumar etmiştir. Herkesin başına gelen bizim de bir gün başımıza gelecektir. Bu yüzden ölüme hazır olmak, hazırlanmak lazımdır. Ama bununla birlikte insanların pek çoğunun, sanki bu dünyada ebedi yaşayacakmış gibi davranmaları, ölümü devre dışı bırakan bir hayat tarzını benimsemeleri ne kadar gariptir!
 
Allah dostlarından Süfyani Sevrî (v. 239), insanların ölümü göz ardı ederek bu denli dünyevileşmesini şöyle bir misalle anlatır: “Eğer bir yerde toplanmış kalabalığa birisi kalkıp da yüksek sesle:
 
-‘Bugün akşama kadar yaşayacağım diyen birisi varsa ayağa kalksın’ diye seslense, bir tek kişi bile ayağa kalkamaz!’ Şaşılacak şeydir ki, bu gerçeğe rağmen orada toplanmış olan halka:
 
-‘Her kim ölüme tam olarak hazırlık yapmışsa ayağa kalksın’ denilse, yine tek bir kişi bile yerinden kalkamaz!”
 
Nerede, nasıl, ne zaman ve ne şekilde geleceği belli olmayan ölüm, hayatın en büyük gerçeklerindendir… Hayat kadar büyük bir gerçek! Belki hayattan da büyük gerçektir!
 
Yoksa Allah Resulü (as): “Allah’ım! Asıl hayat ahret hayatıdır!” buyurmazlardı…
 
Ve Allah Resûlü’ne: “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı. Muhakkak ki ahret senin için dünyadan daha hayırlıdır…” (Duhâ, 93/3-4) buyrulmazdı…
 
Ölümün bizi nerede nasıl beklediği belli değil, öyleyse biz onu her yerde her zaman bekleyelim...
 
Allah Resûlü’nün (as) tavrı böyleydi. Sahrada küçük abdest bozduğunda, ardından hemen teyemmüm ederdi. “Su yakındır” dediklerinde; “O zamana kadar yaşayacağımı bilmiyorum” buyururdu.
 
Bir gün çok sevdiği “Usâme”nin bir ay vade ile bir eşya satın aldığını öğrendi. Tepkisini şöyle dile getirdi: “Usâme’ye şaşılır! Bir ay vade ile bir şey satın aldı. Bu kadar uzun zaman yaşayacağı ümidindedir…” buyurdu.
 
Hz. Peygamber’in meşhur müezzini Bilal’ın durumu daha da ibretliktir… Bilal-ı Habeşî namaz kılarken, sağı solu kollar, sonra namaza dururmuş… “Neden böyle yapıyorsun, kime bakıyorsun?” dediklerinde, “Ölüm meleğinin hangi taraftan geleceğini kolluyorum” dermiş…
 
Evet, ölüm meleğini kollamak lazım... Zira ölüm bize çok yakın. Gölgemiz kadar, belki daha yakın. Onunla barışık olmak, ondan ürkmemek, ondan korkmamak, onu anmak, hatta onu sevebilmek!
 
Ne demiş Derviş Yunus:
 
“Ölümden ne korkarsın
Korkma, ebedi varsın!”
 
 “Allah’la beraber olduktan sonra ölümde hoş ömürde hoş!” demiş Hz. Mevlânâ…
 
Necip Fazıl Kısakürek ise:
 
“Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber!” demiştir.
 
 
“Akşama ulaştığında sabahı bekleme. Sabaha ulaştığında akşamı bekleme. Hastalığın için sıhhatinden ve ölümün için hayatından istifade et. Vaktini boş geçirme” buyurmuş Allah’ın Resûlü (sav) bu yüzden…
 
Mevlânâ’yı dinleyelim…
 
Her gün bir yerden göçmek ne iyi!
Her gün bir yere konmak ne güzel!
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş!
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi, yeni şeyler söylemek lazım.
 
Ve…
 
Haydi kalk sen ölümü kökünden sök at!
Artık dünyada kimsecikler ölmesin.
Çünkü Sen sözün sesisin.
Sonbaharı yakala, boynuna vur, onu öldür.
Çünkü Sen ebedî ilkbahar oldun.
 
 
Ölüm, yeni hayat, yepyeni şeylerin yaşanacağı ebediyet… Allah’ın kâmil insanda sürekli tecelli ettiği sessiz ve güzel ebediyet… Yeni bir bahçe, ebedi bir yaşam, asıl hayat, umut ve dalınan öteki deniz…
 
Mehmet Akif’e göre, dünya “misafirhane”, ölen ise “yolcu”dur.
 
“Dünyada bir garip ya da bir yolcu gibi yaşa!” dememiş mi zaten Hz. Peygamber (as)?
 
İbn Mes’ud (ra): “Sizden sabaha çıkan herkes misafirdir. Elinde bulunan da emanettir. Yolcu yoluna devam edecek, emanet olarak aldığı şeyleri de sahibine teslim edecektir” demiştir.
 
Yine hadis-i şerifte bildirilmiştir ki: “Şaban ayının on beşinci gecesi (Berat Gecesi) Melekü’l-Mevt’in eline bir defter verilir. O sene öleceklerin isimleri orada yazılmıştır. Kimi ibadet eder, kimi evlenir, kimi kavga eder; hâlbuki isimleri ölüler defterine geçmiştir.”
 
Uzayı fethe çıkan, bilimde aklın sınırlarını zorlayan Âdemoğlu, bazı meseleler karşısında beş yaşındaki çocuktan farksızdır, onun, bilemeyeceği şeyler daima var olacaktır. İşte ölümün de ne zaman, nerede, nasıl geleceğini bilememe, insan zihninin üstesinden gelemeyeceği meselelerden biridir…
 
2014 Yılı Berat Kandilinde, çocuklarının isimlerinin ölüm meleğinin listesinde bulunduğunu ne Adem Uran ne de Nihat Aktaş biliyordu! Ne de 2008 yılı Berat Kandilinde, Şükrü Demirel yirmi bir yaşındaki evladının o listede yer aldığını biliyordu!
 
Kim bilebilir ki?
 
Hayat bir yolculuktur…
 
Sıcak bir yaz günü, tam öğle vaktinde, bir ağacın gölgesi altında birkaç saatlik dinlenme gibi kısacık bir zaman dilimidir hayat! (Tirmizi, Zühd, 46)
 
Bir ikindi vakti, bir kuşluk vakti kadar kısacak süren bir yaşamdan ibarettir! (Nâziat, 79/46)
 
Allah Teâlâ insanları dünyada sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacaktır. (Yunus, 10/45)
 
Mevlânâ’ya göre “Dünya hayatı rüyada define bulmaya benzer… Sabah kalkınca ne define kalır ne de başka bir şey… Daldığı uykudan uyanmış bulunan insanoğlu da hakikat ile rüyayı birbirinden ayırır, ama nafile! Elde bir şey kalmamıştır…”
 
Gönüller Sultanı Mevlânâ ve Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabi’nin (1165-1240) deyişiyle bir “an”dan ibarettir hayat!
 
Hayat, yeni ve ebedi bir hayata geçiştir… Bir yolculuktur…
 
Şimdi bize düşen görev…
 
Genç evlatlarımızı… Kübranur Aktaş, Halit Uran ve Muhammed Demirel’i ve tüm ebediyet yolcularını rahmet, sevgi ve en içten dualarla anmaktır…
 
Ve… Listeye ismimizin hangi yıl gireceğini bilemeyeceğimizden dolayı, her yıl, her ay, her gün, her an hazırlıklı olmaktır…
 
Ruhları şad, mekânları, makamları Cennet olsun… Âmin!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.