İslam’ın beş şartından biri olan Oruç, hicretten bir buçuk yıl sonra, Şaban ayında ( Şubat 624) Medine’de ve Bedir Savaşından önce farz kılınmıştır. Ramazan orucunun farz ibadetlerden olduğu, kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Orucun farz olduğunu inkâr eden kişi dinden çıkmış olur.

Orucun farz oluşu il ilgili, Bakara suresinde Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“Ey Mü’minler! Kötülüklerden ve haramlardan korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.”[1]
    
Ayette geçen “ sizden öncekiler” ifadesi, Hz. Âdem babamızdan, ayetin indiği zamana kadar bütün insanları içerir. Araştırmacılar, ilahi ve beşeri bütün dinlerde oruç ibadetinin var olduğunu ortaya koymuştur. Ancak her dindeki oruç ibadetinin miktarı, zamanı ve mahiyeti farklı farklıdır.

Mesela; Budizm’de iki ay oruç tutulur. Tevrat’ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir.[2] Yahudilikte tutulması gereken yegâne oruç, “Yom-Kipur” adı verilen “kefaret orucu”dur. İncil’de oruç ibadetinden övgü ile söz edilir. [3]
    
Hıristiyanlar genellikle Çarşamba ve cumartesi günleri oruç tutarlar. Çünkü bu günler, onlara göre tövbenin kabul edildiği günlerdir. Katolik Hıristiyanlıkta ise, iki oruç vardır. Bunlar; Şükran orucu ve Kiliseye mensubiyet oruçlarıdır.
    
Süryani kilisesinde, yıllık oruçlar şunlardır: Büyük oruç, Ninova orucu, Haziran başı perhizi, Ağustos perhizi (Meryem ana orucu olarak kabul edilir) ve Aralık perhizi.[4]

Peygamberimiz (sav) Medine’ye hicret ettiği zaman Yahudilerin “aşura” orucunu tuttuklarını gördü. Kendilerine bu orucu neden tuttuklarını sordu. Onlar: “Bugün hayırlı bir gündür, Allah İsrail oğullarını bugün düşmanlarından kurtardı. Musa (as) bu gün oruç tuttu,” cevabını verdiler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): “Biz Musa’ya sizden daha evla ve layığız” dedi. Aşura orucunu tuttu ve ashabına da tutmalarını emretti.”[5]
    
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, oruç farz olmadan önce her ay, eyyam-ı bi’d olarak bilinen kameri ayların 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutardı.[6]
    
Yukarıdaki ayette (2/183) orucun mutlak olarak farz kılındığı bildirilmekte, ancak ne zaman ve nasıl, kaç gün oruç tutulacağı belirtilmemektedir. Bakara 185. Ayeti kerimede ise orucun Ramazan ayında tutulması açıkça belirtilmektedir. Oruç ibadeti, Ramazan ayında yerine getirilir.
    
“O Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak inen Kur’an onda indirildi. Öyle ise içinizden kim o aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” [7]
     
Sahabeden Mu'az b. Cebel, ayetteki, “ Öyle ise sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun” emri ile Yüce Allah’ın orucu sağlıklı ve mukim olan kimseler için farz kıldığını, hasta ve yolcular için oruç tutmama ruhsatı verildiğini, oruç tutmayıp fidye vermenin, oruca gücü yetmeyen yaşlılara özgü kılındığını ve oruç ibadetinin Ramazan ayında tutulmasının şart olduğunu bildirmiştir.[8]

Cebrail (a.s.)’ ın: “ İslam nedir?” sorusunu, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle cevaplamıştır:
            
“İslam, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın O’na ibadet etmen, Namazı dosdoğru kılman, Zekâtı vermen, Kâbe’yi ziyaret etmen ve Ramazan orucunu tutmandır.”[9]
    
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, İmanın ve İslam’ın temellerini açıklayan meşhur hadislerinde, Ramazan orucunun İslam’ın beş şartından birisi olduğunu [10]. Veda hutbesinde ise, cenneti hak etmek için gerekli temel görevlerden birisinin de Ramazan orucunu tutmak olduğunu belirtmişlerdir.[11]

ORUÇ İBADETİNİN FAZİLETLERİ:

Hz. Peygamber (sav) birçok hadislerinde orucun faziletlerini açıklarken, samimi bir inançla Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak üzere ramazan ayını oruçla geçirenin günahlarının bağışlanacağını ve oruçluların cennette yüksek derecelere nail olacağını bizlere haber vermiştir. [12]

“Kim Allah’a inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” [13]
    

Bizler, Farz olan Ramazan orucunu tutunca, hem Allah’ın rızasını kazanıyor sevap elde ediyoruz, hem de tutuğumuz bu oruçlar bizim günahlarımıza kefaret oluyor.
 
Bu hususta Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Kişi büyük günahlardan kaçındığı takdirde, beş vakit namazlar, cumadan cumaya ve Ramazan’dan Ramazan’a, aralarında işlenen günahlara kefarettir.”[14]
    

Oruç, kişiyi kötülüklerden ve günahlardan koruyan bir kalkandır.
    
“Oruç sahibini koruyan bir kalkandır. Oruçlu kimse saygısızlık yapmasın, ahlaksızca konuşmasın. Eğer birisi kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, “Ben oruçluyum, ben oruçluyum” desin, Ona bulaşmasın.” [15]
    
İbn Mace’de bulunan başka bir rivayette ise, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
    
“Kalkan savaşta sizi koruduğu gibi oruç da cehennem ateşinden korur.” [16]
     
Oruçlunun kazanacağı ecir ve mükâfat, Allah katında garantilidir. Garantisi şu hadislerdir.
    
“Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu Allah nezdinde misk kokusundan çok daha hoştur. (Zira Allah (cc) buyuruyor ki): “ Oruçlu yemesini içmesini ve şehvetini sırf benim için terk ediyor. Bu nedenle onun mükâfatını ben vereceğim. İyiliğin karşılığı ise on misliyledir.” [17]
    

Aynı konuda Müslim’de şu rivayet vardır : “ Yüce Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:            

“Âdemoğlunun her ameli kendisinindir. Yalnız oruç müstesna, o benimdir. Onun mükâfatını verecek olan da benim.” [18]   Bundan daha büyük garanti olur mu?
     

Oruç, Yüce Allah’ın bize verdiği nimetlere karşı bir teşekkürdür.
    
Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.”[19]

Oruç, bizlere sabretmesini öğretmektedir. Oruç sayesinde kazandığımız sabrımızı devam ettirmeliyiz.
     
Yüce Allah, Oruç tutan kulları için Cennette özel bir kapı tahsis etmiştir. Cennetin sekiz kapısından bir tanesi, oruç tutan Müslümanlara için ayrılmıştır.

“ Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü Oruç tutanlar o kapıdan çağırılacaklardır. Kim oruç tutanlardan ise o kapıdan cennete girecektir. Kim de o kapıdan girerse ebedi olarak susuzluk çekmeyecektir.”[20].

 Yine Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyuruyor:
     
Kim Allah yolunda bir çift mal infak ederse cennet kapılarından; “Ey Allah’ın kulu! Bu bir hayırlı iştir” diye nida edilir. Namaz kılan Müslüman namaz kapısından çağırılır. Allah yolunda cihat yapan kimse cihat kapısından çağırılır. Oruç tutan kimse Reyyan adlı kapıdan çağrılır. Zekât veren kimse zekât kapısından çağrılır”. Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir (ra):
    
“Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resulü! Bu kapıların hepsinden çağırılan Müslüman olacak mıdır?” diye sorar. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz:

“Evet, senin onlardan biri olmanı umarım” buyurdu.[21]

     
Bu uzun ve sıcak günlerde iftar vakti olunca seviniyor, yemeğe ve suya kavuşunca rahatlıyoruz. Oysa asıl ferahlık ve rahatlığı oruçlular Allah’a kavuşunca yaşayacaklar:
    
“Oruçlu için biri iftar ettiğinde, diğeri ise Rabbiyle karşılaştığında olmak üzere iki sevinç zamanı vardır.”[22]
    
İmkânlarımız nispetince, oruç tutan kimselere iftar soframızda yer ayıralım. İftar soframızı dostlarımıza, komşularımıza ve özellikle fakir ve muhtaçlara açalım. Ecir ve sevap kazanalım.
    
“Her kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksilmez.”[23]
    
“Hz. Peygamber (s.a.v.) insanlarla birlikte iftar ettiğinde şöyle derdi:
“Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin ve üzerinize melekler insin.”[24]
    
“Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, iftar açtığı zaman şöyle buyururdu:
 “Susuzluk gitti, damarlar suya kavuştu. İnşallah orucun ecri de hâsıl olmuştur.”[25]
    
Oruç tutan kişinin cennete girebilmesi için diğer dini görevlerinin (farzlar) dışında büyük günahlardan da sakınması gerekir. Şu Hadis-i Şerif bu hususu ifade eder:
    
“Beş vakit namazını kılan, Ramazan orucunu tutan, zekâtını veren, yedi büyük günahlardan sakınan hiçbir Müslüman yoktur ki, cennetin kapıları onun için açılmış olmasın. Ona “güven içinde Cennete gir” denilir.”[26]
    
Ecri ve sevabı bu kadar çok olan Ramazan orucunu mazeretsiz terk etmeyelim. Nefsimize ve yanlış telkinlere uymayalım. Farz olan Orucumuzu zamanında tutalım. Mazeretsiz oruç tutmamak büyük günahtır. Dinde geçerli bir mazereti olmadığı halde orucunu tutmayan kişi Allah’a isyan etmiş, pek çok sevaptan ve manevi nimetten yoksun kalmış olur. Büyük günah işlemiş olur. Peygamberimiz (sav) Efendimiz, bu konuda:
     
“ Kim hastalığı ve dinde geçerli bir ruhsatı olmaksızın Ramazan ayından bir gün oruç tutmazsa, senenin bütün günlerini oruç tutsa yine bu Ramazan orucunun yerine geçmez,” [27] buyurmaktadır.

“ Kişi, çoluk çocuğu, malı ve komşuları sebebiyle günaha girebilir. Namaz, oruç ve zekât bu gibi günahlara kefaret olur.”  (28)
   
Ebu Malik el Eş’ari (ra),den rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte Peygamber (sav) şöyle buyurmuşlardır:
   
“ Şüphesiz cennette öyle köşkler vardır ki, içinden dışı, dışından da içi gözükür. Allah Teâlâ o köşkü, Tatlı ve yumuşak konuşan, fakir (ve yetim) lere yemek yediren, peş peşe oruç tutan ve insanlar uyurken geceleri namaz kılan kulları için hazırladı”. (29)
   
Kıyamet günü olup insanlar kabirlerinden diriltildiği zaman, Allah Teâlâ (Cennet bekçisi olan Rıdvan’a):
   
“ Şüphesiz ben oruç tutan kullarımı kabirlerinden aç ve susuz olarak çıkarttım. Onları hemen cennetten canlarının istedikleri nimetlerle karşıla” diye vahyeder.”  

Bunun üzerine Rıdvan, cennetin hizmetçilerini çağırarak,

“ Ey Ğilman ve Ey Vildan, nurdan tabaklar toplayın” der.

O zaman, kum tanelerinden, yağmur damlalarından, gökteki yıldızlar ve ağaçların yapraklarından daha çok, fazla tabaklar, birçok cennet meyveleri, lezzet ve iştah çeken yemekler ve içeceklerle dolu olarak toplanır. Melekler karşılarına çıkan, dünya hayatında oruçlarını tutan mü’minlere onlardan yedirir ve onlara:

“Geçen günlerde çektikleriniz açlık ve susuzluktan dolayı yeyin, için, afiyet olsun.” (Hakka su. 24) derler. (30)

Yüce Allah tuttuğumuz ve tutacağımız oruçlarımızı kabul eylesin. Ramazan- ı Şerifi en iyi şekilde değerlendiren bahtiyar kullarından eylesin. Bizleri Kadir Gecesine ve Ramazan Bayramına, sağlık sıhhat ve afiyetle ve sevdiklerimizle kavuştursun.

 
  Kemalettin AKSOY
  Bayburt İl Müftüsü


________________________________________
[1] Bakara 2/183
[2] Tevrat, çıkış, 34/18)
[3] Matta,4/1 , Markos,2/19, Luka,5/33-38)
[4] İslam ansiklopedisi, Oruç Maddesi, Oruç İlmihali.
[5] Buhari.Savm.69; Müslim.Siyam.128; Tirmizi,Savm.49.
[6] Tirmizi, Savm, 41, 54. Ahmet b. Hanbel.V, 246.
[7] Bakara.2/ 185
[8] Ahmet b. Hanbel.V.246.
[9] Buhari.İman,37
[10] Buhari. İman.1,34,40; Ebu Davut, Sünnet,16
[11] Müsned.V.251. Tirmizi. Cuma,80
[12] Buhari. Savm.2.4.8.9; Nesai.Siyam, 39
[13] Buhari. İman,28
[14] Müslim,Taharet,16.
[15] Buhari, Savm.2) Müslim, Siyam,164.
[16] İbn Mace, Savm, 1.
[17] Buhari. Savm,2.
[18] Müslim.Siyam, 161.
[19] İbn Mace. Siyam.44.
[20] Tirmizi. Savm, 55.
[21] Buhari, Savm.4.
[22] Müslim. Siyam, 164.
[23] Tirmizi. Savm.82
[24] Darimi. Savm,51
[25] Ebu Davud. Siyam,22.
[26] Münziri. Hadis no.452.
[27] Ebu Davut. Savm.38; Tirmizi,Savm.27; İbn Mace. Savm 14.
(28)  Buhari, Savm, 3.
(29) Suyuti, Durru’l-Mensur.
(30) Ruhu’l-Beyan, l/ 294.
Not: Kaynak olarak:
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Oruç Maddesi.
Oruç İlmihali, (H.Altuntaş, İ.Karagöz)
40 Hadiste Ramazan. Diyanet Hadis Kartelâsı.



 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner220