Ramazan ayına mahsus ibadetlerden biri olan oruç, bizi takvaya ulaştıran en önemli dinî görevlerimizdendir. Oruç, Medine’de hicretten bir buçuk yıl sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmış olup, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bildirdiği İslam’ın beş esasından biridir. (Buharî, İman, 34; Müslim, İman, 8)
 
Oruç, Arapça’da savm kelimesi ile ifade edilmektedir. Savm, “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamına gelmektedir. Orucun dinimizdeki anlamı ise; ibadet niyetiyle imsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır.
 
Orucun farziyetini bildiren ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya ulaşırsınız.” (Bakara, 2/183)
 
Ayetin son kısmında geçen, “Umulur ki takvaya ulaşırsınız” şeklindeki ifade orucun gayesini bildirmektedir. “Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki takva sahibi olasınız” (Bakara, 2/21) ayet-i kerimesinde belirtildiği üzere insanlara, Allah’a ibadet ve taatte bulunarak takvalı olmaları emredilmiştir. Bu manada dinin emir ve yasaklarının en başta gelen gayesinin insanı takvaya ulaştırmak olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Allah katında, en değerli olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır” (Hucurât, 49/13) buyrulmak suretiyle takva, Allah’a yakınlığın ölçüsü olarak gösterilmektedir.
 
Takva; Allah’ın çizdiği sınırları aşma korkusuyla bu sınırlara yaklaşmamak, Allah’tan korkarak nefsin kötü arzularından ve günahlardan sakınmaktır. Daha kısa bir ifadeyle takva, Allah’a ve O’nun buyruklarına karşı kalpte bulunan derin hassasiyettir.
 
Yüce Allah’ın emir ve yasakları insanların dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaya yöneliktir. Dinimizin güzel görüp yapılmasını istediği şeyler de fert ve toplum için çok büyük faydalar, çirkin sayıp da yasakladığı şeyler de ise büyük zararlar bulunmaktadır.
 
Sonsuz merhamet sahibi olan Cenâb-ı Hak, kullarının zorluğunu dilemez. (Bakara, 2/185) Oruç gibi insan nefsine zor gelen bir ibadetle kullarını mükellef tutması onların iyiliğini istediği içindir. Çünkü oruç, insanın nefsinin hâkimiyetini kırarak takvaya ulaşmasını sağlayan en etkili ibadettir.
 
Oruç, mü’minler için bir takva eğitimidir, zira oruç insana nefsanî arzularını dizginlemeyi ve günahlara karşı dirençli olmayı öğretir. Ancak orucun insanı takvaya ulaştırabilmesi ve günahlardan arınmaya vesile olabilmesi için hadis-i şeriflerde ifade edildiği şekilde inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek, yani samimi bir niyetle tutulması şarttır. Ayrıca oruçtan beklenen asıl neticeyi elde edebilmek için yemeden içmeden, cinsel isteklerden uzak kalmanın yanında yalandan, dedikodudan, kötü söz söylemekten, başkalarına sataşmaktan ve zarar vermekten de sakınmak gerekir.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Oruç bir kalkandır; sakın, oruçluyken, cahillik edip de kötü söz söylemeyin. Birisi size sataşacak veya dalaşacak olursa, ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ deyin” (Buharî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 30) sözleriyle orucun, sadece yeme, içme vb. şeylerden uzak kalmak olmadığını, ayrıca kötü söz ve davranışlardan da sakınmak gerektiğini açık bir dille ifade etmiştir.
 
Orucun bu özelliğinin yanında onu diğer ibadetlerden farklı kılan başka yönleri de bulunmaktadır. Bunlardan biri orucun sadece Allah için yapılan bir ibadet olması, yani riya ve gösteriş karışması pek mümkün olmayan bir ibadet olmasıdır. Çünkü orucun başka ibadetler gibi anlaşılmasını sağlayan bir şekli ve görüntüsü yoktur. Oruç tutan kimse söylemediği sürece dışarıdan bakanların onun oruç tuttuğunu bilmesi ve anlaması mümkün değildir.
 
Orucun bir diğer özelliği de mükâfatının önceden bilinmeyip yalnızca Allah tarafından takdir edilecek olmasıdır. Bir iyiliğe on katından yedi yüz misline kadar sevap verildiği bilinmesine karşın orucun sevabı bu miktarın tamamen dışında ve üstündedir. Nitekim bir kutsî hadiste şöyle buyrulmuştur: “Allah (c.c.) buyurdu ki: Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir, yalnız oruç hariç. Çünkü o, benim içindir. Onun mükâfatını da ben vereceğim.” (Buhari, Savm, 2, 9) Oruç hakkında, “O, benim içindir” buyrulmuş olması oruca özel bir önem verildiğinin göstergesidir.
 
Hülasa; oruç, Allah’ın emrine boyun eğerek O’na kulluk zevkini tattıran, Allah katında büyük değeri olan bir ibadet ve nefsin tuzaklarına karşı en etkili bir mücadele yoludur.
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol