Hayatı yaşamak, inceden inceye olayları hissetmek, ilginç hadiselerin içinde kendini bulmak, gerçekleri görmek, zorluklara göğüs germek, yanlışları doğrudan ayırt etmek, peşin hükümlü olmamak, doğruları haykırmak herkesin işi değil; dönüşü olmayan dönüşü bilenlerin, anlayanların, kavrayanların, yaşayanların işidir.

Bu yolda deruni bir düşünüş, bir duyuş, bir biliş, bir silkiniş, bir irkiliş ve müthiş bir uyanış gerekir. Çünkü bu dönüş başka dönüş, bu yürüyüş başka yürüyüş, bu çıkış başka çıkış ve bu varış bambaşka bir varıştır. Bu nedenle bu yolda çok temkinli, çok dikkatli ve çok akıllıca yürümek gerekir. Bardağı taşırmadan, ölçüyü aşırmadan ve Hak yoldan şaşırmadan yürümek şiarımız olmalıdır. Bu yolun çileleri, ıstırapları, engelleri, yol kesicileri sayılmayacak kadar çoktur. Nefis ve şeytan bu yolun baş düşmanıdır. Bu yolda sapmadan, saptırılmadan, kanmadan, kandırılmadan kılavuzsuz yürümek çok zor ve çok çetindir. Marifet bu yolda ümitsiz olmak, dermansız olmak, şikâyet etmek, pes etmek değil; bu yoldaki engelleri birer birer aşarak, engelleri kaldırıp zorluklara dayanarak sabretmektir. Dünya yolculuğu dünyaya gelişle başlar ve dünyadan çıkıncaya kadar devam eder. Bu yolculuk sonsuz olan bir yolculuğun başlangıcı olsa da dönüşü olmayan bir yolculuktur. Yine bu yolculuk, bize, değer vermediklerimizin kimi zaman değerli olduğunu, değer verdiklerimizin kimi zaman hiç değeri olmadığını, boşu boşuna ümit ve güven bağladıklarımızın kendilerine bile faydası olmadığını yaşayarak gösterir. Her şeyi önümüze seren, hakikat perdesini aralayan, gerçekleri su yüzüne çıkaran, hiçbir gizli-açık bir şey bırakmadan ‘işte halin, işte mecalin ve işte sonun’ dedirten, hiç kimsenin yalanlaması mümkün olmayan kesin bir kanıt ve kesin bir fermandır.

Görülüyor ki, hayat anlamsız, faydasız, sebepsiz ve nedensiz değildir. Bu dünya yolculuğu çok iyi değerlendirilmelidir. Her anın, her zamanın pahası biçilmeyen bir hazine olduğu bilincine varıp zaman kuşunu boşu boşuna uçurmamak, fırsat okunu boşa atmamak ve derin bir gaflete dalmamak gerekir. Bu mutlak göç, ya gerçek kurtuluşun ya da perişan oluşun bir habercisidir. Mutlak zafer veya mutlak yeniliş bu yolculuğun sonunda belli olur. Bu yolculukta düşünerek, inceden inceye hesap ederek, şuurlu, bilinçli emin adımlarla ilerlemek, ilk ve son fırsatı kaçırmamak gerekir. Senlik benlik kavgasını terk ederek, zaman perdelerini aralayarak, vuslat köprüsünü aşkla geçip sevgililerin sevgilisine kavuşmak için hızla yürümek amacımız olmalıdır. Hayat mektubunu iyi yazıp iyi okuyarak, eldeki fırsatları güzel değerlendirerek, her şeyin kıymetini bilip hayatı anlamlandırmalıyız. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi ve nereye, nasıl gideceğimizin hesabını çok iyi yapıp ilimsiz, irfansız, erdemsiz, ahlaksız, amaçsız ve gayesiz hayat denizinin dalgalarına kapılmamalıyız. Hiç kimsenin hayatı silip yeniden yazamayacağını ve yeniden yaşayamayacağını bilip zamanımızı, imkânımızı, gençliğimizi çok iyi değerlendirmeliyiz. Günah ve isyan girdabına düşmeden, geçmişi silmeden, manevi değeri alt üst etmeden, geleceğimizi yıkmadan, günah kirleriyle ruhumuzu ve bedenimizi karartmadan hayatı hayat gibi yaşamalıyız.

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim.

Düşün ki, bir kapıya gelmişim ardında ne olduğunu bilmediğim sonunda senin olduğunu bildiğim. Düşün ki, o kapıdan geçmişim ve türlü türlü gariplikler var yolda… Üstüme çamurlarda sıçrasa yürürken o yolda, zehirli dikenler de batsa her bir hücreme, ısırsa da köpekler… sadece ısırırım dudağımı geriye dönüp bakmayı akıl bile etmem…

Utanırım o akıldan geriye dönüp bakarsa. “Gelemem ben bu kadar sıkıntıya, fazla bunlar bana, inanmazsa inanmaz…” der çekip gitsem ne şeref kalır ne onur… Şereften, onurdan da geçsem en önemli olan “RUH” kalmaz… Başım ayaklarına gelsin dediğimde, son nefestir işte. Yolun sonunda sen oturmuş, beyazlar içinde sadece beni beklemen bile benim o yolda can vermeme engel olamaz.

Huzur, barış, sevgi ve mutluluk menziline hep birlikte varalım.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.