Ali Bulaç'ın gözü hala Diyanet'te!

DiNiHABERLER.COM / öZEL
 
 
Ali BULAÇ'ın son yazısını okuyunca insan, bu ne mübarek insan diyor. Tabi geçmişini tanımayan insan. Dinin, devletin kontrolunde olmaması...
 
Cemaat ve tarikatlerin siyasallaşmaması gerektiğini gevelemeye çalışıyor.
 
Hala kendini KUR'AN meali yazan Ali BULAÇ sanıyor. 
 
Yahu insan bu yazıyı yazarken biraz aynaya bakar, biraz geçmişini hatırlar, biraz tarih okur, biraz kimin emrinde olduğunu hatırlamaya  çalışır. 
 
Ali BULAÇ, bu haliyle gerçekten tanıyanlarını korkutuyor. Zerre kadar akıl, mantık ve izan sahibi bir insan bu satırları yazarken iki kere düşünür. 
 
Sahibin olan şahsiyet daha düne kadar tüm gücüyle cemaat olarak siyasetin emrinde değil miydi. Osmanlı'da Diyanet (şeyhul-islamlık) padişahin tek dini referansı değilmiydi. 
 
Daha düne kadar NURİ'lerle HURİ'ler siyasetin refaransı olmak şöyle dursun siyasetin emrinde değiller miydi. 
Ne oldu da şimdi "Cemaatler veya İslami siyasi gruplar –kendilerince haklı sebeplerle de olsa-devlete eklemlendiklerinde, devlet onları dönüştürür, bir enstrüman olarak kullanır, dine yabancılaştırır. Bu hep böyle olmuştur." Diyorsun. Kendi cemaatinden mi tecrüben var. 
 
Cemaat olarak devlete o kadar eklemlenmişsinizdi ki, etle kemik olmuştunuz. Devleti hala etlerinizden kurtarabilmiş değil. İşte tüm bu gerçekler ortada dururken böyle bir yazı karalaması Akifin yazının başında yazdığım sözünü aklıma tebarüz ettirdi. 
 
Ama tüm samimiyetimle belirteyim ki, bu söz bile rezaletlerini anlatmaya kifayet etmez. 
 
İşte o yazıdan bir alıntı;
 
Türkiye'de din, Diyanet (DİB) kanalıyla devletin kontrolü altındadır, ajandasındaki kayda göre din devletin izin verdiği çerçevede yaşanır. Din'i “inanç, ibadet, muamelat ve ukubat” olarak sıralamak mümkünse, devlet akaid ve ibadeti ehl-i sünnet mezhepleriyle sınırlandırmış, muamelat ve ukubatı ise fiilen neshetmiştir. Yasamada dini referans almadığı halde Cuma hutbelerini kendi adına okutmakta, imamlara “Allah devletimizi her türlü tehlikeden korusun” duası yaptırmaktadır. Devlet DİB'i tek referans alınca, dinî hayatın sivil alanı da etkin olmaz.
 
Kişisel ve grup hayatında dini referans alanların (İslamcı, cemaat veya tarikat) devlete karşı tutumlarını belirlerken, verili olan devletin bir İslam devleti olmadığı bilincinde olmaları önemlidir. Müslümanların alim ve mütefekkirleri, öncelikle modern bağlamında devletin ve iktidarın yapısıyla ilgili kelami ve fıkhi kriterler yaparken, pratikte ne hasmane ne teslimiyetçi tutum takınmak gerekir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bediüzzaman in Düşüncesi 1 yıl önce

Bir fikre davet cumhuru ulemanin kabulüne vabestedir. Üstad ayni vatanda yaşiyorsak biz biriz hem ayni dine mensup isek biz biriz diyor. Fazilet boyutu Cenab i hakkin indindedir diyor . Bediüzzaman bu tür Demeçleri şiddetle red eder. Dahilde fitneye sebebiyet verecek olan bu tür konuşmalar konuşan ın belağatsizlığına delalet eder. Hemde İslamiyet e ne kadar sadık da olsa sadık ahmak güruhuna girmeye namzettir böyle adamlar. Evet hakkın hatırı alidir hiçbir hatıra feda edilmez. Fakat müddeinin hem iddiasını ispat hemde sebebi munakaşa olacak şeyleri medya ya değil muhattaplarina arz etmeli.

Avatar
AYDIN 1 yıl önce

ALİ BULAÇ, "Allah devletimizi her türlü tehlikeden korusun" DUASINDAN NEDEN RAHATSIZ OLUYORSUN.

Avatar
bilal 1 yıl önce

ali bulaç ın yazısı gayet doğru. siz yanlışsınız