Din adamları dışarıdan böyle mi görünüyor?
 

İslam coğrafyasının en önemli sorunu nedir diye bir düşünün? Ortaya çok net bir şekilde şu çıkacaktır; İslam coğrafyasında yaşayan kanaat önderleri dinin ‘kök değerlerine’ bağlı kalarak güncel sorunlara çözüm üretememektedir. Bundan ötürü din çok konuşulup, gereklerini hiç yerine getirmediği bir dizi tavsiyeden öteye gidememektedir.  Sonuçta halk da, değerler de çürümektedir.
 
Son yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, günümüz şartlarının ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçlar için gerekli olan içtihatları kişiler değil, kurumlar bünyesindeki uzmanlık grupları yapmalı. Bu ‘bilirkişiler’ ise siyasi, iktisadi, toplumsal çıkarlardan ve baskılardan uzak olmalı.
 
DiYANET NEDEN BAĞIMLI?
 
Ancak İslam dünyasında da Türkiye’de de bahsettiğimiz etkinlikle çalışan çıkarlardan, siyasi ve mahalle baskılarından arındırılmış bağımsız uzmanlık grupları yok.
 
Hatırlayın, ekonomisi 1990’larda çöken Türkiye, çıkış yolunu -IMF ve AB’nin de baskısıyla- Merkez Bankasına belli bir ‘bağımsızlık’ vermekte bulmuştu. Bunun sonucunda Türk ekonomisi hem istikrar kazandı hem de siyasi iktidarların anlamsız isteklerine ‘hayır’ diyebilen seçkin bir bürokratik yapı inşa edildi. Sonucunda halk kazandı…
 
Bugün yaşadığımız ahlak krizinde de böylesi bir yapıya ihtiyaç var. Allah’ın dini adına konuşacak mercilerin de hiç olmazsa Merkez Bankası kadar otonom olması gerekirken maalesef bundan çok uzak.  Herkes bunun üzerinde düşünmeli…
 
Yazar dışarıdan baktığında; "Din adamlarının toplumdaki itibarı son  derece kötü. ‘Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma’ lafı adeta genlerimize kazındı. Din adamları bunu biraz kendileri, biraz devlet, biraz da toplum yaptı. Türkiye’de dini cemaatler dahil olmak üzere otonom dini alanlar yok edildi. Cemaatler ‘otonomi’ istemek yerine devlete ‘yanaşmak’, ‘devletin içine yerleşmek’ ve hatta ‘güvence’ temin etmek derdine düştü. Sonunda ‘devlet zehri’ ile yara aldılar." böyle görüyor.
 
RIZIK İLE İNANÇ ARASINDA...
 
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ise zaten tümüyle ‘bürokratik’ bir kuruluş. Memur olarak atanıyor ve görevden alınıyorlar. DİB’nın, dinin ulvi hedeflerini gözetme şansı tanım gereği yok. Tam tersine dinin içine oturmuş ve orada devlete, siyasi otoriteye yer açmaya, meşruiyet üretmeye çabalıyor. Bir de ‘din adına’ sözde bilim yapan ilahiyat fakülteleri var.
 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Halil İbrahim gazi 1 yıl önce

Otonom yerine bağımsız veya özerk kelimelerini kullanılsa daha anlaşılır bir yazı olurdu.

Avatar
karaserli 1 yıl önce

güzel tespitler bu konuları diyanet ve diğer kurumlar olarak gözden tahkikli şekilde uygulamamamız lazım .

Avatar
İMAM SADIK 1 yıl önce

Sendikalar, hükümetle maaş pazarlığı yerine, imamların şahsiyetlerini, onurlarını, gururlarını masaya yatırsınlar. Hiç bir muhtara, dernek başkanına veya cemaate karşı, diyanetin ve müftülerin, imamlarını ezdirmemesini sağlasınlar. Ben bir imam olarak kendimi, kurtlar sofrasına canlı canlı atılmış, meeleye meeleye bir parçası koparılan ve sesini kimseye duyuramadan can çekişen, savunmasız bir kuzu gibi hissettim. Hiç bir Sendikaya üye değilim. Bu feryadımı duyup, dile getirecek olan sendikaya seve seve üye olurum. Ben maaşımın yükseltilmesini değil, izzeti nefsimin, onurumun, gururumun, şahsiyetimin onore edilmesini istiyorum. Allah'a emanet olun.

Avatar
Maalesef 1 yıl önce

Elhak gerçekçi bir yaklaşım. Camia en kısa zamanda siyasilerin arka bahçesinde çıkmalı ve mihrap minber Allah ve Resulüne yeniden açılmalı. Sendika üyeliğini bile siyaset odaklı yapan kurum çalışanları zaman daralıyor.

Avatar
imam sadık 1 yıl önce

Ey İmamlar; Sakın imamlık saygın bir meslektir demeyin. Köyde muhtardan, ilçede kaymakamdan fırça yiyen, müftülükten destek bulamayan garib, mahzun bir meslektir imamlık. Uğradığı iftirada bile, kendini savunma hakkı verilmeyen ve sözleri kaale alınmayan bir meslektir imamlık. Kalabalıklar içerisinde, yalnızlığı iliklerine kadar hissettiren bir meslektir imamlık. Ve ben bugün yaşadıklarımdan sonra, ne kadar aciz ve ardım sıra saf tutanlara karşı, ne kadar savunmasız olduğumu anladım. Çok mahzunum......ALLAHÜMMEFTEH ALEYNE EBVEBE RAHMETEK.

Avatar
imam sadık 1 yıl önce

Dün izinli olduğum için şehre, ailemin yanına gitmiştim. Bugün köyde bir cenaze oldu. Köyün servisiyle cenazeye yetişmem mümkün değil. Köylüleri arayıp, nasıl gelebilirim? diye sordum. Hocam; gerek yok. Cenazeye bir çok hoca gelecek dediler. Ben de tamam dedim. Tam cenaze saatinde muhtar aradı. Mahalle ağzıyla, saygısızca bir sürü laf etti. Ve telefonu yüzüme kapattı. Ben de soluğu müftülükte aldım. Benden önce şikayetim gitmiş. Cenazeye şehirden gelen bir işadamı, direk il müftülüğüne şikayet etmiş. Muhtar da ilçe müftülüğünü arayıp, imam görevini sürekli aksatıyor, cuma kıldırıp gidiyor demiş. İşin aslı şu; bayram günü cumaya denk geldi. cumadan sonra, mesai ücreti yerine bayram iznine çıktım. Katılmadığım cenaze ise, köydeki 2.5 aylık görev sürem içindeki ikinci, katıl(a)madığım ilk cenaze namazıydı. Ve bu yüzden kaymakama ifade verdim. kaymakam; bir daha olursa yakarım dedi. Hangi birine yanayım? bir teselli verin... BİR HATAM ÜSTÜNE, BİN İFTİRA EKLEYENLERİ ALLAH'A HAVALE EDİYORUM.

Avatar
imam sadık 1 yıl önce

Köyde birbiriyle kavgalı olanlar, 'karşı taraf' tabir ettikleri kimselerle imamın görüşmesini istememekte, konuştuğu taktirde imamdan intikam almak için fırsat kollamaktadırlar.

Başbakanlığa bağlı bir kurumun il ve ilçe amirleri olan müftüler kendi personelini muhtarın insafına terketmemeli, gerekirse muhtarlıklara birer yazı göndererek imamın bağımsız bir kamu görevlisi olduğunu, yasalar çerçevesinde imamları rahatsız edecek tutum ve davranış göstermemelerini istemelidirler. (alıntı;memurlar net) tam da benim sorunlarımı anlatmış. Bir de değerli hocalarım; köy yerinde, haftalık iznini kullanıyor diye, görevini yapmıyor denilerek, benim gibi şikayet edilen var mı?

Avatar
aaaaa 1 yıl önce

cemaatmi hepsinin Allah .... versin