Diyanet'in haberlerini çarpıtan haber.sol neyin kafasını yaşıyor?
Yüsra YİĞİT / ANKARA / DİNİHABERLER.COM


Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yapmış olduğu açıklama üzerine kendilerince, adına haber dedikleri ancak her türlü hakaret ve alttan alta hissettikleri korkuyu kaleme alan (haber.sol.org.tr) yaptığı açıklamalara bi anlam vermek mümkün değil.

Uluslararası İslam Üniversitesi'nin açılacağı haberini duyan zavallı korkaklar acaba ne yapsak da nasıl bir kılıf uydursak da bu durumu halka kötü bir gelişme olarak lanse etsek diye baya uğramışlar. Yüzlerce devlet üniversitesinin hatta bunun yanında  onlarca özel üniversitenin verdiği eğitim legal, eğitimi verenler alim(!), eğitimi alanlar aydın(!) ama iş islam üniversitesine gelince verilen eğitim illegal, eğitimi verenler cahil(!), eğitimi alanlar da terörist(!).

Yok öyle bi zihniyet. Yok öyle bi dünya. Neymiş efendim bu oluşum batı üniversitelerindeki islam kürsülerini olumsuz etkileyecek hatta batılılarda mevcut bulunan islamofobi olgusunu destekleyecekmiş. Kurulacak bir eğitim kurumunu terörist yetiştirecek bir yere benzetmeye kalkışan zihniyet acaba neyin kafasını yaşıyor demekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Türkiye elbette ki islam coğrafyasının lideri ve bunu hakkettiği ölçüde de savunmaya mazhardır. Bu coğrafyada yaşanılan eksiklikler Diyanet İşleri Başkanı tarafından saptanmış ve çözüm de bu şekilde üretilmiştir. Bundan rahatsız olacak zihniyetin hala yok dekolteymiş, bekaretmiş gibi kendi dillerine pelesenk ettikleri ve din ile özdeşleştirdikleri safsataları yine ısıtıp önümüze koyma çabaları da elbette ki bu korkudandır. Eklemeden geçemeyeceğim, gerçekten çok şaşırdım sundukları bu safsatalara her zaman ekledikleri başörtüsü ve dört hanımla nikah olayını almadıklarına göre belli ki bu sorunu aşmışız. Şükürler olsun ki anlama kapasiteleri hala mevcut. O halde ümitvar olalım ve gerçekleri görmeleri adına böyleleri için dua etmeyi de unutmayalım.



İŞTE SOL KAFANIN HABER ANLAYIŞI


Haberde iddia edildiği gibi Diyanet Leman Sam'a cevap vermedi, kısaca muhatap bile almadı. Ama sol zihniyet haberi görmek istediği gibi yansıtarak okurlarını aldatma yoluna gitti.

Diyanet İşleri Başkanı üzerine vazife çıkardı, Leman Sam'a cevap verdi

 Görmez, Sam'ın sözlerine, "aklın sınırlarını zorlayan eleştiriler" dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, gazetecilerin Leman Sam'ın kurban konusundaki eleştirilerini sorması üzerine, "Aklın sınırlarını zorlayan eleştirilere karşılık vermeyi bile doğru bulmadığını" söyledi.

Görmez, "Kurban bizi Allah'a yakınlaştıran bir ibadet, bunu yaparken bizi Allah'tan uzaklaştıracak her türlü davranıştan uzak olmak, çevre ve sağlık unsurlarına dikkati çekiyoruz. İkinci husus, birkaç olumsuzluğu dikkate alarak kurban ibadetini ve kurbanı tartışma konusu yapmayalım. Bunlar sadece görülen kısmından ibaret değildir. Arkasında büyük manalar, semboller ve simgeler var. Dolayısıyla aklın sınırlarını zorlayan eleştirilere karşılık vermeyi bile doğru bulmam doğrusu" diye konuştu.



BU DA SOL ZİHNİYETİN NE KADAR KORKAK OLDUĞUNU GÖSTEREN HABER ANLAYIŞI

AKP ve Diyanet İslam Üniversitesi ile neyi amaçlıyor?

“Piyasayla barışık, küresel sermayeyle bütünleşmiş, muhafazakâr bir yükseköğretimin mutlak inşası hedefleniyor ancak Türkiye’nin aydın bilim insanları, bilimsel bilginin yerini piyasanın ve dinin aldığı bu dönüşümün karşısındadır.”

Sanem Suruç - Üniversite Konseyleri Derneği

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, İstanbul’daki 29 Mayıs Üniversitesi’nin Uluslararası İslam Üniversitesi’ne dönüştürülmesi için, YÖK’e müracaatta bulunulduğunu açıkladı. Muhakkak ki Görmez’in bu açıklamayı hac ibadeti sırasında, IŞİD sınırı geçmiş iken yapmış olması, tesadüf değil.

Görmez’in “Diyanet İşleri Başkanlığı kadar önemli bir proje” olarak ifade ettiği üniversite, Diyanet Vakfı tarafından kurulmuş olacak. Diyanet Vakfı, Ağustos 2005 yılında izin almadan yardım toplayabilen vakıflara dâhil edilmişti. Hatırlandığı üzere o listede Deniz Feneri Derneği de vardı. Diyanet Vakfı’nın mütevelli heyeti başkanı, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, dolayısıyla kendisi bu işin başında.

AKP iktidarının Diyanet işleri başkanlığına ayırdığı bütçe 2014 yılı itibariyle 4.4 milyar TL ye vardı. (1) Bu rakam merkezi bütçenin yükseköğretime ayırdığı ödeneğin dörtte birinden daha az, yani 60 üniversitenin bütçesine denk bir meblağdan söz ediyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait cari transfer kaleminin ödenek açığı vermesini bir tarafa koyalım. Bu sürecin dudak uçuklatacak fonlarla yürütüldüğü ortada. Bizim için daha yakıcı olan, rakamlarla ifade edemediğimiz ideolojik dönüşümün boyutları.

AKP’nin siyasetin ontolojisini tamamiyle din eksenine kaydırdığı bir gerçek ve bu durum sosyal bilimlerde de ağırlığını hissettiriyor. Çalışmalar dini referanslar üzerine kuruluyor ve İslamcı-muhafazakâr toplum yapısı bir ön kabul olarak sunuluyor. Elbette bu süreç salt bir gericileşme harekâtı değil; aynı zamanda piyasayla barışık, küresel sermayeyle bütünleşmiş, muhafazakâr bir yükseköğretimin mutlak inşası hedefleniyor.

Görmez’in de ifade ettiği gibi, bu niyet çok öncesine dayanıyor. YÖK, El Ezher Üniversitesi’nin denkliğini 1998 yılında iptal etmişti. AKP iktidarı çeşitli değişim programları ile ilişkiyi sağlamlaştırarak Kasım 2010’da denkliği geri verdi. (2) Türkiye’de İslam âlimleri yetiştirme muradı Yeni Osmanlıcı bir fantezi. El-Ezher Üniversitesi’nin eğitim modelini Türkiye’de de uygulamak isteyen Ezherli Eğitimciler adındaki grup, bugün ortaya konulan ‘Proje’nin ön hazırlıklarını zaten tamamlamıştı. (3)

El Ezher’e referans eden bu ‘proje’, belli ki benzer bir kurumsallığa öykünüyor. Uluslararası İslam Üniversitesi de Diyanet Vakfı’na ait bir üniversite olmakla birlikte, bizzat Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden devletin organik organı olarak hareket edebilecektir. Bu anlamda Görmez’in vurgusu dikkate değer. Görmez’e göre dünyanın çeşitli ülkelerindeki İslam kürsülerinin ve üniversitelerinin müfredatları günün sorunlarını çözecek bilgi üretemiyor. “Günün” ihtiyaçlarından kasıt, İslami sermayenin batı iktisadi süreçlerine uyumlu hale gelebilmesi, daha doğrusu şiddet tekelini 21. yy kurumlarına teslim etmesi. Şöyle devam ediyor Görmez; İslam coğrafyasında terör “dinle hayat arasında, akıl ile vahiy arasında doğru ilişki kuramamaktan kaynaklanıyor.” Bu söylem, uluslararası sermayenin İslam coğrafyasını 1800’lü yılların batı kurumları ve güç dengeleri ile açıkladığını biliyor, yani diyor ki kapitalizmin rasyonalitesi bu sorunları çözer. Tam da bu sebeple, kurulacak üniversitenin, diğer İslam üniversitelerinin batı düşmanı tutumlarını ehlileştirmesi gerekiyor.

Kapsayıcı bir zeminden söz ediliyor, bu İslam’ı uluslararası sermaye için profesyonelleştirecek bir yapıyı inşa etmek anlamına gelecektir.

İslamcı terör unsurlarının güçlenmesi Batı’nın islamofobisini derinleştirdi. Öte yandan Arap Baharı rüzgârı ile piyasa mallarını tüketmeye can atan orta sınıf Araplar sermayenin iştahını kabartıyor. Yani sermaye bu coğrafyanın tüketimden gelen gücüne muhtaç ve bu yüzden yönetilebilir bir Sünni önderlik arayışında. Bu angajmanın ideolojik öncülüğünü yapabilecek yerli aktörler modern kurumsal yapılara sahip değil. Bunu büyük oranda başarmış Sünni İslam’ın ilmi merkezi El-Ezher Üniversitesi, radikal İslami unsurları mass ederek, dini öğretiyi esas alan devlet politikalarını tüm toplumsal kesimlerce meşrulaştırma görevini sürdürüyor. Son dönemde Mursi yandaşlığı üzerinden yürüttüğü mücadele yekpare gibi görünse de bu zeminde köktenci unsurlar da yer alıyor.

AKP geride bıraktığı iki dönemlik iktidarında eğitimli kesimi “elitler” olarak adlandırdı, bu negatif anlam üzerinden kitlesini de konsolide etmeyi başardı. Ancak, ‘Yeni Türkiye’ için sadece kılıç kuşanmak yetmedi ki Prof. ünvanlı bir başbakana ihtiyaç duydu. İktidar kadroları ‘Yeni Türkiye’nin ideolojik zeminini sağlamlaştırması için akademik altyapısını da kurmak durumunda olduğunun bilincinde. Bugüne kadar liberal akademik camia AKP’yi yalnızca politik söylemleri ile değil, aynı zamanda sosyal bilimsel üretimleri ile de meşrulaştırmayı başarmıştı. Türkiye bu birikimi kustu, başka bir deyişle AKP’nin liberallerle kurduğu ilişkinin miadı doldu. Şimdi ise İslamcı öğretiyi disiplinize etmek gerekiyor. AKP mevcut kadrolarıyla bu işe giriştiğine göre; “kızlık zarı diktirmek haramdır”dan, “dekolte giyenin tecavüzü göze alması gerekir”e kadar fetvacılığa soyunan çokça ilahiyatçının ‘ulemaya’ terfi edecek olmasına şaşırmayalım.

Son olarak ironik bir karakterden söz etmek istiyorum, çünkü Türkiye’de işler böyle yürüyor. Yükseköğretimde İslamileşme söyleminin öncü sinyali Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun twiti ile geldi; “İŞID üyelerinin %20’si Harvard mezunuymuş. Yüksek lisans ve doktoralı var. Demek ki tahsil terörist olmayı engellemiyor. Doğru din eğitimi şart.” Yani, öyle bir yükseköğretim sistemi tasarlamalı ki düzenin İslamcı teröristi değil fakat mutlaka neferi olsun, hem de doktoralısından.

Açıklıkla söylemek gerekir ki Türkiye’nin aydın bilim insanları, bilimsel bilginin yerini piyasanın ve dinin bilgisinin aldığı bu şizofrenik dönüşümün karşında yerini alacaktır. Her gündemde açıklama yapması olası kadrolarına bilim camiasından madara eden yanıtlar üretilecek, AKP’yle beraber sıçrama yaşamış mizah külliyatımıza yenileri eklenecektir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol