Diyânet Vakfı: Bir Gönül Köprüsü
İnsanlık serüveni, bir taraftan maddî gelişmelerle hayatımızdaki anlaşılmaz meselelere çözüm arayışları, diğer taraftan da manevî olarak ilerleme sâikiyle kendi özüne dair somut yaklaşımlar sunma çabalarından ibarettir. Dünyevî meseleler daha çok aklın rehberliğinde yol alırken insanın kendi benliğine dair meseleler de ahlâkî prensipler öncülüğünde vicdanın ışığında ilerlemiştir. Her medeniyet insan varlığını akıl ve vicdana verdiği değer  ölçüsünde anlamlandırırken, İslam medeniyeti vahyin ışığında bu iki cevheri yoğurmuş ve insan varlığına dair en mükemmel anlamı ortaya çıkarmıştır. İslam, ahlâkın tekâmüle ermiş şeklidir ve ahlâk ancak İslam’ın vahiy anlayışı ile zirveye ulaşabilir. Dolayısıyla insan ancak İslam’ın ahlâk anlayışı ile olması gereken değeri bulabilir. İslam ahlâkının insanda tesis etmeye çalıştığı en önemli nüvesi, sevgi, şefkat, merhamet, iyilik ve yardımlaşma duygularının vücut bulmasıdır. 
 
Her medeniyet ahlâkî prensiplere değer verdiği ölçüde insanlığın bu kutlu yolculuğunda yer bulur. İslam medeniyetini insanlık tarihinin zirvelerine taşıyan da en mükemmel ahlâka sahip olmasıdır. Hz. Peygamber, vahiyle kendisine sunulan ahlâkî prensipleri topluma nakşederek insanın öncelikle kendisini bulmasını sağlamış ve ideal bir toplum oluşmasına öncülük etmiştir. Vahyin aydınlattığı en temel ahlâkî değerler, insanda sevgi, şefkat, merhamet, iyilik, dayanışma ve yardımlaşma duygularının inkişâfı ile ortaya çıkar. Bu değerlere sahip insan, bu değerlerle örülü bir toplum inşâ edilmesine sebep olur ve bu şekilde arzu edilen ideal bir toplum meydana gelmiş olur. Bu yüzden Hz. Peygamber İslam’ın ilk dönemlerinde ahlâk yoksunu bir toplumdan ahlâkın doruklarında yaşayabilen bir toplum inşâ edebilmiştir.

Diyânet Vakfı: Bir Gönül Köprüsü

 
 İslam medeniyeti, bünyesinde barındırdığı bu ahlâkî mükemmeliyeti vakıf konsepti çerçevesinde kurumsallaştırabilmiş ve bu şekilde huzurlu ve mutlu bir toplumun nasıl inşâ edilebileceğini insanlığa en güzel şekilde göstermiştir. Tarih boyunca topluma yardımlaşma ve paylaşma duygusunu aşılayan vakıflarımız, İslam’ın bizden istediği doğru insan ve toplum oluşumuna katkı sağlayarak belki de Cenab-ı Hakk’ın bu dünyada olmasını istediği ideal insan ve toplum kavramlarının var olmasını sağlayan benzersiz kurumlarımız olmuştur. Vakıf, “veren el alan elden üstündür” hadisi şerifinin ışığında insana vermesini öğretir. Vermek, insanın nefsine zor gelen bir eylemdir. Vermek, insana bu dünyada hiçbir şeyin mutlak sahibi olmadığını öğretir ve ebedi âleme en güzel yatırımdır. Vermek, aynı zamanda insanın sahip olduklarında diğer insanların da hakkının olduğunu anlatır bize. Vermesini bilen bir toplum, huzurlu ve mutlu bir toplumdur. Vermenin daha zor olanı ise gönlünü verebilmektir. Gönül toplumu inşâ edebilmenin yegâne yolu da budur. Vermenin en zoru ise benliğini ve varlığını verebilmektir. Bu ise insanı, kâmil ve mü’min insan vasfına taşıyan kur’anî bir ibaredir. İnsan bu şekilde kendini Rabbine teslim eder ve karşılığında ebedi saadeti elde eder. Rabbinin kendisine ikram ettiğinden veremeyenler, gönlünü hiç veremezler, gönlünü veremeyenler de “O senden razı, sen de O’ndan razı” sırrına hiçbir zaman vâkıf olamazlar. 
 
Ecdadımız İslam ahlâkını en güzel şekilde vakıf kurumları yoluyla yansıtmaya çalışmıştır. Bizlere de bu kurumları miras bırakarak dört bir kıtada oluşturmuş oldukları gönül köprülerine sahip çıkmamızı vasiyet etmişlerdir. Bizlere düşen görev, İslam ahlâkının tecessüm ettiği vakıf kurumlarımıza ecdadımızdan bizlere bırakılan manevî sorumluluk bilinciyle sahip çıkmak ve medeniyetimizin her karışında kendisini hissettiren gönül köprülerini tekrar bütün dünyada kurmaya çalışmaktır. Vakıflarımız tarih boyunca bizlere verme, paylaşma ve iyilik hazzını diri tutmamıza yol açmıştır. Batı medeniyeti hazzı kendi nefsinde ararken, İslam toplumu ise hazzı uhuvvet mantığında arar. Vakıf olgusunu benimsemiş bir toplum, benliğinden vazgeçmiş ve diğergamlık teknesinde yoğrulmuştur. Günümüz modern toplumlarının sorunlarının altında yatan en önemli problemlerin başında da bu benlik olgusu gelir. Benlik insanı yalnızlaştırır, mutsuzluğa sevk eder ve varlığını anlamsız kılar. İslam ise bütün benlikleri aynı potada eriterek her birini yok eder, benlik yerini ümmet bilincine tevdî eder ve uhuvvet anlayışıyla yer değiştirir. Bu yüzden vakıf anlayışı oturmuş bir toplumda bu tür ahlâkî olguların var olduğunu görmek hiç şaşırtıcı değildir.

Diyânet Vakfı: Bir Gönül Köprüsü

 
Çok açık bir şekilde görülmektedir ki sosyal bunalımların hedefi haline gelmiş günümüz toplumları vakıf mantığına büyük ihtiyaç duymaktadırlar. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” Hadis-i Şerif’inin sırrına mazhar olmuş vakıf gönüllüsü fertlerin toplumda yer etmesine muhtaç olduğumuz âşikârdır. Günümüzde vakıf müesseselerinin eski dönemlerdeki kadar parlak işlevinin olmaması ahlâk elçisi bu değerli müesseselerin dar kalıba sahip çeşitli cemaat ve kurumların elinde gerçek işlevini icrâ edememelerine sebep olmuştur. Yahya Kemal’in de ifade ettiği gibi vakıf müesseseleri aslî varlıklarını ancak bütünsel bir güce sahip devlet bünyesi etrafında ve desteğinde  sergileyebilirler. Günümüzdeki vakıf kurumlarına göz attığımız zaman her ne kadar bireysel bazda hayır niyetiyle ortaya çıkmış olsalar da, toplumu bütüncül ve evrensel olarak kuşatıcı bir anlayışa sahip olmayan, İslam’ın gerçek ahlâk anlayışına hizmet ettikleri hususunda şüpheler barındıran çeşitli vakıf kurumlarının ön plana çıkarılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu ise kafalarda, ihtiyaç sahibi insanlara gerçek anlamda ulaşılabildiğinin sorgulanmasına ve İslam’ın güzelliklerinin bu insanlara olması gerektiği şekilde iletilebildiği konusunda samimi insanlarımızın ümitlerinin kırılmasına sebep olabilmektedir. Önceki makalemizde işaret ettiğimiz gibi bu meselede toplumun bütünü tarafından kabul görmüş diyânet kurumuna ve bu kurumun toplum üzerindeki ahlâkî sorumluluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkmış bulunan vakıf kurumu olan Türkiye Diyânet Vakfı’na çok iş düşmektedir. 
 
En başta Diyânet personelimiz olmak üzere “hayırda yarışan”, malını ve gönlünü gerektiğinde  feda edebilen bütün halkımız bu kıymetli kurumumuza sahip çıkmalıdır. Türkiye Diyânet Vakfı’nın günümüzde gerçekleştirdiği hizmetlere göz atarsak gerek yurtiçinde gerekse evrensel bazda yedi iklimin var olduğu bütün kıtalarda gönül eri fertleriyle İslam’ın ahlâk bekçiliğini yaptığını görürüz. Mahzun İslam coğrafyasının bir ses, bir el beklediği ecdadımızın gönül köprüleri kurduğu ve günümüzde de bizden yine aynı hizmetleri bekleyen bütün müslümanlara sahip çıkan ve samimi bir şekilde gönlünü açan Diyânet Vakfı’nın şüphesiz İslam adına büyük bir görev icrâ ettiği ortadadır. Bizler şunun farkındayız ki İslam’ın güzelliklerine yalnızca İslam coğrafyası değil aynı zamanda Muhammedî davaya susamış ve İslam nuruyla aydınlatılmayı bekleyen bütün insanların ihtiyacı vardır. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken önemli bir hususta bütün bu insanlara İslam’ın sahip olduğu değerleri bozmadan, eksiksiz ve olması gerektiği gibi ulaştıran, güvenilir bir kuruma ihtiyaç duyulmasıdır. Türkiye Diyânet Vakfı’mızın icrâ ettiği aslî görevlerinden birisi de kuşkusuz budur.  
 
Diyânet Vakfı: Bir Gönül Köprüsü

 
Günümüzde insan nüfusu oldukça fazladır ve insanların ihtiyaçları da buna mukâbil olarak her geçen gün artmaktadır. İslam’ın beyan ettiği cemaatleşme prensibine belki de en çok ihtiyaç duyulan dönem günümüz dönemleridir. Bizler biliriz ki bir hayrı bir kişi yaptığında eğer bir sevap kazanırsa cemaat olarak yapılması durumunda bu sevap katlanarak artacaktır. Üstelik cemaatin her ferdi bu sevaba bir diğerinin yapamayacağı hizmeti aynı oranda yapmış gibi ortak olur. Türkiye Diyânet Vakfı’na gönül vermiş ve her kademede hizmet eden halis niyetle yola çıkmış hizmet erlerinin bu hayırlara ortak olacağında hiç şüphe yoktur. 
 
Diyânet Vakfı, bütün insanları kardeş yaparak yemyeşil cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve saadet, huzur ve asayiş rüzgarlarıyla dalgalanan âlemşümûl bir bayrak altında toplamaya namzettir. Zira insanlığın bugünkü hali İslam’dan evvelki insan cemiyetlerinin acıklı hali gibidir. Türkiye Diyânet Vakfı’mız milyonların, milyarların kalbinde asırlardan beri kanamakta olan derin yarayı saracak müşfik bir el konumundadır. Şunun bilincinde olmalıyız ki Kur’an nuru ile tertemiz gönüllerin fethedildiği gençlik en kıymetli cevherdir. Bu hayra ortak olup hizmet etmek bizler için belki de dünyevî ve uhrevî manada en güzel birikim ve yatırımdır. Türkiye Diyânet Vakfı’mız bütün feyiz ve iyilik aşkıyla durgun gölleri andıran gönülleri deryalar gibi coşturarak kasvet ve hicrânın, ümit ve emellere vurduğu müthiş zincirleri kırmaktadır. Bu şekilde insanlığın üzerine güneş gibi parlayarak müşfik bir el uzatarak gönüller yapmaktadır.

Diyânet Vakfı: Bir Gönül Köprüsü

 
Hayırsever bütün halkımızı ve bilhassa Diyânet camiamızın değerli personelini bu güzîde kurumumuza sahip çıkmaya ve alelâdeden fevkalâdeye bir fetih ve bütünleşme yolculuğunda İslam’ın güzelliklerini paylaşmaya davet ediyoruz. Bizler şunun bilincinde olmalıyız ki büyük bir misafirhane olan bu kâinatta insanların birbirine ikramda bulunması kadar güzel bir şey yoktur. Bu kutlu yolculukta bizlere kem gözle bakanları bile yürek ülkesinin rahmetiyle kuşatarak, özellikle içinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayının feyiz ve rahmetiyle Türkiye Diyânet Vakfı’mızın oluşturmaya çalıştığı gönül köprüsünün gönül erleri olalım ve değerli başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in “Vakit iyilik Vakti, Bu Ramazan ve Her Zaman” çağrısına bütün gönlümüzle ses verelim.   
 
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.