Doğru Bildiğimiz yanlışlarımız
İşte O yazı ; 

Hulefa-i Raşidin devrinin sonlarında başla­yıp gittikçe yaygınlaşan kıssacılık hareke­tiyle birlikte uydurma senetlerle oluşturu­lan asılsız pek çok rivayetin İslam toplumunda ne kadar şöhret bulduğu herkesin malumudur. Her ne kadar bu tür rivayetlerin uydurma olduğu, işin er­babı olan âlimlerimiz tarafından ortaya konulsa da yine bu rivayetler dilden dile nesilden nesile aktarı­larak varlığını ve canlılığım devam ettirmiştir.

Ramazan ayı vesilesiyle gerek camilerde gerekse televizyonlarda Müslümanları bilhassa zekât ve sa­daka gibi mali ibadetlere teşvik etmek maksadıyla vaazlar ve konuşmalar yapılır; konuyla alakalı kıs­salar anlatılır. Anlatılan bu kıssalardan biri vc belki de en meşhuru Salebe kıssasıdır. Hani fakirliğin­den dolayı birkaç defa Efendimize (s.a.s.) gelip mal mülk sahip olmak için dua isteyen; fakat her de­fasında, "Şükrünü eda ettiğin az mal, şükrünü eda edemediğin çok maldan hayırlıdır." denilerek geri çevrilen; ama sonunda duaya mazhar olup kısa za­manda Medine'ye sığmayacak kadar sürülere sahip olan; zekât zamanı gelince de "bu bir haraçtır/ver­gidir" diyerek sürülerinin içinden bir koyunu dahi Efendimizin (s.a.s.) gönderdiği zekât memurları­na veremeyecek kadar cimrileşip onları eli boş geri gönderen... meşhur kıssa. (Vahidi, Esbabun-Nûzul, î/170-171; Taberi, Camiu'l-Beyan, XIV/370-371; Taberani, d-Muccmu'l-Kcbir, H. No: 7790, VW246.)

Neredeyse tüm tefsir kitaplarımızda "İçlerinden 'Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse mutla­ka bol bol sadaka veririz ve mutlaka Salihlerden olu­ruz' diye Allah'a söz verenler de vardır. Fakat Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. Allah'a ver­dikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar sürecek bir nifak soktu." (Tevbe, 9/75-77.) ayetlerinin nüzul sebebi olarak ayrıntılı bir şekilde yer verilen bir kıssadır Salebe kıssası. Bu olaya, rivayetlerinin sıhhati konusunda çok hassas olduğunu bildiğimiz muhakkik âlim Ibn Kesir'in de tefsirin­de yer vermesi (bkz. Tefttru'I - Kur'ani'l - Azim, II/ 372 - 373.) muhtemelen birçoğumuzun zihninde rivayetin sıhhati konusunda şüpheye dahi mahal bırakmadı. Bundan dolayıdır ki farkında olmadan, masum bir insan, Bedir ashabından olan önemli bir sahabi fâsıklıkla, münafıklıkla itham edildi ve hâlâ edilmektedir.

Sahabe arasında Salebe isminde birçok kişi bulun­maktadır. İlgili rivayetlerde mezkûr kıssada bahsi geçen kişi Salebe b. Hâtıb olarak geçmektedir. Sa­habeden bahseden biyografi, eserlerimizde pek çok sahabe hakkında verilmeyen bilgiler Salebe b. Hâtıb (r.a.) hakkında verilmekte; onun, Ensar'ın Evs ka­bilesinden olduğu, iki hanımından yedi çocuğunun bulunduğu, bunların isimleri, muhacirlerden Muattib b. Avf el-Hamra (r.a.) ile kardeşleştirildiği, annesi, babası vc kardeşleri, Bedir vc Uhud harbi­ne katıldığı gibi ayrıntılı bilgileri görmekteyiz. (îbn Sad, et-Tabakâtul-Kübra, III/460;îbn Hibban, es-Sikâr, Trc. No: 155, İÜ/46; îbn Abdilber, el-İstiab, 1/63.) Bu da bize esasında Salebe'nin (r.a.) sahabe arasında bili­nen, meşhur bir kişi olduğunu göstermektedir.

Bu kadar meşhur olan bir sahabi hakkında anlatılan hikâyenin temel hadis kaynaklarında yer almaması, hikâyenin anlatıldığı tali kaynaklardaki isnadının da ilk dört dönemde haber-i vahit (tek kişinin habe­ri) seviyesinde kalması bu rivayetin sıhhatinde ciddi şüpheleri beraberinde getirmektedir. (Rivayetin isna­dının tahlili için biz. Paksoy, Kadir, "Salebe Hadisinin Senet ve Metin Açısından Tahlili' HTD, 2004, II/2, s. 65-67.) Senedinde bulunan bazı ravilerin, cerh-tadil âlimleri tarafından eleştirilip bunların rivayet ettiği hadislerin ileri derecede zayıf, metruk hatta münker olduklarını ifade etmeleri (Buhari, et-Tarihul- Kebir, Tere. No: 2470, VI/301 ve ez-Zuafaü's-Sagir, Trc. No: 267,1/99; el-Heysemi, Mecmauz-Zevaid, Tere. Nc: 11047, VÜ/32; Ukayli, ez-Zuafa, T. No: 1259, UI/254; Zehebi, el-Muğnifı'z-Zuafa, T. No: 4358,11/457.) şüp­heleri derinleştiren ikinci bir husustur.

İçerik olarak da birçok çelişkiyi ihtiva etmektedir Salebe kıssası. Belki de senetten ziyade muhteva­sının üzerinde durulması ve içerisindeki bilgilerin İslam'ın temel prensip ve esaslarına göre değerlendi­rilmesi gerekir bu hikâyenin. Nitekim rivayetin batıl olduğunu söyleyen âlimler özellikle hikâyenin muh­tevasına vurgu yapmışlar ve bunun:

a) Allah (c.c.) "Onların mallarından zekât al..." (Tevbe, 9/103.) buyurduğu hâlde Peygamber Efendimizin, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in, kendi elleri ile zekâtını ge­tirip teslim eden bir Müslüman'ın zekâtını kabul etmemelerinin hem bu ayetteki emre hem de zekât konusunda onlardan bize intikal eden uygulama­lara muhalif olduğunu;

b)Bir Müslüman'ın günahı nc kadar çok olursa olsun günahlarından tövbe et­tiğinde tövbesinin kabul edileceği ve tövbe eden bir Müslüman'ın da hiç günah işlememiş gibi olduğu İslam'ın temel bir prensibi iken, hikâyeden, hatası­nı anlayıp pişmanlık duyan ve tövbe eden Salebe'ye karşı Hz. Peygamber, Ebu Bekir ve Ömer efendile­rimizin bu prensip çerçevesinde hareket etmedikle­rinin anlaşıldığını; bunun da İslam'a aykırı olduğu için onlar hakkında düşünülemeyeceğini ifade et­mişlerdir. (îbn Hazm, el-Muhalla, XI/208; Mecelletul- Bubusi'l-İslamiyye, 38/196-197; Reşid Rıza, Tefsir-i Menar, X/484; Paksoy, agm., s. 75-76.)
 
Hikâyeden, çok fakir olan Salebe' nin Peygambe­rimizin duası ile birkaç koyun edinmesi ve kısa za­manda koyunların tırtılların üremesi gibi üreyip ço­ğalması; sürülerinin çokluğundan dolayı Medine'ye sığmayıp bir vadiye taşınmak zorunda kalması gibi birtakım gelişmelerin hicretin biri ile dokuzuncu yılları arasında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Salebe'nin birkaç koyundan -en geniş zaman ara­lığını kabul ettiğimizde- dokuz yıl gibi kısa bir za­manda vadilere taşan sürülere sahip olması akıl ile izah edilebilir bir şey değildir. Bunun, Efendimizin (s.a.s.) duasının bereketi ile mucize olarak meydana geldiğini kabul edelim; o takdirde bu mucizenin Efendimizin meşhur bir mucizesi olarak temel kay­naklarımızda zikredilmesi gerekmez miydi?

Salebe'nin (r.a.) Tebük seferine katıldığını (bkz. Va­hidi, Meğazi, III/1003.) göz önünde bulundurduğu­muzda bu kadar çok sürüsü olan ve zekâtını vereme­yecek kadar dinî duyguları körelmiş olan bir kişinin çok sevdiği mallarını bırakarak zor şartlarda yapılan bu sefere iştirak etmesi zihinleri meşgul eden diğer önemli bir husustur. Şayet Salebe münafık olsaydı, zor şartlarda yapılan Tebük seferine katılmayan mü­nafıkların ileri sürdüğü mazeretlerden daha fazla­sını, hem de yalana başvurmadan rahatlıkla beyan eder ve savaşa katılmazdı.

Efendimiz (s.a.s.) Mekke'nin fethi için hazırlıkları son derece gizli tuttuğu hâlde sahabenin ileri gelen­lerinden Hâtıb b. Ebi Beltea (r.a.) bunu müşriklere haber vermek için gizlice teşebbüste bulunmuştu. Onun bu teşebbüsü gelen vahiy ile bildirilince, Ya Rasulallah! Müsaade buyurursan bu münafığın ka­fasını koparayım"diyc Hâtıb'ı öldürmek için izin is­teyen Hz. Ömer'e Peygamberimiz "Ömer! O, Bedir savaşına katıldı. Allah'ın Bedir Savaşına katılanlara rahmet nazarı ile bakıp 'Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım/cennet size vacip oldu' dedi­ğini biliyor musun?" buyurarak Hâtıb'ı affetmiş ve onun cezalandırılmasına fırsat vermemişti. (Buhari, Mcğazi, Bab: 9 ;İsti'zan, Bab: 23; Müslim, Fedailü's- Sahabe, Bab: 36; Ebu Davut, Cihad, Bab: 108; Tirmizi, Tefsirul-Kuran, Bab: 60;MüsnedüAhmed, H. No: 600, 1/79.) Yine Hatıb'ın (r.a.) yaptığı bu casusluk girişi­minden dolayı onun cehennemlik olduğunu iddia eden bir kişinin sözünü duyduğunda da Efendimiz (s.a.s.) "Yalan söylemiş! Çünkü Allah Bedir harbine ve Hudeybiye musalahasına katılanları cehenneme atmayacaktır." şeklinde mukabelede bulunmuştur. (Tirmizi, Mcnakıb, Bab: 59; İbn Mace, Zübd, Bab: 33; Müsned-ü Ahmed, II. No: 14524, İÜ/325; Sahib-u îbn Hibban, H. No: 7120, XVI/59.) Esasında Hatıb b. Ebi Beltea'nın (r.a.) yaptığı ile Salebe'nin (r.a.) farzımu­hal yaptığı mukayese edildiğinde Salebe'nin affe­dilmesini anlamak oldukça zorlaşmaktadır. Ayrıca mezkûr ayetlerin Salebe hakkında nazil olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, sahih bir şekilde Bedir as­habı ile alakalı olarak gelen bu rivayetlerle 77. ayet arasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır. (Kurtubi,vm/180.)
 
Tevbe suresinin son iki ayeti dışında diğer ayetler hicretin 9. senesinde nazil olmuş; zekât ise hicre­tin 2. senesinde farz kılınmıştır. Rivayette Peygam­ber Efendimizin,"Onların mallarından zekât al..." (Tevbe, 9/103.) ayeti nazil olunca zekâtları topla­mak üzere iki kişiyi görevlendirdiği belirtilmekte­dir. Zekâtın hicretin ikinci senesinde farz kılındı­ğına ve bu ayet de hicretin dokuzuncu senesinde nazil olduğuna göre, bundan, ya Efendimizin farz olan zekâdan önceki seneler toplatmadığı ya da Salebe'nin önceki seneler zekâtını verdiği anlaşılır ki her iki durumda da kıssa ile alakalı ciddi prob­lemler ortaya çıkar.
Salebe rivayetinin nüzul sebebi olarak gösterildiği. .Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gitti­ler." (Tevbe, 9/76.) ayet-i kerimesindeki siyganın cemi (çoğul) olması dikkatleri celbeden önemli bir husustur. Şayet bu ayet sadece Salebe ile alakalı ol­saydı siyganın müfret (tekil) olarak gelmesi nüzul sebebine uygunluk arz ederdi. Hemen sonrasında gelen "Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da kalplerine, kendisiyle kar­şılaşacakları güne kadar sürecek bir nifak soktu." (Tevbe, 9/77.) ayeti de burada bir tek kişiden ziyade birçok kişiden bahsedildiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ccnab-ı Hak Tevbe suresinde özel­likle 42. ayet-i kerimeden itibaren surenin sonuna kadar münafıklardan ve onların genel karakteristik özelliklerinden bahsettiği için birçok müfessirimiz mevzu bahis olan ayetlerde yine münafıkların karakteristik özelliklerinden bahsedildiğini ifade etmektedir. (Tefsir-i Said b. Mansur, III/344; Taberi, XIV/369; Tefsir-i ibn Ebi Hatim, VI/1846; Kurtubi, VIII/180; R. Rıza.Menar, VIII/170.) Dolayısıyla bu ayetlerin, münafıklar hakkında nazil olduğunu söy­leyen müfessirlerin görüşleri tercih edildiğinde bir­çok problem ortadan kalkacaktır.

İsmet sıfatının sadece peygamberlere mahsus ol­duğunu hepimiz biliriz. Bu yazıyı sahabeyi temize çıkarma gibi bir saikle ele almadık; ancak oldukça yaygın olan Salebe rivayetinin sıhhat derecesine ve kendi içindeki birtakım çelişkilere işaret ederek so­nuca varmaya çalıştık.

*****


İŞTE O YAZININ ORJİNAL HALİ
Doğru Bildiğimiz Yanlışlarımız (Salebe (r.a.) Örneği)
Hulefa-i Raşidin devrinin sonlarında başlayıp gittikçe yaygınlaşan kıssacılık hareketiyle birlikte uydurma senetlerle oluşturulan asılsız pek çokrivayetin İslam toplumunda ne kadar şöhret bulduğu herkesin malumudur. Her ne kadar bu tür rivayetlerin uydurma olduğu, işin erbabı olan âlimlerimiz tarafından ortaya konulsa da yine bu rivayetler dilden dile nesilden nesile aktarılarak varlığını ve canlılığını devam ettirmiştir.
Millet olarak her yıl üç ayların girmesi ile farklı bir heyecana bürünür; Ramazan-ı şerif ayının girmesi ile de bu heyecanın doruk noktasına ulaşırız. Mübarek üç aylarda sadece bedeni ibadetleri değil aynı zamanda mali ibadetleri de ifa etmek suretiyle bu günleri dolu dolu yaşayıp onun bereket pınarından kana kana içme gayreti içerisinde oluruz.
Ramazan ayı vesilesiyle gerek camilerde gerekse televizyonlarda Müslümanları bilhassa zekât ve sadaka gibi mali ibadetlere teşvik etmek maksadıyla vaazlar ve konuşmalar yapılır; konuyla alakalı kıssalar anlatılır. Anlatılan bu kıssalardan biri ve belki de en meşhuru Salebe kıssasıdır. Hani fakirliğinden dolayı birkaç defa Efendimize (s.a.s.) gelip mal mülk sahip olmak için dua isteyen; fakat her defasında “şükrünü eda ettiğin az mal, şükrünü eda edemediğin çok maldan hayırlıdır” denilerek geri çevrilen; ama sonunda duaya mazhar olup kısa zamanda Medine’ye sığmayacak kadar sürülere sahip olan; zekât zamanı gelince de “bu bir haraçtır/vergidir” diyerek sürülerinin içinden bir koyunu dahi Efendimizin (s.a.s.) gönderdiği zekât memurlarına veremeyecek kadar cimrileşip onları eli boş geri gönderen… meşhur kıssa(Vâhidî, Esbabu’n-Nuzül, I/170-171; Taberi, Camiu’l-Beyân, XIV/370-371; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, H. No: 7790, VII/246).
Neredeyse tüm tefsir kitaplarımızda “İçlerinden ‘Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka sâlihlerden oluruz’ diye Allah’a söz verenler de vardır. Fakat Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar sürecek bir nifak soktu”(Tevbe,75,76,77)ayetlerinin nüzul sebebi olarak ayrıntılı bir şekilde yer verilen bir kıssadır Salebe kıssası. Bu olaya, rivayetlerin sıhhati konusunda çok hassas olduğunu bildiğimiz muhakkik âlimİbnKesir’in de tefsirinde yer vermesi(bkz. Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, II/372-373)muhtemelen birçoğumuzun zihninde rivayetin sıhhati konusunda hiç şüpheye dahi mahal bırakmadı. Bundan dolayıdır ki farkında olmadan, masum bir insan, Bedir ashabından olan önemli bir sahabifâsıklıkla, münâfıklıkla itham edildi ve hala edilmektedir.
Sahabe arasında Salebeisminde birçok kişi bulunmaktadır. İlgili rivayetlerde mezkûrkıssada bahsi geçen kişi Salebe b. Hâtıb olarak geçmektedir. Sahabeden bahseden biyografi eserlerimizde pek çok sahabe hakkında verilmeyen bilgiler Salebe b. Hâtıb (r.a.) hakkında verilmekte; onun,ensârınEvs kabilesinden olduğu, iki hanımından yedi çocuğunun bulunduğu, bunların isimleri, muhacirlerden Muattib b. Avf el-Hamra(r.a.) ile kardeşleştirildiği, annesi, babası ve kardeşleri, Bedir veUhud harbine katıldığı gibi ayrıntılı bilgileri görmekteyiz(İbn Sad, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, III/460; İbnHibbân, es-Sikât, Trc. No: 155, III/46; İbnAbdilber, el-İstiâb, I/63). Bu da bize esasında Salebe’nin(r.a.) sahabe arasında bilinen,meşhur bir kişi olduğunu göstermektedir.
Bu kadar meşhur olan bir sahabi hakkında anlatılan hikâyenin temel hadis kaynaklarında yer almaması,hikâyenin anlatıldığı tâli kaynaklardaki isnadınında ilk dört dönemde haber-i vâhid (tek kişinin haberi) seviyesinde kalması bu rivayetin sıhhatinde ciddi şüpheleri beraberinde getirmektedir(Rivayetin isnadının tahlili için bkz. PAKSOY, Kadir, “Salebe Hadisinin Sened ve Metin Açısından Tahlili”, HTD, 2004, II/2, s. 65-67). Senedinde bulunan bazı râvilerin, cerh-tadil âlimleri tarafından eleştirilip bunların rivayet ettiği hadislerin ileri derecede zayıf, metruk hattamünkerolduklarını ifade etmeleri (Buharî, et-Târîhu’l-Kebîr, Terc. No: 2470, VI/301 ve ez-Zuafâü’s-Sağîr,Trc. No: 267, I/99; el-Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, Terc. No: 11047, VII/32; Ukaylî, ez-Zuafâ, T. No: 1259, III/254; Zehebî, el-Muğnîfi’z-Zuafâ, T. No: 4358, II/457)şüpheleri derinleştiren ikinci bir husustur.
İçerik olarak da birçok çelişkiyi ihtiva etmektedir Salebe kıssası. Belki de senetten ziyade muhtevasının üzerinde durulması ve içerisindeki bilgilerin İslam’ın temel prensip ve esaslarına göre değerlendirilmesi gerekir bu hikâyenin. Nitekim rivayetin batıl olduğunu söyleyen âlimlerözellikle hikâyenin muhtevasına vurgu yapmışlar ve bunun: a)Allah (c.c.) “Onların mallarından zekât al…(Tevbe,103)” buyurduğu halde Peygamber Efendimizin, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in, kendi elleri ile zekâtını getirip teslim eden bir Müslüman’ın zekâtını kabul etmemelerinin hem bu ayetteki emre hem de zekat konusunda onlardan bize intikal eden uygulamalaramuhalif olduğunub) Bir Müslüman’ın günahı ne kadar çok olursa olsun günahlarından tövbe ettiğinde tövbesinin kabul edileceği ve tövbe eden bir Müslüman’ın da hiç günah işlememiş gibi olduğuİslam’ıntemel bir prensibi iken,hikayeden,hatasını anlayıp pişmanlık duyan ve tövbe eden Salebe’ye karşı,Hz. Peygamber, Ebu Bekir ve Ömer Efendilerimizin bu prensip çerçevesinde hareket etmediklerinin anlaşıldığını; bunun da İslam’a aykırı olduğu için onlar hakkında düşünülemeyeceğini ifade etmişlerdir (İbnHazm, el-Muhallâ, XI/208; Mecelletü’l-Buhûsi’l-İslamiyye, 38/196-197; Reşid Rıza, Tefsir-i Menar, X/484; Paksoy, a.g.m., s. 75-76).
Hikâyeden, çok fakir olan Salebe’nin Peygamberimizin duası ile birkaç koyunedinmesi ve kısa zamanda koyunların tırtılların üremesi gibi üreyip çoğalması; sürülerinin çokluğundan dolayı Medine’ye sığmayıp bir vadiye taşınmak zorunda kalması gibi bir takım gelişmelerin hicretin biri ile dokuzuncu yılları arasında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Salebe’nin birkaç koyundan -en geniş zaman aralığını kabul ettiğimizde- dokuz yıl gibi kısa bir zamandavadilere taşan sürülere sahip olması akıl ile izah edilebilir bir şey değildir. Bunun, Efendimizin (s.a.s) duasının bereketi ile mucize olarak meydana geldiğini kabul edelim;  o takdirde bu mucizenin Efendimizin meşhur bir mucizesi olaraktemel kaynaklarımızda zikredilmesi gerekmez miydi?
Salebe’nin(r.a.)Tebük seferine katıldığını (bkz. Vâkıdî, Meğazî, III/1003) göz önünde bulundurduğumuzda bu kadar çok sürüsü olan ve zekâtını veremeyecek kadar dini duyguları körelmiş olan bir kişinin çok sevdiği mallarını bırakarak zor şartlarda yapılan bu sefere iştirak etmesi zihinleri meşgul eden diğer önemli bir husustur. Şayet Salebe münafık olsaydı, zor şatlarda yapılan Tebük seferine katılmayan münafıkların ileri sürdüğü mazeretlerden daha fazlasını, hem de yalana başvurmadan rahatlıkla beyan eder ve savaşa katılmazdı.
Efendimiz (s.a.s) Mekke fethi için hazırlıkları son derece gizli tuttuğu halde sahabenin ileri gelenlerinden Hâtıb b. EbiBeltea (r.a.) bunu müşriklere haber vermek için gizlice teşebbüste bulunmuştu. Onun bu teşebbüsü gelen vahiy ile bildirilince, “Ya Rasülellah! müsaade buyurursan bu münafığın kafasını koparayım” diye Hâtıb’ıöldürmek için izin isteyenHz. Ömer’e Peygamberimiz “Ömer! O, Bedir savaşına katıldı. Allah’ın Bedir Savaşına katılanlara rahmet nazarı ile bakıp ‘Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım/cennet size vacip oldu’ dediğini biliyormusun?”  buyurarak Hâtıb’ı affetmiş ve onun cezalandırılmasına fırsat vermemişti(Buhari, Meğâzî, Bâb: 9;İsti’zân, Bâb: 23; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, Bâb: 36; Ebu Davut, Cihâd, Bâb: 108; Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, Bâb:60; Müsned-ü Ahmed, H. No: 600, I/79). Yine Hâtıb’ın (r.a.)yaptığı bu casusluk girişiminden dolayı onun cehennemlik olduğunu iddia eden bir kişinin sözünü duyduğunda da Efendimiz (s.a.s.) “Yalan söylemiş! Çünkü Allah Bedir harbine ve Hudeybiyemusalahasınakatılanları cehenneme atmayacaktır” şeklinde mukabelede bulunmuştur (Tirmizî,Menâkıb, Bâb: 59; İbnMâce, Zühd, Bâb: 33; Müsned-ü Ahmed, H. No: 14524, III/325; Sahih-uİbnHibban, H. No: 7120, XVI/59).Esasında Hâtıb b. EbiBeltea’nın (r.a.) yaptığı vatana ihanet olup bu suçun idam ile cezalandırılması icap ederken Bedir ashabından olduğu için onu affeden Allah Rasulünün, yine Bedir ashabından olan Sa’lebe’nin(r.a.)-yaptığını farz edelim- bu suçla mukayese edildiğinde çok daha hafif olan zekât vermeme suçunu affetmemesiüstün bir ahlakla donatılan Efendimizin prensiplerine uygun düşmemektedir. Ayrıca mezkûr ayetlerin Salebe hakkında nazil olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, sahih bir şekildeBedir ashabı ile alakalı olarak gelen bu rivayetlerle 77. ayet arasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır(Kurtubî, VIII/180).
Tevbe suresinin son iki ayeti dışında diğer ayetler hicretin 9. senesinde nazil olmuş; zekât ise hicretin 2. senesinde farz kılınmıştır. Rivayette Peygamber Efendimizin “Onların mallarından zekat al…” (Tevbe, 103) ayeti nazil oluncazekâtları toplamak üzere iki kişiyi görevlendirdiği belirtilmektedir. Zekâtın hicretin ikinci senesinde farz kılındığına ve bu ayet de hicretin dokuzuncu senesindenazil olduğuna göre bundan, ya Efendimizin farz olan zekâtları önceki seneler toplatmadığı ya da Salebe’nin önceki seneler zekâtını verdiği anlaşılır ki her iki durumda da kıssa ile alakalı ciddi problemler ortaya çıkar.
Salebe rivayetininnüzul sebebi olarak gösterildiği “… Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.” (Tevbe, 76) ayet-i kerimesindeki sığanın cemi (çoğul) olması dikkatleri celbeden önemli bir husustur. Şayet bu ayet sadece Salebe ile alakalı olsaydı sığanın müfret (tekil) olarak gelmesi nüzul sebebine uygunluk arz ederdi. Hemen sonrasında gelen “Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar sürecek bir nifak soktu”(Tevbe, 77) ayeti de burada bir tek kişiden ziyade birçok kişiden bahsedildiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Cenab-ı HakkTevbe suresinde, özellikle 42. ayet-i kerimeden itibaren surenin sonuna kadar münafıklardan ve onların genel karakteristik özelliklerinden bahsettiği için birçok müfessirimiz mevzu bahis olan ayetlerde yine münafıkların karakteristik özelliklerinden bahsedildiğini ifade etmektedir(Tefsir-i Said b. Mansur, III/344; Taberi, XIV/369; Tefsir-i ibnEbi Hatim, VI/1846; Kurtubi, VIII/180; R. Rıza,  Menar, VIII/170).  Dolayısıyla bu ayetlerin, münafıklar hakkında nazil olduğunu söyleyen müfessirlerin görüşleri tercih edildiğinde birçok problemortadan kalkacaktır.
Hepimiz sahabenin masum olmadığına, onlarında günah işleyebileceklerine inanırız. Onun içindir kibu yazıyı sahabeyi temize çıkarma gibi bir saikla ele almadık; ancak oldukça yaygın olan Salebe rivayetininsıhhat derecesine ve kendi içindeki bir takım çelişkilere işaret ederek sonuca varmaya çalıştık. Bu kısa yazıda rivayeti ayrıntılı bir şekilde ele almanın mümkün olmadığını sizlerde takdir edersiniz. Daha ayrıntılı bilgi için müstakil olarak yapılan şu çalışmalara müracaatedilebilir.
1.Salebe b. Hâtıb es-Sahabi el-Müfterâ Aleyh, AdâbMahmud el-Hameşî
2. eş-Şihâbü’s-Sâkıbfi’z-Zebbiani’s-Sahabiyyi’l-Celil Salebe b. Hâtıb, Selim el-Hilalî
3.Salebe Hadisinin Sened ve Metin Açısından Tahlili, HTD, 2004, II/2, Kadir PAKSOY
                                        
Mehmet Ali AYTEKİN Amman Din Hizmetleri Ataşesi
                                                                                
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mehmet korkut 2 yıl önce

allah razı olsun gayet doyurucu bilgiler

Avatar
Asilzade 2 yıl önce

Gerçekten güzel tespitler yapmışsınız değerli hocalarım. Bu güzel tespitle belkide gercekten suçsuz bir sahabeye suç isnad ediyorduk şimdi en azından rivayetlerin zayıf olduğunu öğrenmiş olduk. Elinize sağlık.

Avatar
Ali Ak 2 yıl önce

Yorumunuz Bu ve benzeri uydurma kıssalar deşifre edilmeli

Avatar
vhki1405 2 yıl önce

Kaleminize sağlık hocam.(...Esasında Hatıb b. Ebi Beltea'nın (r.a.) yaptığı ile Salebe'nin (r.a.) farzımu­hal yaptığı mukayese edildiğinde Salebe'nin =affe­dilmesini= anlamak oldukça zorlaşmaktadır...)cümlesindeki affedilmesini kelimesinin yerine affedilmemesi olması gerekmiyormu? Benmi yanlış tahlil ettim hocam.!

Avatar
kürşad 2 yıl önce

hz peygamberin ebu süfyanı affedip vahşiye gözüme fazla gözükme seni gördükçe amcam aklıma geliyor demesi ile aynı .Firavunun tasdik etmesine rağmen imanının kabul edilmemesi keza aynı sebeblerin yorumlanarak olayı kendi gözümüzden ve gönlümüzden geçtiği gibi anlamak ne denli doğru bu rivayet zayıf fakat Hâtıb b. Ebi Beltea hakkındaki rivayeti kabul akıllarda soru işareti bırakıyor merak edenlere mehmet okuyanın bu konu hakkında daha doyurucu ve ayetlerle açıklaması var ama yinede bu yanlıştır oydurmaır demek için yeterli deliller mevcut değil sevgi ve dua ile

Avatar
imam 2 yıl önce

şu yazıya bakarsanız daha iyi.kaynağından öğrenin
Paksoy, Kadir, "Salebe Hadisinin Senet ve Metin Açısından Tahlili' HTD, 2004, II/2, s. 65-67.