Ülkemizde günlerdir yas etkisi yapan Özgecan, cinayeti yüreklerimizi dağladı. Bizleri bu kadar üzen bu elim olay kimbilir Özgecan'nın ailesinin ocağına nasıl bir kor düşürdü. Rabbim ailesine sabırlar versin Türk milletinin başı sağolsun.
 
Olayın hemen ardından Türk polisinin başarılı bir şekilde katil zanlılarını yakalaması yüreklere bir nebzede olsa su serpti. Kamoyunda idam geri gelsin söylentileri çalkalandı. Bu nedenle gözler Diyanet'e çevrildi. Katil zanlısının soğuk kanlılıkla yaptığı kandonduran itiraflarsa tüylerimizi ürpertti. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili sitemizde sosyal olaylara duyarlılığı ile tanınan Kırklareli müftü yardımcısı Sayın Zeki Bıyık'ın tokat niteliğinde bir Fetvası yayınlandı. Fetvayı burada yer vermek istiyorum fakat öncesinde katil zanlısının kandonduran itiraflarını üzülerek paylaşmak istiyorum. Zira Sayın müftümüzün fetvasındaki sözler daha iyi anlaşılacak kanaatindeyim.
 
Özgecan ’Mersin’e gideceğim’ dedi. Ben D-400 karayolu yerine Hal Kavşağı’ndan otoban istikametine gittim. Özgecan, ters yöne gittiğimi daha sonra fark etti, bana bağırmaya başladı. Ben de biraz gittikten sonra aracı kenarda durdurdum tecavüz etmek amacı ile saldırdım. Ancak boğuşmaya başladık, bu sırada cebinden çıkardığı biber gazını yüzüme sıktı, tırnakları ile de yüzümü parçaladı. Çok istememe rağmen direnerek tecavüz etmemi engelledi. Bu sırada tırnaklarıyla yüzümü parçalayarak canımı çok yaktı. Bir anda kendimi kaybettim. Araçta bulunan bıçağımı rastgele sallamaya başladım. Sinirden korkudan ne yaptığımı hatırlamıyorum. Kaç defa sapladığımı hatırlamıyorum. DNA testinde delil bırakmamak için de iki elini bileklerinden kestim, cesedi yaktım."
 
Ölmediğine kanaat getirince ise
 
'LEVYE İLE DEFALARCA VURDUM’ diyor katil zanlısı. Halk bu caniye ne yapılsa azdır diyor ve idam istiyor. Şimdi Sayın Zeki Bıyık'ın fetvasını sunalım:
 
(Her nekadar ülkemizde ölülerin yakılma geleneği olmasada) "O masum kızcağızı yakarak öldürenlerin aynı şekilde yakılarak öldürülmesi kısas hükmü mucibince vaciptir. Ve dahi yetmez yakıldıktan sonrada o canilerin mülevves külleri temiz toprağı kirletmemeli topraktan uzak edilip külleri foseptik lağam çukurlarına atılması daha muvaffıktır. Bu ırz düşmanlarının kızın çektiği aynı acıyı çekmeleri belki biraz da olsa bağrına ateş düşen anne-babanın sekinet kazanmasına vesile olabilecektir. Badehu hükmün infazı korku ve endişe içinde olan ebeveynlerin salahını sağlayacak ve bundan sonra bu tip cinayetleri irtikap etmeyi düşünen ahlaksızları engelleyici bir durumu tesis edecektir. Mezkur kanunları çıkaranlarında Allah indinde büyük bir ecre malik olacağı tarafımdan düşünülmektedir."
 
Sanıyoruz Müftü Bey'in fetvası bir kez daha anlam kazandı. Böylesi vahşetlerin yaşanmaması için bu katile ibret-i alem için bu fetvanın uygulanması halkı rahatlatacak yeni bir Özgecan, vakasının yaşanmamasına neden olacaktır.
 
Özgecan'nın katilinin cezalandırılmasıyla bu iş unutulmamalı bu tip depresif ruhların tedavi edilmesi gerekmektedir. Sayın Görmez'in tabiriyle bu habis ruhların tedavi edilmesi gerekmektedir. Özgecan'la özümü mü kaybettik?

Bizim ÖZ KÜLTÜRÜMÜZ böyle olayları kaldıramazdı. Osmanlı'da kadınlarımız, kızlarımız şehirlerde güven içinde dolaşırdı. İnsanlar komşusundan emin olabiliyordu. Şimdiler de ise en yakın akrabamıza güvenemez olduk. Toplumun huzur ve selahı için eğri oturup doğru konuşmak gerekir. Bütün kurumlar kendini gözden geçirmeli. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve dahi Diyanet kitleleri eğitmede herkes elini taşın altına koyabilmeli. Bu olaydan sonra hangi anne sabah çocuğunu okuluna, Üniversitesine yollarken korkuya kapılmaz? Ben de bir kız evladı sahibi olarak olayın vehametindeyim. Yeri gelmişken şunu da belirtmeden geçemiyeceğim çocuklarımızı emanet ettiğimiz servis şöförleri ne kadar güvenli? Bu da tartışmalı bir konu. Bu kişilerin M.E.B tarafından titizlikle seçilmesi gerekir. Bu cani ruhlu insanları çevremizde nasıl ayırt edeceğiz? Özgecan'nın katilini bu güne kadar Mersin halkı nasıl farkedecekti ki....

- Hangimiz yaşadığımız toplumda evde kimse yokken dışarıya erkek ayakkabısı koymadık? Hangimiz minibüs de yalnız kaldığımızda babamızla konuşup arabanın plakasını vermedik ve hangimiz yanımızda bir erkek çocuk dahi olsa kendimizi güvende hissetmedik ki? - maalesef ki kendimizi korumak adına bu tedbirleri hepimiz aldık. Kadın olmak kadınca yaşamak bu kadar mı zorlaştı?
 
Özgecan bir milat olup bayraklaşacak tecavüze uğrayıp vahşiçe katledildiği hafızalardan silinmeyecek tıpkı töre cinayetine kurban verilen GÜLDÜNYA gibi. Ancak atılması gereken somut adımlar atılabilecek mi? Bunu hep birlikte göreceğiz. Bir Diyanet mensubu olarak bu eylemi protesto eden girişimlerde bulunmalıyız. Olaya duyarsız kalmayıp kendi adımıza yapılması gereken atılımları gerçekleştirmeliyiz ve son halka olarak kalbimizle buğz edip dilimizle dua etmeliyiz. Rabbim milletimize bu tarz acı olayları bir daha yaşatmasın.


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol