Efendiler! Allah’ın Kitabından ve Rasûlullah (s.a.v)’in sahih sünnetinden onay almayan hiçbir görüşün arkasına takılmayın. Aklınızı birilerinin cebine koymayın. Hiçbir hoca ve liderin kör ve sağır haşhâşîsi durumuna düşmeyin. Yoksa kıyamet günü o büyük yüzleşmede, peşine takıldığınız ve burnundan kıl aldırmadığınız liderlerinizi, büyüklerinizi ve hocalarınızı Allah’a şu şekilde şikâyet edersiniz:

“Şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden mahrum et!” (Ahzab:67-68).

Evet, dünyada toz kondurmadığınız hocalarınızın sizi sapıttığını ahirette anlayınca feveran edip beddua seanslarına başlayacaksınız ama iş işten geçmiş olacaktır.

Onun için bu yazıyı ön yargılardan arınmış bir şekilde, verilen ayet numaralarına tefsirlerden bakarak, hadisleri kaynağına inerek iyice düşünüp zihninizdeki bilgileri bu ayet ve hadisler çerçevesinde resetleyerek okursanız faydalanırsınız.

Ön yargı girdabında boğularak ve ezberlerinize sarılarak, zihin konforlarınıza dokunmadan okursanız, bu yazara hangi tür küfürleri sıralayacağınızın sancısına kapılırsınız. O zihninizden geçirdiğiniz ya da klavye başına geçerek savurduğunuz küfürler umurumda değildir. Kötü söz sahibine aittir. Kendinize yazık edersiniz.

Dinimizin bidat ve hurafeden arınmış olarak doğru anlaşılmasından başka kaygımız yoktur. Bunu baştan belirtir ve sizi konuyla başbaşa bırakırım. 

Müslüman, inançlarını ve iddialarını Kur’an’a ve sahih Sünnete dayandırmak zorundadır. Bütün görüşler bu ölçüye vurularak değerlendirilir. Bu ana ilke ile ilgili İmam Şafi şöyle der: “Bir söz söylediğimiz vakit onu Allah’ın Kitabı ve Rasûlüllah’ın Sünnetine arzediniz. Eğer onlara uyuyorsa kabul ediniz, uymuyorsa reddediniz ve sözümüzü duvara çalınız” (İbnü’l Kayyim, İ’lamu’l Muvakkıîn, 2/361)

Masum/korunmuş olan sadece Rasûlullah’tır. Onun dışında kim olursa olsun masum değildir. Masum olmayan kişilerin, Kitap ve Sünnete uygun olan sözleri kabul edilir. Bu ikisine muhalefet edenler ise, kim olursa olsun sözlerine itibar edilmez. Nitekim İmam Malik; Rasûlullah’ın (sav) kabrini ziyaret esnasında: “Bu kabir sahibinin dışında herkes söylediklerinden tenkide tabi tutulur” demiş ve Allah Rasûlü’nün kabrine işaret etmiştir. (Takuyyiddin es-Subkî, el-Fetâvâ, 1/48)

Ebû Davud da şunları söyler: “İmam Ahmed’i şöyle derken işittim; Nebinin (s.a.v) dışında herkesin görüşü alınır veya terk edilir.” (İmam Ahmed’in Meseleleri, s.276)

15 Temmuz 2016 akşamı darbe kalkışmasından sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı ile milletimiz meydanlara akın etmiş, haftalarca bayram havası içinde haklarına sahip çıkmıştır. Haliyle meydanlarda siyasi şahsiyetlerin yanında kanaat önderleri ve dini şahsiyetler de halka hitap etmişlerdir.

Maalesef bazı din kisveli kişiler normal hayatlarında da insanları Allah’ın kitabına ve Rasulullah’ın (s.a.v) sünnetine değil de peşine takıldıkları zatlara ve kendi yorumlarına çağırdığı gibi bu perişan halini meydanlara da taşımıştır. Bunlardan bir zat, Konya Mevlana meydanında: “15 Temmuz gecesi F-16 uçaklarının köşe-bucak arayıp da bulamadığı Cumhurbaşkanımızın uçağını, Cebrail (a.s) başkanlığındaki melekler ordusu ve KONYADAN GİDEN EVLİYAULLAHIN RUHANİYYETİ KURTARMIŞTIR” demişti. 

Bu sözler, toplumu Kur’an ve Sahih Sünnet yerine, uydurulmuş menkıbe, bidat ve hurafelerle inşa edenlerin hezeyanlarıdır. 15 Temmuz gecesinde Yüce Allah’ın yardımının tecelli ettiği bir gerçektir. Allah bu yardımını “Kün, fe yekûn/ol der oluverir” şeklinde yapabileceği gibi “Müslümanları görünmez ordularıyla desteklediğini ifade ederek -özellikle Âl-i İmran 124-125, Enfal suresi 12. ayette açıkça bunların melekler olduğu ifade edildiği üzere- melekleri vasıtasıyla da yapabilir.

Ama Peygamberlerin veya evliyaullahın ruhaniyeti ile yardım ettiği iddiası bidat ve hurafedir, uydurmadır. 

Yüce Allah, hayat kitabımız olan Kur’an’da Rasulullah (s.a.v) ile ilgili olarak şunları buyurur: 
“De ki: Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin İlahınızın tek bir İlah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (Kehf:18/110)

“Sen öleceksin onlar da ölecektir” (Zümer:39/30)

"De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” (Enam:6/50)

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Âl-i İmran:3/144)

Rasulullah (s.a.v) vefat edince Hz. Ebû Bekir gider Peygamberimizin yüzünü açar, alnından öper ve “Yâ Rasûlallah! Ne güzel yaşadın, ne güzel öldün” der. Sonra insanlara dönerek: "Ey insanlar! Kim Muhammed’e tapıyorsa o ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa O hayyün lâ yemûttur/diridir, ölmez” demiştir.

“Peygamber ölmedi, yaşıyor” diyenlere Hz. Ebû Bekir’in bu evrensel söz ithaf olunur.

Peygamber Efendimiz de kendi faniliğini ve İsa (a.s) gibi ilahlaştırılmamasını şu güzel sözleri ile ifadelendirmişlerdir; “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı yücelttikleri gibi siz de beni aşırı yüceltmeyin. Ben sadece bir kulum. O halde bana Allah’ın kulu ve elçisi deyin.” (Buhari, Enbiya 64, 48)

Paralel din mensupları bu hadise inat, Allah’ın verdiği kıymeti az görerek onun değerine zam yapan güruhtur. Onlara göre Peygamber ölmemiştir. Yaptıkları istişârî toplantılara ve programlara ruhaniyeti ile katılır, onlara yön verir.

Bütün bu ve benzeri deliller, Rasûlullah’ın, beşer bir peygamber olduğunu, onun ilahlaştırılmaması gerektiğini, geçmişte bazı toplumların peygamberlerini ilahlaştırdıklarını ifade etmektedir. 

Peygamberle ilgili bu genel değerlendirmeyi yaptıktan sonra, acaba ölenlerin ruhu tekrar dünyaya dönebilir mi? sorusunun da aydınlatılması gerekir.

Bu konuya Kur’an ve Sünnet ölçeğinde baktığımız zaman, ölenlerin ruhlarının dünyaya geri dönmesinin mümkün olmadığını görüyoruz. Yüce Kur’an konuyu şu ayetlerde dile getirmektedir: “Allah, ölen insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır (bir tür ölüme sokar). Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için gerçekten ibretler vardır.” (Zümer:39/42)

“Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: “Rabbim, beni geri çevirin ki, geride bıraktığım dünyada salih amellerde bulunayım. Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş ve hareketler yapayım.” Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir berzah/engel vardır.” (Mü’minûn:99-100)

Bu ayetlerden, ölen bir kişinin ruhunun Berzah âleminde alıkonulduğu, tekrar dünyaya dönmesinin mümkün olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu ruh, ister veli ruhu olsun, ister nebi ruhu olsun fark etmez. Ayetlerde bir istisna yapılmamıştır.

Cabir bin Abdullah (r.a) anlatıyor: “Abdullah bin Amr, Uhud günü, şehid edildiği zaman Resûlullah (s.a.v) bana rastladı ve: “Ey Cabir! Allah baban için ne söyledi, sana haber vereyim mi?” buyurdular.”
Yahya’nın rivayetinde ise Rasûlullah: “Ey Cabir, seni niye böyle kalben kırık (ve üzüntülü) görüyorum” buyurmuş, Cabir de:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Babam şehit düştü, geriye bir yığın horanta ve borç bıraktı” demiştir. Nebi (s.a.v) de: “Sana, Allah’ın babanı karşıladığı şeklin müjdesini vereyim mi?” diye sordu. 
Cabir: “Evet! Ey Allah’ın Rasûlü!” dedi.
Bunun üzerine Nebi (s.a.v) açıkladı: “Allah her kimle konuştu ise mutlaka perde gerisinden konuştuğu halde babana vicahen konuştu ve:
“Ey kulum! Benden ne dilersen dile, dilediğini sana vereyim!” dedi.
O da:
“Ey Rabbim! Beni bir kere daha dirilt, senin yolunda ikinci kere öleyim!” dedi. Allah (c.c) da: “Benden daha önce şu hüküm sadır oldu: “Ölenler artık dünyaya bir daha dönmeyecekler” buyurdular.
Baban da:
“Ey Rabbim, öyleyse (benim durumumu) arkamda kalanlara ulaştır!” dedi.
Bu talep üzerine; “Allah yolunda şehid edilenleri ölü sanma. Onlar Rablerinin katında hayat sahibidirler ve O’nun nimetleriyle rızıklanırlar. Allah’ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiçbir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler” mealindeki Âl-i İmran suresinin 169-170. ayetleri nazil oldu.” (Tirmizi, Tefsiru Sureti, 3/18; İbn Mâce, Mukaddime, 13; ayrıca bak: Elmalılı Tefsiri, 2/464) 

Bu hadis de “Ölenler artık dünyaya bir daha dönmeyecekler” açık ifadesiyle ölenlerin hem ruhen, hem bedenen dünyaya bir daha gelemeyecekleri ifade edilmektedir. Bu sahih hadis ve yukarda zikrettiğimiz ayetlere ters düşen diğer bütün rivayetler uydurmadır, reddedilir.

Şehitlerin ölmediğini, “Onlara ölülerdir demeyin. Onlar diridirler fakat siz bilemezsiniz” (Bakara:154) ayetini delil getirerek “Peygamberler derece olarak şehitlerden de üst makamdadır, onlar ölmeyince, peygamberimiz de ölmemiştir, diridir” şeklinde itirazlar yükselir.

Evet, ruh ölümsüzdür. Hz. Âdem’den beri ölmüş olan hiçbir insan yok olup gitmemişlerdir. Berzah âleminde yaşamaktadırlar.

Şehitler ise Allah’ın özel olarak nimetlendirdiği kişilerdir. Şu anda diğer insanlar henüz cennete girmedikleri halde Şehitlerin ruhlarının cennetlerde dolaşacakları hadislerle sabittir.

Fakat ayetin sonuna dikkat ederseniz “Fakat siz bilemezsiniz”  diye buyurmaktadır. Yani onlar bizim bilemeyeceğimiz bir dirilikle diridirler. Şu anda bizim diriliğimiz gibi bir dirilik değildir. Bu dünya ile ilişkisi olmayan ve mahiyetini bilemediğimiz bir dirilik… “Peygamber ve diğer insanlar ölmüştür” derken şu anda bizim yaşadığımız diriliklerini kaybederek yeni fakat bizim bilmediğimiz bir dirilikle yaşamaktadırlar.

O diriliklerinin dünyadaki dirilikle ilgisi yoktur. Tekrar dünyaya gelip değişik tasarruflarda bulunamayacağını biz, ayet ve hadislerden öğrenmekteyiz.

Bazı kardeşlerimiz de, “Melekleri ile imdat etmeye güç yetiren Allah, veli kullarının ruhaniyetlerine bu yetkiyi vermeye güç yetiremez mi, siz Allah’ın gücüne sınır mı koyuyorsunuz?” demektedirler. 

Efendiler! Allah’ın gücü, Peygamber Efendimizi cehenneme, Firavun’u da cennete koymaya da yeter. Ama O, “Peygamberini cennete, Firavun’u da cehenneme koyacağını” söylüyor. Onun için Allah’ın gücüyle değil söyledikleri ile amel ederiz. Bu konuda Allah’ın gücü ile ihticac olunmaz. Yani Allah’ın gücü delil getirilmez. Biz Kur’an’da ne buyuruyor, Rasulü ne söylüyor onlarla amel ederiz.

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki; her fani gibi ömrünü ve görevini tamamlayan Peygamber Efendimiz ahirete irtihal etmeden önce aramızdaki anlaşmazlıkları halletmek için başvurmamız gereken ana ilkeye vurgu yapmıştır. “Ben Rabbime kavuşuyorum ama yine de ruhaniyetimle gelir sizlerin önde gelenleri ile istişarede bulunurum” şeklinde hiçbir not düşmemiştir.

Veda hutbesinde “Size iki şey bırakıyorum; Allah’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünneti. Bunlara tutunduğunuz zaman sapıtmazsınız” buyurarak problemlerimizin halledileceği doğru adresi göstermiştir. Dolayısıyla Rasûlüllah (s.a.v), sünneti ile aramızdadır, ruhaniyeti ile değil…

Kıyamete kadar müslümanlar problemlerini “Bir şey hakkında aranızda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’ın Kitabına ve Rasûlü’nün sünnetine götürün” (Nisa:4/59) ayeti gereği bu iki delille halletmesi gerekir.

Dolayısıyla ruhaniyetiyle dünyaya geri gelme tasarrufu peygamber ve peygamberlikten sonra en büyük rütbe olan şehitlere verilmediğine göre, bunun altındaki diğer insanlara hiç verilmemiştir.

Halk arasında tarihi olaylar anlatılırken “Beyaz giysiler içerisinde atlar üzerinde şehitlerin ruhları savaşa katıldı” rivayetleri, bu delillere ters düştüğü için kabulü mümkün değildir. O beyaz giysili kişiler, insan şekline girmiş melekler olabilir. Çünkü Yüce Allah; Bedir’de, Uhud’da, Huneyn’de, Hendek savaşında meleklerle yardım ettiğini Kur’an’da beyan buyurmuştur. Evliyanın veya şehitlerin ruhları ile değil...

Kim “İçeriye girmeyin, şu anda hocamız, liderimiz, şeyhimiz Peygamberimizin ruhaniyeti ile istişare ediyor” veya “Şu anda peygamberimiz, bu güzide topluluğumuza ruhaniyeti ile katılmıştır, aramızdadır” diyorsa yalan söylüyordur.

O halüsinasyon görüyor, sanrılar savuruyor demektir. Bu, patolojik bir ruh halidir. Acilen bir ruh doktoruna görünmeyi gerektirir. 

Eğer ruhların bir tasarrufu olsaydı başta “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” peygamberimizin ruhu tasarrufta bulunurdu.

Bilindiği gibi Sahabe döneminde oluk oluk kan akmış, Cemel ve Sıffin savaşlarında, Kerbela’da on binlerce sahabe kanı dökülmüştür. Eğer Rasulullah’ın ruhu tasarrufta bulunsaydı, ruhaniyeti ile tecelli edip istişareler yapmaya gelerek, “Ey damadım Ali, eşim Aişe, ne yapıyorsunuz? Ben sizi bu hale düşün, bir birinize silah çekin diye mi dizimin dibinde eğittim? Haydin silahları kınına sokun, kardeşler olun bakayım” derdi.

1400 yıl sonra, birilerinin hatırına, berzahları aşıp “hangi ülkede okullar açmalısın” diye istişare yapmak, ya da birilerinin sohbet gruplarını ruhaniyeti ile tebcil etmek için geldiğini söylemek veya “F-16’lara karşı Cumhurbaşkanının uçağını velilerin ruhaniyeti korumuştur” demek bir çarpıtmadır; utanmazlık, sapıklık ve hezeyandan başka bir şey değildir!!!

İşte bunun adına din istismarı ve dini yozlaştırma derler. Başka bir ifade ile bu, dini sömürerek semirmedir. Bu, makamı, mevkisi ve dindeki yeri ne olursa olsun hiç kimsenin hakkı da değildir haddi de!!! 

Rabbim bizlere, Kur’an’ı ve Peygamberini, bidat ve hurafeden arınmış bir şekilde nasıl doğru anlamamız gerekiyorsa öyle anlamayı ve doğru olarak yaşamayı nasip etsin. 

               
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yorum yayınlamaktan korkmayın 2017-01-06 08:19:24

FETÖ gitti ETDÜ(Ehli sünnet ve Tasavvuf düşmanları) geldi.Devletimiz tez elden bu ehli sünnet düşmanlarına karşı tedbir almalı . yoksa bunlar FETÖ den bile tehlikeli olacaklar.

Avatar
Münir 2017-01-06 08:02:19

Ne kadar sığ akıllısın. Bedirdeki meleklerin yardıma gelişini anlat. Musa aleyhisselamı nasıl koruduğunu anlat. Bulamadında tarikatları kötülemek için bu zorlama yazıyı mı buldun

Avatar
Velinin kerameti hakdır 2017-01-06 09:14:20

Siz insanların kafasını karıştırıp sadece Kuran'ı Kerim ve sünnet vardır ama bir müddet sonra kitab ve sünnet üzerinde de tartışıp insanların kafasını karıştırırsınız size göre mezheplere de inanmayalım

Avatar
Ahmet 2017-01-06 07:55:54

Allah ın veli kulları daha mı üstün peygamberlerden ki Allah onların ruhaniyeti ile neden yardım etmesin? Kim bu veli kullar peygamberlerden Üstün olan herkese yardım ediyor bize de gösterin.

Avatar
Münir 2017-01-06 08:11:25

Allahu Teala şehitler ölü değil diyor. Peygamberimiz aleyhissalatü vessellem miraca çıktığında Musa aleyhisselamı kabrinde namaz kılarken görüyor. Peygamberimiz bedenen ölmüştür şehitler gibi kabirlerinde diridir senin gibiler anlayamaz daha basitini bile

Avatar
dadas 2017-01-06 09:30:40

gereksiz bir yazi

Avatar
mustafa 2017-01-06 01:45:26

kalemine yüreğine sağlık...

Avatar
AKLINI KULLAN 2017-01-06 11:08:23

Bu dediklerine hangi ayette veya hadiste yer veriliyor, onlardan haber ver yuvarlama. Yazar sana demiş şehitler diridArkadaş sen yazıyı okumamışsın ya da okuduğunu anlamayanlardansın. Ayet ve hadisleri gömüyorum Hz. Musa’nın mezarda namaz kıldığı uydurmasının peşine takılmış gidiyorsun. Ölen kişiden amel kesilir. İbadet dünyada yapılır. U basit ilmihal bilgisinden mahrumdur emek mahsulü bu yazıya laf ediyorsun. Hadi ordan sen de. Öğrendi gel.ir ama biz bilemeyiz Allah siz bilmezsiniz diyor ayetin sonunda. Onların dirliği bizim bildiğimiz ve yaşadığımız bir dirilik değil. Allah ölenler dünyaya geri dönmeyecekler diyor müminin 99-100. Ayetlerde. Yazar bunlardan bahsediyor siz bu âyetlere kör ve sağır kesiliyorsunuz ve kafanızdaki örümcek ağlarının arasına yerleşmiş hurafe ve bidatlerle cevap veriyorsunuz. Yazmayın bari çok komik duruma düşüyorsunuz. Bu Ayşegülün günahı ney aceba da "gereksiz bir yazı" demiş. Biz çok istifade ettik. Senin anlama özrün varsa haydi doktora.

banner261

banner260