Aişe’nin Rüyası

Aişe’nin rüyası ve nisan ayı. Nisan ayını uğurlarken…  Nisan ayında kupkuru çöle inen yağmura benzetilmişti senin doğumun. Yağmur yani rahmet.  Evet, sen nisan yağmurları gibi adeta meleklerin avucunda gökten yere inen bir rahmettin. Hz. Aişe gece gördüğü rüyasını tabir etmesi için babası Hz. Ebubekir’e anlatmıştı: “Babacığım rüyamda evimin tavanının açıldığını ve gökten dolunay halinde üç tane ayın sırayla evimin içindeki toprağa gömüldüğünü gördüm.” Bu Hz. Aişe’nin rüyasıydı, babası yıllar sonra bu rüyayı hatırlatarak tabir edecekti.

O yoldaydı. 53 yaşındayken Medine’ye doğru yol alıyordu. O yoldayken Medineliler de yola dökülüp beklemeye başladılar. Yüksek yerler, tepeler ve hurma ağaçlarına tırmanarak dört gözle yolunu bekledi Medine. O yoldayken Medine evde kalamazdı. Adeta zamanı iple çekerek güllerin efendisine kavuşma arzusuyla yerlerinde duramıyorlardı. Adeta ayaklarının ucuna basarak üzerlerine doğan aya dokunmaya çalışıyorlardı. Kelime anlamı “en hızlı, en süratli” olan Kasva’nın onu Medine’ye yaklaştırmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı. Gelişiyle ay doğdu üzerimize diyerek Allah’a şükürler ediyorlardı. Medine o gün koskocaman bir tebessüme dönüştü. Medine’nin bayramıydı ayın üzerlerine doğması. Mekke için çöle inen yağmur damlasıydı. Medine için doğan bir aydı. Taif için o ayağa gelen fırsattı… Hz. Muhammed… Sallallahu aleyhi veselem.
 
Haccın bir vedaydı, hutben vedalaşmaydı ashabınla ve ümmetinle. Veda haccından sonraki günler kum saatindeki son kumların dökülüşü gibiydi. Vedası sahabeyle şöyleydi: İşte buradayım, işte vücudum, işte sırtım kimin bende alacağı, kimin bende hakkı varsa gelsin alsın. Bu bir helalleşmeydi. Bu helalleşme ashabına giran geldi. O Refiki Ala’ya helalleşerek gitmek istiyordu. Bu uygulamasıyla ümmetine de kul hakkıyla yüce dosta gitmeyin diyordu. “Kimin hakkı varsa gelsin sözü” geminin artık limandan ayrılacağının iyice yaklaştığının habercisiydi. Artık kum tanelerinin bitmek üzere olduğunun işaretiydi. O kul muhayyer bırakıldığı iki şey arasında yüce dostu tercih etti demesi de bunu gösteriyordu. Uzak gözüken şey artık gelip kapıya dayanmıştı. Bu işaretler karşısında sahabelerin hıçkırıkları kopmaya başlamıştı. Dünyaya merhaba deyişi nisan yağmurlarında yere inen rahmet damlasına benzetilen elçi şimdi de vedalaşarak sahabenin gözlerinden incecik gözyaşları olarak akmaya başlamıştı.
 
Medine’de yüksek ateşli bir hastalık geçiriyordu son birkaç gününde. O ise kendisinden sonra ümmetim ne yapar acaba diye düşünmenin derdindeydi. Bana kâğıt ve kalem getirin benden sonra delalete düşmeyesiniz diye size bazı şeyler yazdıracağım demişti. Ashap şöyle cevap verecekti sen yorulma ey nebi, endişelenme, üzülme elimizde Kur’an var ya yolumuzu ona göre çizeriz. Yolumuzu Kitaba göre çizersek delalete düşmeyiz. Kur’an-ı Kerimi aramızda hakem yaptığımız sürece delalete düşmeyiz.
 
Önünde içinde su bulunan bir leğen vardı. Elini havaya kaldırarak Refik-i Ala’ya diye tekrar ediyordu. Havadaki eli önündeki su leğeninin içine düşünce o an ashap imamesi düşmüş tespih taneleri gibi yerlere saçıldılar âdete. Ashap arasında bir dalgalanma bir dağılma meydana geldi o an. İşte o an Ömer elinde kılıçla dolanmaya başladı. İmam Ebubekir o anda mescitte tüm sahabeyi toplayıp gündemle ilgili bir hutbe irad etti. Hz. Ebubekir dağılan tespih tanelerini adeta tekrar ipe dizer gibiydi. Hz. Ebubekir Kur’an ayetlerini okuyarak durmaları gereken yeri ve yapmaları gerekenleri onlara harf harf gösterdi. İşte yüce nebinin vefatından sonra Hz. Ebubekir onları Kur’an’la kendilerine getirdi. Ellerindeki Kur’an’la önlerine çıkan sorunları halletmeye başladılar. Dağılan tespih taneleri Kur’an’ın etrafında bir araya geldiler. Efendimizin vefat haberiyle kendinden geçen ashab Kur’anla kendilerine geldiler.
 
Hz. Ebubekir… Radıyallahu anh. Affet bizi ey elçi…  Ne Ebubekir gibi hesap kitap yapmadan tüm malımızı bir çırpıda senin uğruna harcadık, ne de Ömer gibi evine gidip varını yoğunu hesaplayıp tam ortadan ikiye bölecek bir hesap yaptık. Hz. Ömer… Allah senden de razı olsun.

Nisan ayında Mekke’de dünyaya gelen efendimiz 63 yaşında Medine’de vefat etmişti. “Nereye gömülecek” tartışması yapılınca Hz. Ebubekir kızı Aişe’nin rüyasını hatırlattıktan o rüyanın tabirini yaptı. Güllerin efendisi sonra Aişe’nin odasına gömüldü. Hicrette O’nun Medine’ye ayak bastığı gün şehir kocaman bir tebesüme dönüşürken, vefat ettiği gün de Medine çok derin bir hıçkırığa dönüşmüştü. O Refiki Alaya ulaştı. İnna lillahi ve inna ileyhi racıun.
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol