Cübbeyi Feda Etmek

Yaş otuz beşti… Miladi 605… Yangın ve sel baskınlarından dolayı zarar gören Kâbe’nin yeninden tamiri ve inşası yapılıyordu. Herkes kendisine düşen taraf için taş taşıyor ve Kâbe’nin duvarlarını örüyordu. Mabet, Hacerü’l-Esved’in konulacağı yere kadar yükseltilmişti.

Sıra Hacer-ül  Esved’in yerine yerleştirilmesine geldi. Anlaşmazlık çıktı. Bu şerefli görevi hiçbir kabile başkasına bırakmak istemedi, hatta bu yüzden savaşmaya bile karar verdiler.  Kılıçlar çekildi. Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Nihayet Kureyş’in ileri gelenlerinden Ebû Ümeyye b. Mugîre, “Benî  Şeybe kapısından Kâbe’ye ilk giren kişinin vereceği karara uyulmasını” teklif etti. Bu bir sukunet çağrısıydı.  Ebû Ümeyye birbirine öfkeyle bakan kalabalığın gözlerini Benî  Şeybe kapısına çevirmişti. Birbirine kin öfkeyle bakan gözler artık aynı yere ve aynı yöne bakıyordu. Beklemeye başladılar. Kılıçların uçları yavaş yavaş aşağı iniyordu.
Kapıdan ilk görünen 35 yaşlarında bir delikanlıydı. Bütün gözler onun üzerindeydi. Hep birden sevinç ve memnuniyetle ““İşte el-emîn, işte Muhammed’ül-Emin” diye duygularını ifade ettiler. Bu olaya kadar bu sıfatı söyletmek de güzel bir maharettir. Emin olmak, topluma ve çevreye güven vermek de güzel bir haslettir. Kılıçlarını çekmiş insanlar için emin olan bir hakem vardı karşılarında. Aralarında hakem olacak ve hüküm verecekti.Her kabilenin taşı biz yerleştirelim arzusunda olan bir kalabalık vardı karşısında.

Önünde müşkil bir mesele vardı. Verilebilecek karar birilerini memnun ederken diğerlerini de kızdırabilirdi. Zaten bu seçeneğin dışında akla pek fazla ihtimal de gelmiyordu.  O bu sorun karşısında sendelemeden bir kabileye meyletmeden kararını vermişti bile. Fetanet sahibi olmak diğerlerinden farklı olmaktı. Önce işe cübbesini yere sermekle başladı. İnsanların uğruna cana kıymayı göze aldıkları taşı cübbesinin üzerine koydu. O kimsenin burnu dahi kanasın istemiyordu. Toplumdaki huzursuzluk sona ersin istiyordu. Cübbesini taşın altına koyuyordu. Toplumdaki çatışmanın sona ermesi için elini taşın altına koymak gibi bir şeydi bu. Kılıçlarını çeken kalabalığı görünce sırtını dönüp gitmiyordu. Sorunu onlar çıkardı kendileri halletsinler dememişti. Oraya biraz daha geç giderim düşüncesini de taşımıyordu.

Artık bütün gözler Efendimiz'in (s.a.s) üzerindeydi. Hacer-ül Esved onun yere serili cübbesinin üzerindeydi. Kalabalık onun iki dudağının arasından çıkacak cümlelere kilitlenmişti. Her kabilenin reisi veya her kabileden birisi örtünün bir ucundan tutarak konulacak yere getirip yükseltsin, dedi. Cübbenin bir köşesinden tutmak için kılıçların kınlara sokulması gerekiyordu. Burada sadece bir kabileye görev verilseydi diğerlerinin kızacağı aşikârdı. Taş yerine konulunca da kalabalığa bu şeref hepinizindir, dedi. Tıpkı Hicrette Medinelilerin onu evlerine davet etmeleri karşısında efendimiz o kadar davet içerisinden birini tercih etseydi diğerlerinin kızacakları gibi durum vardı karşısında. O bu davetler karşısında da kimseyi incitmeyecek bir çıkış yolunu da şu şekilde bulmuştu. “Devem Kasva kimin evinin önüne çökerse onlarda misafir olacağım.” dedi,  ve öyle de yaptı.


Vakit, bıçağın kemiğe dayandığı vakitti. Yer, Hacerü’l-Esved için kılıçların çekildiği yerdi. Kâbe’nin onarımında Mekke bir iç savaşın eşiğindeydi. Efendimiz kalabalığın önündeki bu müşkili tereyağından kıl çeker gibi halletmişti. Burada George Bernard Shaw’ın şu sözünü hatırlamak yerinde olacaktır. "...problemlerin problem üzerine yığıldığı günümüzde, bütün problemleri bir kahve içme rahatlığında çözen Hz. Muhammed’e, beşeriyetin çok ihtiyacı vardır."

Cübbesini yere serdi bu müşkili çözmek için. Toplumun çıkmaza girdiği bir noktada cübbesini yere sererek bir çıkış yolu gösterdi. Gerekirse cübbesini yere serecek, gerekirse cübbesini feda edecekti yeter ki kılıçlarını çekmiş kişilerin burunları dahi kanamasın. Hassasiyeti buydu. Cübbem yerlerde kirlensin ama toplumdaki huzursuzluk sona ersin niyetindeydi. Onun düşündüğü kendi cübbesi değildi, toplumdaki müşküllerin hallolmasıydı. Niyet halis olursa bir cübbeyle de meseleler çözülür. Kalbimiz ve içimiz tertemiz olursa cübbe bereketlenir. Niyet güzel olunca meseleler bir cübbeyle veya bir Kasvayla da çözülür.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Anahtar Kelimeler:
DiyanetCübbeyi Feda Etmek
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
i.halil tasdemir 3 yıl önce

ismail hocam keske birileri sizin düşündüğünüz kadar düşünebilsede bu gergin ortamı bitirseler yani cübbeyi feda edebilseler