Seferilik ve Hükümleri

Seferilik, lügatta herhangi bir mesafe gitmek demektir.Dini manada ise, bir kimsenin, ikamet ettiği yerden normal bir yolculuk süratiyle 90 km ve daha uzağa gitmesi veya gitmek üzere yola çıkmasıdır. Seferi olmayana “mukim” veya “hazarî” denir.

Kur’an ve sünnette, seferilikle ilgili özel hükümler vardır. Seferi olan kişinin, yolun verdiği meşakkat veya gidilen yerle alakalı zorluklar sebebiyle bu hükümlerden faydalanma  ruhsatı verilmiştir.

Fıkıh âlimleri, seferilik hükümlerinin uygulanabileceği mesafenin belirlemede bir takım esaslar getirmişlerdir. Seferi sayılabilmenin şartı olarak esas alınan mesafenin belirlenmesinde İslam âlimleri arasında iki farklı yaklaşım vardır. Bunlardan birisi 90 km’lik mesafe katetmek; ikincisi, üç günlük yol mesafesi gitmek. Buna göre bir yolcu, üç gün boyunca ve günde ortalama 6 saat (toplam on sekiz saat) yolculuk yapsa gittiği yerde seferilik hükümlerinden faydalanır.
Seferiliğin hükümlerinden faydalanacak kişinin bu yolculuğu kendisinin veya eşinin doğup büyüdüğü veya kendisinin maişetini sağlamak için çalıştığı yer olmamalıdır. Bu sebeple İslamâlimleri “vatan” mefhuma açıklık getirmek üzere bazı tasniflerde bulunmuşlardır. Bu tasnife göre vatan üç türlüdür:
1. Aslî vatan: Bir kimsenin doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kasd edip, başka yeri vatan edinmek istemediği yerdir. Böyle bir yerde ikamet etmekten vaya yolculuk yapmaktan dolayı seferi olunmaz.
2. İkame Vatan: Bir kimsenin, içinde on beş günden fazla kalmak üzere yerleştiği yerdir. Askerlik, öğrencilik, işçilik veya memurluk gibi hizmetler sebebiyle sürekli bir şekilde yerleşilmeyen beldeler on beş günden fazla kalmaya niyet edilmesi yüzünden "ikâmet vatanı" niteliğindedir. Burada ikamet edildiği sürece seferi olunmaz. Ancak bir kimse 90 km ve daha fazla mesafede uzak bulunan asli vatanına gidip geri dönerken yolda seferilik hükümlerine tabidir.
3. Süknâ vatanı: Bir yolcunun, içinde on beş günden az oturmak istediği yerdir. Böyle bir yere gelen yolcu on beş günden az kaldığı süre içinde "seferî" sayılır.
Seferi hükmünde olanlar için bir takım kolaylık ve ruhsatlar getirilmiştir. Ayet- kerimede bu ruhsatlardan şu şekilde söz edilmektedir:
“Eğer kâfirlerin size fitne vermesinden korkarsanız, yeryüzünde sefere çıktığınız zaman namazları kısaltarak kılmanızda bir sakınca yoktur.” (en-Nisa, 4/101).


K. Maraş İl Vaizi Mehmet Seri DOĞRU

Seferiliğin hükümleri:

Dinen seferi sayılabilmek için kişinin 90 km ve daha uzak bir yere gitmeye niyet etmesi gereklidir. Sefere niyet etmeyen kişi söz konusu mesafeyi aşsa bile seferi sayılmaz. Diğer taraftan seferilikte; asker komutanına, öğrenci öğretmenine, kadın kocasına tabidir. Tabi olunanın niyet etmesi yeterlidir. Ayrıca sefer için tek başına niyet yeterli değil, kişinin ayrıca yola çıkmış olması gerekir.
Hanefilere göre, yolcu hangi sebeple çıkarsa çıksın seferilik hükümlerine tabidir. Ancak Şafii Maliki ve Hanbelilere göre, hac, umre, ibadet, ticaret ilim ve sılayı rahim gibi mubah fiilleri yapmak üzere olan kişi nacak seferiliğin hükümlerine tabi olur. Adam öldürmek, yol kesmek, şarp vb. haram fiilleri işlemek üzere yola çıkan kimse seferi sayılmaz.

Sefer halinde meşakkat bulunduğu için İslam’da yolcular hakkında bazı kolaylıklar tanınmıştır. Seferi olan kimse, dört rekatlıkfarz namazı iki rekat şeklinde kısaltarak kılabilir. Eğer vakti müsait olursa sünnetleri kılması daha efdaldir.Yoksa, sünnetleri terk eder.

Seferler, Ramazan ayındaki yolculuklarında oruçlarını kazaya bırakabilirler. Ancak seferi oldukları halde tuttukları oruçlarını ayrıca kaza etmeleri gerekmez.

Hanefiler dışındaki diğer üç mezhebe göre, seferi olan kimse, namazlarını birleştirme imkanı da sahiptir. Yani öğle ve ikindiyi öğle veya ikindinin vaktinde; akşam ve yatsıyı, akşam veya yatsı vaktinde birleştirerek kılabilir. Buna cem-i salat denir. Hanefilere göre ise, cem’
Hac esnasında sadece Arafat ve Müzdelife’de yapılabilir.

Yolculukta, sabah namazı sünneti hariç diğer sünnetler, hiçbir sebep bulunmaksızın binit üzerinde kılınabilir; farz namazları ise, mazeret bulunmadıkça yerde kılınır. Yolcu ayrıca Cuma ve Bayram namazlarını kılmak ve kurban kesmekle mükellef değildir. Bunları yerine getirmesi isteğine bağlıdır. Ancak vakti el veriyorsa özellikle Cuma namazına katılması daha uygundur.
Seferi olanlara tanınan bir diğer ruhsat da mestleri üzerine mesh sürelerinin üç gün ve üç gece olmasıdır.

Seferilik hükümlerinden faydalanıp faydalanmamak hususunda mezhepler arasında ihtilaf vardır. Hanefilere göreseferi olan bir kimsenin namazlarını kısaltması vaciptir. Farzları dört rekât olarak kılınması ise mekruhtur. Çünkü bu ruhsat Allah’ın ikramıdır ve ikramı geri çevirmek doğru değildir. Ama buna rağmen Hanefi mezhebine mensup olan biri namazı iki rekât yerine kısaltmadan dört rekât kılarsa bu namazı tekrar kılması gerekmez. Fazladan kıldığı iki rekât nafile sayılır. Şafii mezhebine göre ise ruhsat olan, kısaltmak değil tam kılmak olduğundan namazları kısaltmadan kılmak daha evladır.Malikilere göre, seferde namazı kısaltarak kılmak müekked sünnettir.
Bir misafir, bulunduğu yerde onbeş gün durmayı niyet etmeyip bugün, yarın çıkacağım diye uzun zaman orada kalacak olsa, yine seferilik hükmüne tabidir. Öyle ki, bir beldeye gidip belli bir işini gördükten sonra dönmek kararında olan bir kimse, o işin onbeş günden az bir zamanda yapılamayacağını bilmedikçe yine sefer hükmünden çıkmaz, mukim sayılmaz. Eğer onbeş günden önce bitmeyeceğini biliyorsa, niyet etmese bile mukim sayılır.

Mukim olan bir kimse, sefer halinde kazaya kalmış olan namazlarını ikişer rekat kılar. Sefer halinde bulunan kimse de, ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder rekat olarak kılar.
Mukim misafire, misafir de vakit içinde mukime uyabilir. İmam olan misafirin, namazdan önce veya namazdan sonra cemaate bu durumunu hatırlatır. Seferi, mukime uyduğu takdirde dört rekâtlı bir farz namazını mukim gibi tam olarak kılar.

Bir kimse içinde doğup büyüdüğü veya evlendiği yeri terk edip başka bir beldeye yerleşse, artık önceki vatanı, asıl olmaktan çıkar. Sonradan orada olsa, onbeş gün oturmaya niyet etmedikçe, farz namazlarını dörder rekât kılması gerekmez. Fakat asıl vatanından geçici olarak çıkıp başka bir yeri ikamet vatanı edindikten sonra asıl vatanına dönse, niyete muhtaç olmaksızın mukim olur, namazlarını tam olarak kılması gerekir.

Bir kimse yolculuğu sırasında bir beldede bir ay kalmaya niyet edip bu kadar durduktan sonra tekrar yola çıksa veya diğer bir beldeye gidip orada en az onbeş gün oturmaya niyet etse, artık evvelki belde ikamet vatanı olmaktan çıkmış olur. Oraya tekrar dönmekle mukim olmaz. Orada mukim olabilmesi için tekrar en az on beş gün oturmaya niyet etmesi gerekir. Fakat ikamet vatanından ikamet müddeti içinde geçici bir iş için sefer müddetinden az bir kaç saatlik yola gidip dönmekle ikamet vatanı bozulmaz.
Bir kimse sürekli yaşamakta olduğu vatanından ayrılıp, ziyaret vb. amaçlarla 90 km. ve daha uzak yerde yerleşik olan anne-babasının yanına giderse seferilik hükümlerine tabi olur. Dolayısı ile gittiği yerde 15 günden daha az kalmaya niyet ettiği takdirde seferi olur.(Mevsıli, el-İhtiyar, I, 79

Fıkıh kaynaklarında geçtiği üzere; “İki yerde eşi, evi-barkı bulunan bir kimse bunlardan hangisinin yanına gitse mukim olur.(Mevsıli, İhtiyar, İst.,ts. , I, 81;

Bir kimsenin birden fazla asli vatanı olabilir. Günümüzde imkanı olanların yazlıkları birer vatan-ı aslidir. Bu itibarla, kişi, kendisine ait bulunan yazlık ve kışlık evinde namazlarını tam kılar. Kişi iş icabı veya durum gereği her iki şehri de asli vatan edinmişse, her iki şehirde de dört rekatlı farz namazları tam kılar.

Bir kimsenin doğduğu, evlendiği, içinde yerleşmeye karar verdiği yeri terk etmeyi düşünmeyerek; öğrencilik, işçilik, memurluk ve askerlik gibi sebeplerle uzunca bir zaman oturduğu veya yolculuğa çıkıp en az on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet ettiği yerler ise ikamet vatanıdır. İkamet vatanında namazlar mukim olarak kılınır. Bu gibi bir yerde 15 günden az kalacaksa, namazlarını kasr eder (Haddad, el-Cevheratü’n-neyyire, I, 342).

Vatanından çıkıp en az üç günlük uzaklıkta olan bir köye gitmek isteyen kimse, daha oraya gitmeden yolda bir beldede onbeş gün oturmaya niyet etse, bir görüşe göre burası bir ikamet vatanı olur. Diğer bir görüşe göre ise, olmaz.
Vatanından sefer niyeti ile ayrılıp henüz üç günlük bir mesafe almadan vatanına dönmek isteğinde bulunan bir yolcu, dönüp daha vatanına gitmeden önce, geriye dönüşü ile namazlarını tam olarak kılmaya başlar. Çünkü böyle bir yolculuğu bozmakla yolculuk bırakılmış olur.

İki beldede birer zevcesi olan kimse, bunlardan herhangisinin yanına giderse mukim sayılır. Fakat bunlardan biri vefat eder de, bulunduğu beldede kendisine ev, bağ ve bahçe gibi şeyler kalacak olsa, oraya gitmekle mukim sayılmaz. Fakat diğer bir görüşe göre, orası yine onun vatanı sayılacağından mukim olmuş olur.
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şevki Şaban HACIİMAMOĞLU 3 yıl önce

Seferilik Ve Hükümleri konusunda yazan Vaiz'e bir kaç sorum olacak?
1-90 km. mesafenin dayanağı nedir? Ayette, mesafe sınırlaması yoktur.
2-Peygamberimiz Medine'den Kuba'ya ziyaret veya gezinti için geldiğinde seferi hükmü uyguladığını nasıl izah edersiniz. Medine-Kuba arası yaklaşık 12 km. kadardır.
3-5 km. ilgili ayette mesafe sınırlaması olmadığından 2-5 km.'lik mesafede bile seferilik uygulayanlar yanlış mı yapıyorlar?
4-Mezhep, Arapça'nın zengin dil olmasından ve bir kelimenin birden çok anlamı olduğu gibi aynı kelimenin birbirine zıt anlama da geldiği bilinen bir gerçektir. Örnek; iddetle ilgili ayette [guru'] kelimesi hem hayız, hem temizlik anlamına gelir. Bundan dolayı farklı yorumlar ve farklı anlamalar olmuştur, aynı mezhepte olanlarda bile aralarında görüş birliği yoktur; birinin caiz dediğine diğeri caiz değildir diyor; bu yanlış mıdır?
Şimdi asıl soruma geliyorum: 90 km. veya daha fazla mesafeler seferilikte bağlayıcı mıdır?

Avatar
Şevki Şaban HACIİMAMOĞLU 3 yıl önce

Mehmet Seri DOĞRU Kardeşim, verdiğin cevaplardaki konuları biliyorum. Kendi açımdan uzatmaya gerek görmüyorum. Ancak diyorum ki, 1-Peygamberimizin Küba konusundaki uygulamasının özel izinle ilgisi yoktur, çünkü; Hz. Ebû Bekir da aynı yerde Peygamberimiz gibi uygulardı. 2-Bana göre Rasûlullâh'ın bu ve benzeri konulardaki hadisleri ve çeşitli uygulamaları şu anlama gelir: Konuyu bilen kişiler şartlara göre kolaylık için bunlardan birini rahatça yapabilir. 3-Ben bu ve benzeri konuları daha ziyâde Hadislerden incelediğim için kendi yaşadıkları zamana göre Müslümanların çoğalması, yeni Müslüman olanların Müslüman olmazdan önceki bazı uygun olmayan örf ve âdetlerine çözüm bulmak için yorum v.b. anlamına gelen mezhep konusu bağlayıcı olmamakla birlikte şartlara göre o yorumlardan da faydalanılır. Kalın sağlıcakla! S.A.