Abdülkâdir-i Geylâni'den Nasihatler
Hz. Ali Efendimizin (ra) soyundan gelen ve tasavvuf dünyasının en büyüklerinden sayılan Abdülkâdir-i Geylânî (1070-1166), Hazar Denizi’nin güneybatısındaki Gîlan’da dünyaya geldi. Soy şeceresi Hz. Ali’ye (ra) dayanır. Babası Ebu Salih Musa’nın dindar bir kişi olduğu; annesi Fâtıma’nın da kadın velilerden olduğu bilinmektedir.
 
On sekiz yaşına gelince annesinden izin alarak bir kafileyle birlikte Bağdat’a gitti. Ünlü âlimlerden önce hadis, fıkıh başta olmak üzere dini ilimleri tedris etti. Genç yaşta halka vaaz vermeye başladı. Daha sonra yirmi beş yıl kadar sürecek olan inzivaya çekildi. İnzivanın sonunda oğluyla hac için Mekke’ye gitti. Tarikat silsilesi Cüneyd-i Bağdadi’ye dayanır.
 
Şafiî ve Hanbelî mezhebine göre fetvalar verdi. İbn-i Teymiyye, onun Cüneyd-i Bağdâdî ve Muhâsibî gibi şer’î hükümlere hassasiyetle bağlı, büyük ve saygıdeğer bir şeyh olduğunu söyler. Nevevî, Süyûtî ve İbn Hacer gibi âlimler de onu takdirle yâd ederler. Onun tasavvuf anlayışı, dinin hükümlerine titizlikle uyma esasına dayalıdır. O, her an, Kur’ân ve hadislere uygun hareket etmeyi öngörmüştür. Ona göre bir sûfinin hayatında görülebilecek olan derûni hâller İslâmi ölçülerin dışına taşmamalıdır. Gazzâlî’nin geliştirdiği Sünni tasavvuf, onun tarafından devam ettirilmiştir denebilir… Kendini izleyen dervişlere; “Uyun, uydurmayın; itaat edin, muhalefet etmeyin; temizlenin, kirlenmeyin” tarzında tavsiyelerde bulunmuştur.
 
Veysel Karânî ve İbrahim Edhem gibi Abdülkâdîr-i Geylânî de Türk halk edebiyatı ve folklorunda önemli bir yer tutmuştur. Yunus Emre’nin; “Seyyah olup şu âlemi arasan / Abdülkâdir gibi bir er bulunmaz”; mısralarıyla başlayan şiir ile Eşrefoğlu Rûmî’nin “Arısının balıyım bahçesinin gülüyüm / Çayırının bülbülüyüm yâ şeyh Abdülkâdir!” gibi mısralarda ona karşı duyulan derin hayranlık terennüm edilmiştir.
 
Bütün İslâm dünyasında ve Türkiye’de asırlardan beri sevilen ve takip edilen bir şahsiyet olan Abdülkâdir-i Geylânî’nin Kâdirî tarikatının kurucusu olduğu kabul edilir. Karşılaştığı kimseleri ve sohbet ettiği topluluğu hemen tesiri altına aldığı için “Bazullah” (Allah’ın Şahini) lakabıyla anılan Geylânî’nin günümüze kadar gelen elli kadar eseri içinde en meşhurları şunlardır:
 

  1. el-Günye li-tâlibî tarîki’l hakk.
  2. el- Fethu’r-rabbânî
  3. Mektûbât
  4. Fütûhu’l-gayb
 
Onun, “Fethur’r-rabbânî” isimli meşhur eserinden nasihat içerikli bazı seçme bölümler ibret almamız dileğiyle aşağıya çıkarılmıştır:
 

  • Elinizde bulunan mallardan ihtiyaç sahiplerine verin. Kapınıza gelen dilencileri boş göndermeyin. Gücünüz yettiği kadar az veya çok bir şeyler vermeye gayret edin. Allah nasıl size verdiyse, sizde öyle yapın. Onun verdiği gibi verin. Onun verdiklerini muhtaçlara dağıtarak şükür yolunu tercih edin…
 
  • Yazıklar olsun, eğer kapınıza gelen dilenci bir hediye getirseydi hemen alırdın; “Bana mı” demezdin. Hiç geri çevirmezdin…
 
  • Allah’ın emirlerine uyun. Yasaklarından kaçının. Kalbiniz böylelikle dirilir, onunla belaya/sıkıntılara dayanır. Sabredin. Kaza ve kader hükümlerine boyun eğin. Bunları yaparsanız, manevi hayatın kapıları sizlere açılır…
 
  • Ey evlat! Kâinatın her zerresinde Allah’ın güzel sanatı vardır. Bu güzel sanatların her biri, Hakk’a vardıran delillerdir. Bu delillere yapışan herkes, Hakk’a varabilir. Derin düşüncelere dal. Düşüncen derinlere kök saldıkça yükselirsin ve yücelirsin…
 
  • Ey evlat! Dünyalık toplarken dikkatli ol. Dikkati elden bırakma. Gece odun toplayan gibi olma. Elin attığın zaman, neyi alacağını önceden kestirmelisin. Gece toplayıcısı eline gireni bilmez. Seni de ona benzetiyorum. Ayık ol; sonra felâketin büyük olur…
 
  • Allah’tan gafil olmayın. Ömrünüz geçmekte ve zamanınız tükenmekte.  Hâlbuki bütün çabanız, yemeniz imkânsız olan malı toplamakta… Kavuşmanız ihtimali dahi olmayan nesneler düşünüyorsunuz. Yaptığınız binalara sağlığınızda oturmak belki nasip olmayacak. Yapın, edin, eyleyin; ama kalbinize sahip olun. Dışınız dünyaya açık, kalbiniz Allah’a açık olsun…
 
  • Hakk’a yapışın. Darlıkta O’na yalvarın. Genişliğe çıktığınız zaman da, O’nu hatırlayın. Hasta olduğunuzda Allah deyin. İyiliğe erdiğinizde O’nun yoluna koşun. Hayır, şer, hep O’nun elindedir. Veren, alan hep O’dur. Sizin için kurtuluş, ancak Allah’a candan teslim olmaktadır. Ruh ilacınız ancak bu olabilir…
 
  • Ne oldu size? Sanki hiç ölmeyeceksiniz! Halinizden öyle anlaşılıyor! Kıyamet günü dirilip sanki huzura çıkmayacaksınız! Ve hesap vermeyeceksiniz! Sırat köprüsünü hiç görmeyeceksiniz! Bu nasıl düşünce? Bu nice inanç? Bu halinize bakmadan iman ve İslâm davası için iddialarda bulunuyorsunuz? Yazık size!
 
  • Acırım sana! Bütün ömrünü dünyalığa veriyorsun. Hâlbuki Allah onu nice zaman önce böldü. Herkesin kısmeti, yıllar önce hazırlanmış. Kendiliğinden gelir o, istesen de gelir, istemesen de. Neden dünya için hüzün duyarsın? Hırsa kapılma. Hırs, insanı hem kullar arasında hem de Hak katında perişan eder…
 
  • Yazık sana! Nasıl oluyor, hem namaz kılmaktasın hem de fazla malından ihtiyaçlı kimselere vermemektesin?  Namaz kılacaksın, tevazu ile fakirlere sadaka vereceksin. Bu iki hâli benliğinde topla…
 
  • Sakın kullara el açma. İman sahibi, bir şeye ihtiyaç duyarsa Mevlâ’sına yalvarır. Ona karşı boyun eğer, tövbe eder; sessizce verilecek şeyi bekler. Verildiği takdirde vereni övme yoluna gider. Verilmeyecek olsa, kalbine uyar, sabreder. Zengin olmak için dinini satmak zilletine düşmez…
 
  • Ey evlat! Kendini Hakk’ın rızasına ver. Gayretli ol; O’nun rızasına kavuşursun, senden razı olur. O senden razı olunca seni sever. Geçim kederini kalbinden at, Allah rızkını gönderir. Bir şey seninse yormadan gelir…
 
  • Mecnun gibi olmalısın. O, kalbinde sevgi yer ettiği zaman halk arasından çıktı. Yalnız olmayı istedi. Vahşi hayvanlarla yaşadı. Şehirleri terk etti, harabelere gitti. Halkın ne övmesine ne de kötülemesine kulak astı.
 Mecnun öyle anlar yaşadı ki, sordular:
- Sen kimsin?
- Leyla…
- Neredensin?
- Leyla…
- Nereye gidiyorsun?
- Leyla…
          
Başkalarını artık görmüyordu. Başka bir şey düşünmüyordu. Başkalarını sözlerini işitmeye dayanamıyordu. O, artık bu hâlinden dönemezdi… Kalp, Hak Teâlâ’yı bilirse, sever. O’na tam yakınlık duyar… Yaratılmışlar onu ilgilendirmez ve ruhuna huzur veremez. Maddi olan her şey ona ağırlık verir. Yemek, içmek v.s. şeylerle tatmin olmaz! Şehir hayatı onun için önem taşımaz. Kalbi huzur içinde olduktan sonra, harabeler bile ona çok gelir. Mecnun’un her yerde Leyla’yı görmesi gibi, o da her yerde ve her şeyde Yüce Yaratıcıyı ve onun ayetlerini/belgelerini görür.

Ümitlerini kıs. Hırsını azalt. Sana emanet edilen namazlarını vaktinde kıl. Vasiyetini yazıp başucuna koymadan uyumak, iman sahibine yakışmaz. İman sahibi, her gece vasiyetini yazmalı, öyle yatmalı. Uyanırsa ne âlâ, aksi hâlde ehli onu bulur, faydalanır ve rahmet olur.

Bir gün Geylânî Hazretlerinin vaazı esnasında cenaze geldi, Ona baktı ve şöyle dedi:

“Şunu görmüyor musunuz? Ona ölüm gelince ne hale düştü? Onu dehşet sardı. Anlayışı kayboldu. Akrabalarından birini bile tanımaz oldu. Bundan ibret alınız. Marifet hali böyledir. Marifet… Bir kimseyi marifet hâli sardı mı, o heybete dalar, kendisini kaybeder ve Rabbinden başkasını tanımaz. Tek şey tanır ve bilir: ALLAH…”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cego 2 yıl önce

O nasihatları kendin uygula

Avatar
MESUDE YİĞİT 2 yıl önce

Bir nefeste okudum.Rabbim bu nasihatleri okuduktan sonra anlayıp,müdrik olmayı nasip etsin