Arzın merkezinden, beşerin kalbine
İlahi bir yolculuk… Arzın merkezinden beşerin kalbine… Renkleri, ırkları, mezhepleri birbirinden farklı,  dillerine lebbeyk nidasını pelesenk etmiş binlerce Müslüman, mumun etrafında dönen pervaneler misali tutuşturacaklar yüreklerini yeryüzünün kalbinde… Ömür defterinin sayfaları her geçen gün sararmış yapraklar gibi bir bir dökülürken, birikmişken bilip veyahut bilmeden yapılan cürümler, ötelenmişken; dünyevi zevklerin aldatıcılığına kanılıp çoğu zaman ertelenmişken kutlu buluşma; Rahman’ın merhametine sığınılarak yakılacak Hz Vedud’un aşkı ile bütün günah kıvılcımları…  

Ve artık yolculuk başladığına göre; Yolcu ne yapacak? nerde kalacak? nasıl hareket edecek ve yanına ne azık alacaktı? Ama bu yol vehim yolu değil teslimiyet yoluydu. Hz İbrahim gibi arayışını nihayete erdirebilirse, Hz Hacer misali tevekkül takınabilmeliydi. ’’ Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının’’ (Bakara 197) ayet’i kerimesinin ışığında takva örtüsünü kuşanabilmeliydi.

Ayrıca Hacı Bektaşi velinin dediği gibi ‘’Kabe’ye gidene kılavuz gerekir ‘’bu nedenle yoldan önce yoldaşta önemliydi. Yolun ve yordamın inceliklerini bilen hac ibadetinin özüne vakıf olan bir kılavuzun rehberliği elbette ölmeden evvel nefsini öldürmeyi dileyen ve “Her kim Kâbe’ye gelir, kötü söz söylemez, büyük günahlardan çekinir, küçük günahları işlemekte ısrar etmezse, günahlarından arınarak anasından doğduğu günkü gibi tertemiz olarak döner.” (Buharî, Hacc:4) Hadis-i şerifinin muştusuna ermek isteyen hacı adayının işini kolaylaştıracaktı.

İnsan’ın beyt-ül harama ulaşması, nefsani bütün arzu ve isteklerden arınan ruhun güvene kavuşması ve malayani prangalarından sıyrılan beşerin Beyt-ül atikle özgürlüğe kanatlanmasıdır. Her tavafta, günümüz dünyasında hızla kirlenen ve  kalbin özünü kuşatan örtüleri tek tek kaldırıp kalb-kabe hakikatının  buluşmasıdır. Tavaf, kulun rabbiyle kucaklaşması, her dönüşte ’’Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür. Allah’ım sana inanmamın, kitabını tasdik etmemin ahdine vefa göstermemin ve peygamberin Muhammed (sav)’in sünnetine uymanın bir işareti olarak Hacerü’l Esved’i selamlıyorum’’ diyen mü’minin ezel de Allah (cc)‘ya verdiği söze vefasıdır.

Grup Sayfamız için

Ve çekirdeğin etrafın da dönen nöronlar misali Kabe ile bir olan bütünleşen insanoğlunun bu meşakkatli yolda çektiği eza ve cefalardan kurtulup rabbinin katından bir esenlik ile zemzemin serinliğine kavuşması, Safa’da Hacer’i bir arayışla rahmete erişmesidir.

Hz Adem (as) cennetten çıkarıldıktan sonra vicdanın Araf’ından; Arafat’ta affa ermesiyle,  Hz Havva’ya  kavuşarak ruh ile nefsin bütünleşip adem olmasının idrakidir Arafat.

Ve Müzdelife… Ayın ve yıldızların aydınlattığı, gecenin karanlığı ile vahanın uçsuz bucaksız kumlarının birleştiği, Adem ile Havva’nın düşürüldükleri cennet’e ve huzura kavuştuğu tanışıklık döneminin tamamlanıp kaynaşma ve yakınlaşma döneminin başlaması ile  düşmanın algılanıp ona karşı savaşın sözünün verildiği, stratejilerin oluşturulduğu, onu hezimete uğratacak manevi silahların kuşanılıp şafakla beraber Mina ya yürüyüşün başladığı yer.

Şüphesiz şeytan açık bir düşmandır ama ‘’şeytan’ın hile ve tuzakları zayıftır‘’ (Nisa, 76) ayeti kerimesi ile iblisin  zayıf bir düşman olduğunu algılıyoruz. Belki bu yüzden onu mağlup etmek kolay ancak insanı kötülüklere yönelten nefsi, hezimete uğratmak ise çetin bir savaştır. Mina da insan  Bismillahi  Allah’u Ekber diyerek attığı  her taşta, iblisle beraber kendi kötü hasletlerini fark edip, nefsi emmareyi kurban ederek, Allah’a teslimiyetin zirve noktasını yaşar.

Kısaca Hac; Kabe de kulun bütün dünyevi mülahazalardan kaçarak, yaratanı ile kucaklaşmasıyla başlayıp; Safa  ve Merve’deki arayışın zemzemle serinlemesi, Arafat’ta kulluğunu idrak edip Müzdelife’de bu anlayışla rabbine yakınlaşması ve Mina’da nefsin kötü istek ve arzularından  sıyrılıp Allah (cc ) ‘ın affına erişmesi  ile nihayet bulur.

Şimdi yolcu! Bu idrakle yürü rızaya varan yolu…
Kabe ile bir olarak her dönüşte kendine dön…
Ve bul! Dünya’nın debdebesi arasın da kaybettiğin esenliği Safa ile Merve’de
Hacer  gibi koş… Hacer misali çırpın yana yakıla..
İsmailce bir tevekkül kuşatsın ufuklarını…
Arafat’ta af ol Adem gibi…
Ve bil! Müzdelife’de şeytan, Allah’a değil sana düşman!
Kurban et nefisini Mina’da…
Ve arınmış olarak dön…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.