Bir Kurumun İntiharı

25 – 20 – 15 - ….. Yıllık görevliler ile ilgili;

Kurumun İntiharı” olarak değerlendirdiğim ve “Din Hizmeti”ne vurulacak en ağır ve en sinsiDarbe !” olduğuna inandığım ve ciddi endişe ve kaygı duyduğum, bir nevi, “Din Hizmeti”nin candamarlarını koparmak suretiyle, hizmetin ölümüne sebep olacak; “Rotasyon” uygulaması hakkında, tespitve endişelerimi dile getirmekten ibaret olan ve küçük bir katkım olabilir mi?, düşüncesinden hareketle kaleme aldığım, bu çalışmamı gözden geçirmek için çok kıymetli zamanınızı ayırma lütfunda bulunduğunuzdan dolayı, en kalbi şükranlarımı arz ederim.
Saygılarımla.
 
Bir Kurumun İntiharı !
 
Hz. Ömer (r.a)’ın: “Sustuğunuz sürece sizde hayır yok, konuşursanız sizde hayır vardır.” İfadesinin gereği ve Hz. Ömer (r.a.)’ın ismi anıldığında akla gelen ve diğer; hayata, hayat veren söz ve hayatı hatırlandığında, hayatımız daha bir anlam kazanıyor.
 
Rotasyon hakkında tespit ve endişelerimi samimiyetle dile getirmeye çalışacağım. Bu vesileyle, kıymetli zamanlarınızı almış olmamdan dolayı özür diliyor ve bağışlanmamı talep ediyorum.
 
Bu husustaki tespit ve endişelerimin asla bir eleştiri olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum.
Öncelikle; Bu Rotasyonun Başkanlığımızca elbette; “ Din hizmetinin hassaslığı” ve “Din hizmeti ve memur zihniyeti” ve diğer hassasiyetler göz önünde bulundurularak hazırlandığını düşünüyor ve amaçlanan hedefe müspet bir netice ile varılmasınıümit etmek istiyorum.
 
Ülkemin birliği, bütünlüğü ve bekası için ne yapılsa yeridir. Bu uğurda yapılan ve yapılacak olan her uygulama gönlümüzün derinliklerinde yer bulur, bundan ancak onur ve gurur duyarız.
 
Elbette, Devletimizin koyduğu kanun ve kurallara göre, “Din Hizmeti”ni yapmak esastır. Devletimizin bekası için bu durum ne kadar gerekli ve önemli ise, “Din Hizmeti” yaparken, “Din Hizmeti”nin  özelliği  ve  hassasiyetlerinin  göz önünde bulundurulması da, hizmetten beklenen ve umulan sonuca ulaşabilmek için o kadar önemlidir.
 
Ancak, hassasiyetler ve özel durumlar dikkate alınmadan, iyi etüt edilmeden, geleceği okumadan, akl-ı selimden uzak, hizmetin büyüklüğü ve hassaslığı göz önünde bulundurulmadan hazırlanan kanun ve kurallarla, kısa vadede beklenen müspet sonuçlar belki alınabilir, ama uzun vadede beklenmeyen durumlara ve vahim sonuçlara hazırlıklı olmak gerektiği de akıldan çıkarılmamalıdır.
 
Zira “en gelişmiş strateji, ülkelere yanlış yaptırarak sonuç almaktır[1].”
 
Din Hizmeti” yapan görevlilere yönelik bu rotasyon uygulaması; “Din Hizmeti”nin özüyle uyuşmadığından   DineDiyaneteDevlete ve millete kısa zamanda menfi yönünün aksedeceği endişesini taşıyor ve son derece kaygı duyuyorum. Uzun vadede çok ciddi endişeler taşıyorum.
 
Bu “Rotasyonun” bir “fâcia!” olduğunu söylüyor ve ; “Bir kurum ancak böyle intihar edebilir” diyorum.
Bindiği dalı kesmek”, “Ellerini kendi elleriyle bağlamak”,  güçlenmesi  gerekirken  hormonlu  gıdalarla  bünyeyizayıflatmak ve bünyede onulmaz yaralar açmak ancak böyle olur. İnşallah yanılmış olmam beni sevindirecektir.
 
Bu “Rotasyon” düşünülürken neler amaçlandı bilmiyorum. Eğer idari sıkıntılar amaçlanmışsa, çok yanlış bir yol seçilmiş. Biraz kafa yorulsa, daha net fikirler bulunabilirdi. Uygulanması düşünülen kurallar “Din Hizmeti” nin  incelikleri ve hassaslığıunutulmadan yapılmalıydı.
 
Tespit ve endişelerimi “idari sıkıntılar” açısından değil, “Din Hizmeti”nin hassaslığı ve “çok özel!”liğinden hareketle dile getirmeye çalışacağım.
 
Elbette, tespitlerim zat-ı âlilerinin malumlarıdır. Huzurunuza farklı bilgilerle çıkmak, asla  haddim  değil.  Sizlerden aldığım, edindiğim, söz ve yazılarınızdan esinlendiğim bilgileri yine sizlerle paylaşmaktan ibarettir.
 
1.      “Din Hizmeti” Nazik ve Hassas Bir Görevdir
 
Din, hassas bir konudur, hizmeti de hassastır. Dolayısıyla, “Din Hizmeti”ni başka görevlerle kıyaslamamak ve hele masabaşı memuru görevleriyle hiç karıştırmamak gerekir.
 
Eski Başkanlarımızdan Prof. Dr. M. Sait Yazıcoğlu: “Din görevi, özelliği olan, başka görevlere pek benzemeyen hususiyetler ihtiva eder[2].” derken, bir başka ilim adamı; “insanın kadavrasıyla değil, ruhuyla meşgul olmak, kalbi ile ilgilenmek[3]” olarak değerlendirmiştir.
 
Dolayısıyla; Düzenli ve sağlıklı” bir “Din Hizmeti”nin en önünde bulunan ve fiili uygulayıcıları olan, “nazik ve hassas” olan bu hizmetin ağırlığını taşıyan, “insanın kadavrasıyla değil, ruhuyla, kalbiyle ilgilenen”, “manevi disiplini” sağlamak gibi toplumda önemli bir rol üstlenmiş bulunan, günün 24 saatinde insanların her türlü hizmetinde ve “İslam adına gerçekten dertli ve sancılı”olan bu “hizmet erleri” ile ilgili “rotasyon” planlanırken; acaba  bu  insanların;  “kalpleri, şevkleri, heyecanları, hizmet aşkları” neden düşünülmedi?
 
Kırık kalpşevkiheyecanı, hizmet aşkı sönmüş (söndürülmüş) gönüllerle, kalplere ve gönüllere ulaşabilecek mi?Paketlenmiş ve bastırılmış “şefkat ve merhametle” insanları kucaklayabilmek mümkün olabilecek mi?

2. Muhatabı Tanıma
 
Malumları üzere, hizmette verimlilik esastır. “Din Hizmeti”nde başarılı olabilmek, insanlara faydalı ve verimli olabilmek için“muhatabı tanımak” çok önemlidir. Kime, neyi, nasıl ifade ederseniz başarılı olursunuz? Bunun yolu muhatabı iyi tanımaktan geçer. 
 
Bu hususla ilgili olarak;
 
“Tebliğde muhatabı tanıma muvaffakiyetin şart-ı evvelidir[4].”,
“Muhatabı tanıma, askerlikteki istihbarat kadar önemlidir[5].”,
“Cemaatin psikolojisini iyi teşhis etmek gerekir… Cemaatin seviyesi, psikolojisi iyi tespit edilirse faydalı olur[6].”,
 
“Hangi topluma, hangi çerçevelerde hizmet edeceğini bilemeyen görevliler başarılı olamazlar. Kime, neyin, nasıl anlatılacağı önemli bir konudur. Halk pazarında, Hakk’ın iradesini; halk lisanıyla pazarlamak, bir maharet işidir[7].”,
 
“Kültürlü, bilgili, toplumunu tanıyan, çağına tanık olan din görevlilerinin sosyal değişme, ilerlemede önemli ve olumlu katkılarda bulanacağı düşüncesi yanlış olmayacaktır[8].” İfadeleri ile,
 
Başkanlığın, “Din Görevlisi El Kitabı”ında:“Halkla ilişkilerde başarılı olabilmek için en önemli hususlardan biri de muhatabı iyi tanımaktır. Böylece ona karşı nasıl davranacağına, ona nasıl bir hizmet sunabileceğine daha iyi karar verebilir[9].” İfadelerine yer verilmektedir.
 
Yine, Diyanet İlmi Dergi “Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)” konulu 2000 “Özel Sayı”sında: “Allah’ın her peygamberi öncelikle kendisini tanıyan ve kendisinin de tanıdığı bir toplumda görevlendirmiş olduğu dikkat çekicidir… Öyleyse topluma din anlatacak kişilerin o toplumu her yönüyle iyi tanıması ve toplumun her kesimi ile diyalog içerisinde olması, aynı zamanda toplum tarafından müspet davranışları ve sağlam karakter yapısı ile yeteri kadar tanınması gerekmektedir[10].” denilmekte.
 
Öyleyse, bulunduğu mahalde toplumu ve psikolojisini tanımış, toplum da onu tanımış, tanıdığı bu insanları tüm halleri ilesevmiş, kime, neyi, nasıl ifade edeceği ortamını yakalamış, “Hakk-ın iradesini, halka arz etme maharetini” elde etmiş, bulunduğu yerin “din hizmetleri açısından hassasiyetlerini tespit[11]” etmiş ve dolayısıyla hizmette faydalı ve verimli olabilme ortamını yakalamış bir “Din Hizmetlisi”ni, tanımadığı (belli bir yaştan sonra da tanıma güçlüğünü ve isteksizlik nedeniyle tanımak istememek gibizaafı da göz önünde bulundurursak) bir ortama nakletmekle “hizmet’ten verim alınabileceğini beklemek, yukarıdaki gerçekler göz önünde bulundurulduğunda pek mümkün gözükmüyor.

3.      “Din Hizmeti”nde Memur Zihniyeti
 
Eski Başkanlarımızdan Prof. Dr. M. Sait Yazıcıoğlu bir mülakatında: “Bilindiği gibi din görevlisi de memurdur. Ancak bu görev, klasik memur zihniyeti ile yapılırsa, çok başarılı olunması mümkün değildir… İşin bu yönü de, en az eğitim (din görevlisinin eğitimi) kadar, hatta ondan daha önemli olarak görünüyor bana[12]…”
Başkanlığın “Din Görevlisi El Kitabı”ında şöyle denilmekte:
 
“Camii görevlisi, sadece günde beş vakit ezan okuyup namaz kıldıran bir memur değil, son Hak dinin bir tebliğcisi ve mürşididir…”[13].”,
 
Bir müftümüz: “İmam ve din görevlisine sadece camii içerisinde imam olduğunu ve görevi başında memur olduğunu hissettirmek en büyük eksikliğimiz ve kaybımızdır[14].” diyerek çok önemli bir hassasiyete dikkat çekiyor.
 
Ve yine haklı olarak, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ hocamız da,  görev  ve görevlilerle   ilgili olarak konuştuğunda her defasında aynı gerçeğin üzerinde ısrarla durmakta ve; “Din Hizmeti” nin memur zihniyeti ile yürütülemeyeceğini” söylemekteler.
 
İşte burası çok önemlibu “Rotasyon” uygulaması ile görevliler memur zihniyeti içerisine adeta  zorla  sokuluyorlar.
 
Dilim varmıyor ama, adeta bir ihânet gibi… Hadi buradan verim alın…
 
İnsanların içinde, insanlara birebir hizmet veren, “din hizmetlileri”nin, “Rotasyon” neticesinde bundan sonraki görevlerini “klasik memur zihniyeti” düşüncesiyle sürdürmeyeceklerinden kim emin olabilir?
 
Öyleyse, “Rotasyon” hizmette verimliliği”arttırır mı? Düşürür mü?
 
Denilebilir ki; mânevi mes’uliyet taşıyanlar, böyle bir düşünce içerisine girmezler. Vazifelerini her yerde ve her şartta yaparlar. Doğrudur. Ancak “Din Hizmetlisi” de, bir insan olduğuna göre bunun garantisi yok.
Gerçek olan şu ki; uygulamayı kabullenemeyen görevlilerin şevki kırılacaktır. Şevki kırılanda aşk olmaz.
Dr. David J. Schwartz: “Kendi coşkusunu yitiren kişi başkalarında o coşkuyu yaratamaz[15].”  derken can alıcı noktaya ışık tutmuştur.
 
Netice itibariyle; “Rotasyon” görevliyi, “klasik memur zihniyeti” içerisine sokacak, bu da, görevlinin davranışlarınınresmileşmesine sebep olacak, pasif konuma geçecek ve insanlara gönlünü açmayacak-açamayacak, insanları kucaklayamayacaktır.
 
Diğer önemli bir husus; bulunduğu yerden bir süre sonra gideceğini düşünen ve bilen görevli de, aynı duygular içinde olacak, yapması imkân dahilinde olan bazı yan hizmet ve işleri yapmaktan imtina edecek ve böylece hizmetteki performans ve verimlilikotomatikman düşecektir.

4.      Başarıda “Din Hizmetlisi”nin Rolü
 
Toplumun manevi önderi, “Din Hizmetlileri”; “millet bütünlüğümüzün temel taşları[16]” ve hizmetteki  başarının anahtarları konumundadırlar.
 
Eski Başkanlarımızdan Prof. Dr. M. Sait Yazıcıoğlu:“Diyanet görevi özveri, fedakârlık, sabır isteyen, insana yakın bir iman ve hidayet mesleği çilesidir. Herkese Allah (c.c.) adına aynı düzeyde sevgili ve yakın olabilmek için insana bir öğretmen gibi, mürebbiye ve mürşit gibi yakınlık ister; bir misyona, bir şevke ihtiyaç gösterir[17].” 
 
Yine eski Başkan yardımcılarımızdan Mehmet Altunkaya: “Din Hizmetlisi”nin; başarısını “istikbâle dair her zaman ümitli olmaya” bağlamış ve “ümitsiz insanın semada paraşütü açılmayan bir paraşütçüden farkı var mıdır? Ümidini kaybetmiş insanın kendisine ulaşacağı kötü akıbeti beklemek kadar azap çekeceği, başka hiçbir sıkıntısı yoktur[18].” diyerek başarı ve başarısızlığı ilginç ve sihirli bir dil ile ifade etmiştir.
Dr. David J. Schwartz; “Kişinin gelecekteki umudu, onun şimdiki gücünün kaynağıdır.” “Korku ve tedirginlik başarının bir numaralı düşmanıdır. Korku –belirsizlik ve güven eksikliği- fizyolojik canlılığı söndürür[19].”  ifadesi ile konumuza önemli bir bakış açısı getirmiştir.
 
Yine Mehmet Altunkaya hocamız: “Hakikatte küçük zannedilen bir usul hatası insanı başarısızlığa götüreceği gibi, basit sanılan bir davranış güzelliği sebebiyle insana hizmet şevkini tattırabilir[20].” derken sanki yıllar öncesi bu tür “uygulama’ların iyi etüt edilmesi gerektiğine işaret etmişlerdir.


5.      Din Hizmetlisi’nin Saygınlığı
 
“Din hizmeti”; büyük bir sabır ve tahammül isteyen, sevgi ile yoğrulması gereken “iman, aşk ve maharet isteyen bir sanat[21]” işidir.
 
Din hizmetlileri”; günün 24 saatinde insanlarla beraber olan ve görevinin şuurunda, hizmetini seve seve, gönlünü vererek ve hizmetinin kutsallığının idrakinde olarak görev yapan ve toplumun saygı duyduğu bu gönül erlerine,  “insanlar bazen karşılaştıkları bir takım problemler karşısında ne yapacaklarını şaşırır, kendilerine yol gösterecek veya el uzatacak birisine ihtiyaç duyarlar, işte böyle bir konumda… önemli bir fonksiyon icra[22] eden “din hizmetlisi”, “maddi veya manevi ağır sıkıntılar içinde yaşadıkları halde derdini başkalarına açamayan kimselere yardımcı olmaya” çalışmakta, “cemaati arasında maddi ve manevi dayanışmayı tesis[23] etmektedir. 
 
Alex Carel: “İnsanları sevmenin kanununu bulmak, yerçekimi kanununu bulmaktan zordur[24].” ifadesi ile, Elmalılı Hamdi Yazır’ın: “Aynı işleri, aynı mekanları paylaşanlar birbirlerini sevmelerine ortam hazırlar[25].” İfadesi üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gerekir.
 
Bu gerçeklerden hareketle; yıllarca hizmet yaptığı yerde; “insanları sevmenin kanununu” bulan, iyi tanıdığı  için insanları, hallerini bilerek sevmesini öğrenen, bu nedenle bulunduğu yerde insanlara dini ve sosyal açıdan  faydalı konumda bulunan, hizmetini“san’at” haline getirmiş, “saygın gönül insanlarını”, “memur !” olmaları düşüncesiyle “rotasyona” tabi tutmak, büyük bir özveri ile hizmet yapan bu “halk insanları”nı sükutu hayale uğratmakla, hangi hayırlı sonuca ulaşılmak isteniyor?
 
Din Hizmeti”ndeki verimliliğin düşmesini göze alacak kadar önemli olan bu sonucu gerçekten merak ediyorum.Aslolan; din, devlet ve millet adına müspet netice beklenirken, bu işin menfi yönü neden gözlerden kaçıyor?
 
“Din hizmetlileri” kurumları tarafından sıkıntıya sokuldukları düşüncesine kapılırlarsa, toplumun saygınlığını kazanan bu insanların; özveri, aşk, şevk ve heyecanlarına sekte vurulmuş olur. Onulmaz yaralar açar.
 
Üzerinde “ikâmet edilen !” gönüllerin, üzerine bastığınızda, o gönül çok acı çeker ve bazen de kırılır, parçası yere düşer. Artık o gönül üzerinde “ikâmet !” edilemez.
 
Faruk Nafiz Çamlıbel, bu acı gerçeği ne güzel dile getirmiş:
 
“Evler yıkılır, köyler olur hâk ile yeksân;
Virân yeri, birkaç yıla varmaz onarırlar.
Yalnız şu gönül mülkü harâb olmaya görsün;
Ta’mîre yetişmez onu dünyâda asırlar.”

6.      Mânevi Kalkınmanın Unsuru
 
“Bir ülkenin kalkınmasında madde kadar mâna da büyük önem taşır. Bu iki temel unsuru toplum hayatında birbirinden ayırmak mümkün değildir[26].”
 
“Manevi kalkınmanın en büyük unsuru, din hizmetleri; ve bu hizmetleri ifa eden görevlilerdir[27].”
“Kişiliği sağlam ve dengeli, mesleğini çok seven, samimi ve yüreği sevgiyle dolu din görevlileri, cemaatin üzerinde derin tesir bırakırlar[28].”
 
“Bir toplum, ancak ona yön veren iyi yetişmiş halk önderleri ile güçlü olabilir, kalkınmasını bu önderlerin olumlu çabaları ile gerçekleştirebilir.”
 
“Toplum yapımız itibariyle geniş halk tabanımızı oluşturan kitlelerle en iyi ilişkiler kurma şansına sahip olan Hak önderlerimiz İmam-Hatiplerdir. İmam-Hatiplerimizi dini, mesleki, kültürel bilgiler ile ve iyi bir şekilde teçhiz edebilirsek, toplumumuz maddi-manevi kalkınma hamlesini güçlü bir atılımla gerçekleştirebilir[29].”
 
Bu çok önemli tespitler ile “rotasyonu” bir araya getirdiğimiz zaman bir çelişki olduğunu gözlemlemek herhalde zor olmayacaktır. Zira bu insanlar masa başı memuru değil, insanların gönülleri ile ilgili, gönül insanlarıdır.

 
Dolayısıyla bu insanların gönül ve maneviyatları, hizmet açısından çok önemlidir. Gönüllere, gönül ile girilir. Gönül olmayınca, gönüllere ne ile girilebilir?

 
Rotasyon” ile, tebliğ metodunun can damarı olan “gönül” önemli bir yara almış oluyor ki, bu, üzerinde  düşünülmesi  gereken önemli bir husustur.
 
Diğer taraftan, belki bir çok şeyin kalitesini ve doğruluğunu test edebilecek mekanizmaya sahip olunabilir, ama insanlarıngönüllerini test edecek mekanizma henüz bulunamamıştır. Zira gönüllerdekini ancak Allah (c.c.) bilir ve O test eder.
 
 “Rotasyon” ile, dini sahada sessiz bir deprem ve sinsi bir “Darbe !” olacak ve manevi alanda meydana getirdiği ağır hasar ile; dinimize, milletimize ve devletimize yakın gelecekte acı bir bedel ödetilecektir.
“Din hizmeti” çeşitli nedenlerle ülkemizde istenilen düzeyde kaliteyi yakalayamamıştır. “Rotasyon” bu kaliteyi daha dadüşürecektir. Zira ülkenin manevi kalkınmasında çok önemli rolü olan bu mana hizmetinin erlerini küstürecekkabuğuna çekecek, hizmet aşklarını kıracak uygulama ve davranışlar neticesinde hizmetten, kalite ve verim beklemek akl-ı selim ölçülerine uymuyor.
 
Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN hocamız: “Diyanet İşlerinde aceleye getirilmiş bir revizyon doğru olmaz  [30].” derken acaba böyle bir “rotasyon”nun yanlışlığına mı dikkatlerimizi çekiyor?


7.      Bulunduğu Yerde Uzun Süre Görev Yapabilmek
 
Hatırlıyorum, “Diyanet Aylık Dergi” bazı sayılarında; bulunduğu yerde, 20, 30, 40 yıl görev yapabilmiş “din hizmetlileri”ni bizlere “örnek şahsiyetler” olarak takdim eder ve onların nasıl bu kadar uzun yıllar aynı camide kalabildiğini irdeler ve onlardanhayat kesitleri sunardı. Ve çok da iyi yapmıştı “Diyanet Aylık Dergi”miz. Zira birçok “din hizmetlisi” arkadaşımız bunlardan örnek almış, halkla kaynaşmayı sağlamış, onlara her bakımdan faydalı olmuş ve hizmette verimliliğin çıtasını yükseltmiştir.
 
Eğer bir “din hizmetlisi” bulunduğu yerde uzun yıllar kalmış da:

a)      Beklenen “din hizmeti” performansını gösterememiş ise,
b)      Kurumun ve Devletin aleyhinde bir faaliyet içerisinde olduğu gözlenmiş ise,
c)      Bulunduğu yerde farklı (devlet ve millet açısından zararlı) bir güç oluşturmuş ise, mevcut kanun ve yönetmelikler, zaten onların her an ensesinde… Yeter ki işletilsin ve işletilebilsin. Hastalıklı hücreleri tedavi etmek yerine hastayı yok etmekte bir yöntem galiba!
 
Bir “din hizmetlisi”; bulunduğu yerde veya halen görev yapmakta olduğu bir camide, 15 veya 40… yıl;  şeref  ve haysiyeti ile kendisine ve “kurumu”na (Diyanet’e) kale alınabilecek laf-söz getirmeden hizmet edebilmiş, devletine ve milletine son derece bağlı, vatan, millet, bayrak ve hizmet aşığı, üstün gayret ve büyük bir özveri ile hizmet eden bu güzide şahsiyetlerin, hizmetlerinin son döneminde karşılaşacakları “uygulama” bu olmamalıydı.
 
Buna; “Kurumun İntiharı !”demek, çok iddialı bir yaklaşım olmasa gerek…
 
Bir başka gerçek; Din hizmetlileri”nin hizmet aşklarının kırılmasının bir sonucu olarak; “Din”e, “Diyanet”e ve “Devlet”e karşı, tavrı olan kesimlerin ekmeğine yağ sürülmüş olacaktır !

8.      “Mihrab”, “Minber” ve “Kürsü” Azametini Kaybetmemeli
 
Mihrab, mimber ve kürsü “din hizmeti”nin zirvesidir. Peygamber makamı olan bu yerlerde istihdam edilecek zevatın özellikle;  Kur’an-ı Kerim, dini bilgi ve ahlâk ile ilgili hususlarda temayüz etmiş, seçkin kişilerden olması çok büyük önem arz ettiği bilinen ve çok önemli bir gerçektir. Bu makamlar; istihdam edilen kişinin durumuna göre insanların gözünden düşer veya “azametini” korur. Bu makamların insanlar nezdinde “azametini” kaybetmesi demek, dini hassasiyet ve kutsalların insanların gözünden düşmesi demektir ki, bu, acı bir âkibettir…
 
“Mihrab, mimber ve kürsü gibi büyük makamlar azametini kaybetmemeli[31].”
 
Halen, birçok yerde “din hizmetlisi”nin ve “din hizmet”nin arzu edilen seviyede olmamasını göz önünde bulundurursak ve “uygulama” neticesinde başarılı ve tecrübeli bir çok “din hizmetlisi”nin de emekli olacağını dikkate alırsak, “uygulama” ile hizmetaşkları ve şevkleri kırılan büyük bir kesimin olabileceğini de göz ardı etmez isek bu makamların, “azametini” koruyabilmesinisağlamak mümkün olabilecek mi?
 
Diğer yandan bu makamların halkın gözünden düşmesi, “kurum”un  (Diyanet’in) de halkın gözünden  düşmesi  anlamına gelir ki, bu husus da, düşünülmeye değer önemli bir konu olsa gerek…

9.      Halkımızın Diyanet’e Bakışı:
 
İnsanımızın “Diyanet”e bakışı topyekün müspet olmalıdır. Bunu sağlamak aşağıdan yukarıya bu “hizmetin” her kademesindeki görevlinin çalışmalarının gizemliğinde, kapasitesinde ve gayretinde saklıdır. Halk’a rağmen  yapılan  hizmetlerin karşılığında halktan ilgi ve olumlu tepki beklemek mümkün değil. “Din Hizmeti”, ne kadar verimli olursa, halkın “Diyanet”e bakışı o kadar olumlu olur. Bu durum “Kurum”un (Diyanet’in)  geleceği  ve  devletimizin ilelebet güçlü bir şekilde devamı için çok önemli bir husustur. Söz konusu “Rotasyon”  kurumun  yıpranmasına, zayıflamasına, güç kaybına, sebep olacağından tehlikeli bir gelişme olarak değerlendiriyorum.
 
Prof. Dr. Mehmet S. AYDIN: “Eğer Türkiye’de bir “din bunalımı” doğarsa hiç şüpheniz olmasın, “Milliyet”iniz de bunalımdadır. Türkiye’de bir “inanç buhranı” doğarsa “Vatan” da tehlikededir.”
 
“Dikkat ediniz, Türkiye’de radikal bölücülerin hemen hepsi dine karşıdır… Niçin? Zira din, toplumu bir arada tutuyor. Din gidince, “ayrılma” daha kolay olacak[32]…”
 
Üzülerek belirtmeliyim ki; ülkemizde, bu mana da çok önemli bir hizmeti icra eden “din hizmetlileri” maddi bakımdan güçsüz, hizmet anında da (haklı veya haksız) bir sıkıntı ile karşılaştığında kimsesiz ve garip,  herkesin  ve her kesimin çok kolay gücünün yettiği, her şeye boyun eğen ve asla baş kaldırmayan bir “çile” kahramanıdırlar. Çoğu kez başlarına geleni kadercilikle irtibatlandırıp tepkilerini ve ızdıraplarını içlerine gömmektedirler.

 Acaba hizmetteki verimsizliğin çok önemli sebeplerinden biri de bu mu?

Güçsüzlük… Yalnızlık hissi… Korku… Tedirginlik… İkinci sınıf muamelesi…

 
Dr. David J. Schwartz’ın: “Bir insana ikinci sınıf muamelesi yapmak size birinci sınıf sonuçlar kazandırmaz[33].”Sözünün, gerçeği yansıtmadığını, herhalde kimse söylemez.

10.  “Rotasyon Faciası !”na Sebep Olan (Bilinen) Üç Yanlış:

a.      “Bir yerde 3 -5 yıl görev yapan kişinin artık o cemaate vereceği fazla bir şey kalmamıştır.”

Bu yaklaşım, hakikaten bir fecaat...Bir kasıt yoksa eğer, bu ifadenin tefsiri şudur: Bir kimse bir yerde 3 – 5 yıl kalmışsa; Kur’an ve Sünnette ne varsa, bütün hazineleri cemaate anlatmış, başka bir şey kalmamış... Aksine, bir yerde uzun yıllar kalan “din hizmetlisi” cemaatinin huzuruna farklı konu ve ifadelerle çıkabilmek için hep araştırma içinde olmuş, bu ise görevlinin kendisini geliştirmesine vesile olmuştur.

Diğer yandan; sık yer değiştiren görevli ise, gittiği yerde bir önceki yerde işlediklerinin aynısını anlattığından bilgi vebirikim bakımından sınırlı düzeyde kalmıştır.

Bu nedenle; Eğer, “Din Hizmeti ve Verimliliği” kaygısını taşıyorsak, “Rotasyon” kelimesi ilelebet gündemden kalkmalıaksine bir yerde uzun süre görev yapabilme teşvik edilmeli ve özendirilmelidir.

b.      “Nimet”, “Külfet”, “Kaymak” hesabını ileri sürmek!!!

Bu yaklaşım tarzı üzerinde, ciddi bir şekilde düşünülmeli. Zira, “kaygı sapması”nın olduğu yerde hizmet olmaz. Bu kaygılarla yapılacak her icraat hayırsızdır.

Uzun yıllar bir yerde hizmet yapmış kişilerin böyle kaygıları olsaydı, “Hak tokadı !” onları da savururdu.

c.       “Geriden Gelenlere İş Çıksın !

Diyanet İşleri Başkanlığımız, birilerine “İş Bulma” kurumu değildir. “Din Hizmeti” kurumudur. Hizmetlerini de, bu hizmetin incelik ve hassasiyetlerini dikkate alarak yapmak durumundadır. İş bulmak için adres bellidir.
 
Netice İtibariyle:
 
Elbette; “Din hizmeti” ferâgât ve fedâkârlık gerektiriyor. Bu bir gerçektir, böyledir ve böyle olmalıdır.
Zaten“Din Hizmetlileri” (istisnalar hariç) hep fedakârlık yapmışlar, bir çok şeyden  ferâgât  ve fedâkârlık  etmişlerdir.
 
Ancak, fevkalâde bir sebep yokken, insanların gönüllerini zorlayan fedâkârlıkların ve ferâgatın her zaman iyi sonuç vermeyeceği kaygısını taşıyor, bu çalışmamın “din hizmeti” adına sadece tespit ve endişelerimi dile getirmekten ibaret olduğunu özellikle bir kez daha belirtmek istiyorum.
 
“Rotasyon !” ile; kazanım ve kaybedeceklerimizin bir kez daha düşünülmesi gerektiğine inanıyor, olaya yalnız “idari sıkıntılar” açısından değil, “din hizmeti”nin hassaslığı yönünden de bakılmasını temenni ediyor ve inşallah tespit ve endişelerimdeyanılmış olmamı diliyorum.
                       
Bir kez daha düşünelim !
 
“Rotasyon !”nun “Hayata Geçirilmesi Halinde” olacaklarla ilgili merak ettiklerinizi, bu yazıyı tekrar ve bir kez daha,anlayaraközümseyerek ve hazmederek okuyunuz.
 
Bir “fâcia !”nın önüne geçmek ve “Kurumun İntiharı !”nı önlemek istiyorsanız,
 
Lütfen bu yazıyı bir kez daha okuyunuz !
 
Eğer bu çalışmamla; “Rotasyon Faciası !” ve “Kurumun İntiharı !” ile ilgili hususa, bir ayna tutabilmişsem, “din hizmeti” için küçükte olsa müspet bir katkı sağlayabildiysem bunu, Rabbim’den biliyor ve O’na hamd ediyorum.
 
Diyorum ki:
 
Lütfen Hocam; bu yazıyı sakin bir kafayla okuyunuz.
Ve;
Zorla aldığınız, “Hizmet Aşkı”mızı Geri Veriniz !
 
Mihrab, “Rotasyon”u Kaldırmaz! Hocam !
Siz Mihrab’dan “Rotasyon”u İlelebet Kaldırınız !
“Rotasyon”, Mihrab için en ağır ve en sinsi “Darbe !”dir.
“Din Hizmeti”nin can damarları koparılıyor !
Lütfen! “Din Hizmeti”ne, Mihraba sahip çıkın Hocam!
                                                                     


[1] F.Koru-Kulis 16.06.1998
[2] Diyanet Aylık Dergi-Kasım 1991 s.35
[3] Diyanet Aylık Dergi-Eylül 1991 s.38
[4] Z.Kesiriklioğlu, (İslamda Mürşid – Prof. Dr. Süleyman ULUDAĞ s.66)
[5] Age. s.66
[6] Mü’minlere Vaaz ve İrşad – Mehmet ALTUNKAYA Baskı: c.2 – 1990 s.359
[7] Alişen Başgönül, Diyanet Aylık Dergi – Kasım 1991 s.51
[8] Dr. İsmail Doğan, Age. s.53
[9] Din Görevlisi El Kitabı – D. İ. Başkanlığı Yayınları 1998 Baskı:2 s.25
[10] Yrd. Doç. Dr. Salih Karacabey, Diyanet İlmi Dergi – 2000 “Özel Sayı” s.108
[11] Din Öğretimi Dergisi – Ocak-Şubat 1992 s.11 Doç. Dr. İ. Lütfü ÇAKAN
[12] Diyanet Aylık Dergi – Kasım 1991 s.35
[13] Din Görevlisi El Kitabı – D. İ. Başkanlığı Yayınları 1998 Baskı:2 s.14
[14] Hakses – Ocak 1990 s.7 – Musa UZUNKAYA
[15] Büyük Düşünmenin Büyüsü – Çev. Tanol TÜRKOĞLU – Sistem Yay. 1999 – Baskı: 7 s.157
[16] Diyanet Aylık Dergi – Nisan 1991 s.41
[17] Prof. Dr. M. Sait Yazıcıoğlu Diyanet Aylık Dergi – Kasım 1991 s.38
[18] Mü’minlere Vaaz ve İrşad – Mehmet ALTUNKAYA Baskı: c.2 – 1990 s.364
[19] Büyük Düşünmenin Büyüsü – Çev. Tanol TÜRKOĞLU – Sistem Yay. 1999 – Baskı: 7 s.1-42
[20] Mü’minlere Vaaz ve İrşad – Mehmet ALTUNKAYA Baskı: c.2 – 1990 s.363
[21] Din Görevlisi El Kitabı – Mevlüt ÖZCAN s.157
[22] Din Görevlisi El Kitabı – D. İ. Başkanlığı Yayınları – 1998 – 2.Baskı s.25
[23] Age. S.26
[24] Diyanet Aylık Dergi – Kasım 1991 s.54
[25] 1995 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi - Konferans
[26] Din Öğretimi Dergisi – Halil KARLIK – Ekim-Kasım 1992 s.14
[27] Diyanet Aylık Dergi – Kasım 1991 s.51
[28] Diyanet İlim Dergi – Dr. Hayati TETİK – Nisan-Mayıs-Haziran 1998 s.2
[29] Kemal Güran, Diyanet Aylık Dergi – Kasım 1991 s.51
[30] Diyanet Aylık Dergi – Eylül 1995 s.15
[31] Din Görevlisi El Kitabı – Mevlüt ÖZCAN s.158
[32] Diyanet Aylık Dergi – Nisan 1991 s.9
[33] Büyük Düşünmenin Büyüsü – Çev. Tanol Türkoğlu Sistem Yay. 1999 Baskı:7 s.169

Anahtar Kelimeler:
kurumun intiharı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ASLAN 2 yıl önce

beyefendilerin huzuru kaçtı.arpalıklardan olacaklar çöreklenmişler yıllardır paraya para demiyorlar zavallı benim hafızlarım kıraati ahlakı düzgün imam kardeslerimde ilçelerde köylerde sürünmeye devam,bu 25 yıllıkları varya taa en mahrimeyet yerlere sürecen

Avatar
ROTASYON 2 yıl önce

SEN 1986 DAN BERİ 28 SENEDİR İSTANBUL GİBİ YERDE AYNI CAMİDE KALIRSAN TABİİKİ BU ROTASYONU İNTİHAR OLARAK DEĞERLENDİRİRSİN.TUNCELİ ÇEMİŞGEZEKTEKİ İMAMIN O CAMİDE GÖREV YAPMA HAKKI YOK MU?SİZİN GİBİLER BİR AN ÖNCE ORADAN AYRILMALI.BU KONUDA DİYANET GEÇ BİLE KALDI.

Avatar
Ardıç ÇINAROĞLU 2 yıl önce

Allah razı olsun zekeriyya hocam.hislerimize tercüman olmuşsunuz.Rotasyon kararı resmi gazetede yayınlanandan bu yana evimizde huzur ramazanımızda mutluluk olmadan görevimizi yapmaya çalışıyoruz.İnşallah kurumumuzun bu kararından döneceği umudunu taşımaktayız.Çünkü başkanımızın hiçbir başarısızlığa imza atmayacağına inancımız tamdır.

Avatar
Mehmet GÜRGÜN 2 yıl önce

ALLAH Razı olsun Zekeriyya hocam duygularımıza tercüman olmuşsunuz.Kanun resmi gazetede yayınlandıktan sonra aynı kaygıları taşımaktayız.İnanıyoruzki Başkanımız bu konuda bizlerden daha hassastır.Rotasyonu durdurur diye yada başarısız olanlara uygulanır diye umut içerisindeyiz.

Avatar
hatip 2 yıl önce

öyle şeyler yazmışsınızki dünya yıkılmış aynı görev aşkı rotasyon dan sonrada devam etsin bir şeyin değerlendirilmesi o uygulamanın sahadaki calışma sonuclarının belli zaman sonra değerlenmeye tabi tutulur muneccimmi oldunuz selam saygılarla

Avatar
imam 2 yıl önce

İMAM YOKLUĞUNDA ORAYA İMAM OLMUŞSUN.ÇIKMAK BİLMİYORSUN;ŞİMDİ DE BAĞIRINIYORSUN.ELBETTE ROTASYON GEREKLİ.

Avatar
İzzet 2 yıl önce

Hiç boşuna kendini yorma arkadaşım! İroni yaparak,duygusal davranarak işin içini boşaltmaya çalışma.Çumhurbaşkanı,Başbakan,Bakan,Vali vb, değişecek ama Türkiyeyi ve Dünyayı kurtaracak hizmetlerinden dolayı din görevlisi değişmeyecek öylemi? 30 yıl aynı yerde; bakkalı büyütmüş marketler zincirine dönüştürmüş, emlak ve araba alım-satımı şahane, diğer yan hizmetler güzel, dokunmayalım öylemi? Arkadaşlarımız Merhum Gönenli Mehmet Efendi ,Hacı Veyiszade gibiyse; korkma vefatlarından sonra da aynı yerde hizmet yapmaya ruhaniyetleri devam eder.

Avatar
mehmet 2 yıl önce

hocam kusura bakma ama galiba uzun yıllardır aynı yerdesiniz ve ayrılmak istemiyorsunuz bence rotasyon şart değişim her zaman iyidir gidenin yeri doldurulur rotasyon mihraba falan darbe vurmaz boşuna ayaklanmayın