Blucinli imam mı, sarıklı cübbeli imam mı?

 Hatırlarsanız, 28 Şubat 1997 tarihinde postmodern darbe yöneticileri ile onların paydaşları durumundaki kalemşörleri sokakta, caddede ve okullarda, başörtülü, cübbeli, sarıklı ve takkeli avına çıkmışlardı. Bundan sebep, insanları gammazlayanlar, durumdan vazife çıkaranlar ve sürek avını yaygınlaştıranlar, korku salarak bir hayli söz sahibi olmuşlardı. 

Okullarda ve kamu kuruluşlarında başörtüsü zulmü, İmam Hatip’lerde bile zorla kız öğrencilerin başlarını açtırmalar, kaçak bahanesiyle Kur’an kurslarına baskınlar ve mütedeyyin sivil toplum örgütlerini işlevsiz hale getirmeler, itibarsızlaştırmalar ve envai çeşit istibdatlar ile toplum sindirilmeye çalışılıyordu. O zamanlar bendeniz de bir sivil toplum örgütünün başındaydım. Üniversite kapılarında çekiştirilen başörtülü kızlarımızın ıstırabı ile sırf bu yüzden okullarını terk etmek zorunda kalan kızlarımıza varıncaya kadar, zulmün envai çeşidine bizzat tanık olan kardeşlerinizden biriyim. Hatta zamanın Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı Nuh Mete Yüksel’in emri ile Türkiye genelinde eş zamanlı ve eşgüdümlü bir şekilde ev ve işyerlerimiz bordo berelilerce basılarak tacize uğradık. Kitaplarımıza el konuldu. O görüntüler hala gözlerimin önünden gitmiyor. 

Hamdolsun bu tür insanlık dışı uygulamalar tam da bitti derken, 2016 Türkiye’sinde Ergenekoncu olmakla maruf, adını zikretmeyeceğim bir zatın gazetesinde bir din görevlisi olan Recep Dikilitaş isimli zatı giyim-kuşamını gerekçe göstererek üstelik cemaatin şikâyetçi olduğunu öne sürerek “Fevziye camisi gibi bir protokol camisine” yakışmadığından bahisle manşete taşıyarak hedef tahtasına koydu. Bu davranış; alenen din, mezhep, statü ve giyim-kuşam farkı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçudur. Kaldı ki, gerek literatürde ve gerekse diyanetin uygulamalarında “protokol camisi” diye bir tanımlama da yoktur. Zira, mabetler Allah’ın evidirler ve buraya herkes eşit olarak girerler. Yarın günün birinde Hak vaki olduğunda bu zatın cenazesi de cami avlusuna getirildiğinde, herkes gibi kendisi için de “er kişi niyetine” denilerek “hesap gününe” yolcu edilecektir! 

Yazar, bu başlığıyla alenen suç işlemiştir. Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri gereğince tecziyesine karar verilmesi gerekir. Öyle zannediyorum ki, savcılarımız da gerekeni yapacaklardır. 

Ha, bu arada şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim. Dinimizde de “vasiyet” müessesesi vardır. Hak vaki olduğunda, arzu ederse, kendisini yıkayacak, kefenleyecek ve defnedecek imamın, sakallı, şalvarlı ve cübbeli değil de; blucinli, küpeli, sakalsız ve bıyıksız biri olmasını pek alâ isteyebilir. O da onun en doğal hakkı ve buna hiç kimsenin itirazı da olamaz. Neticede hukuk devletinde yaşıyoruz. Nitekim, halihazırda içimizde, uzun saçlı, küpeli ve blucinli insanlarımız rahat bir şekilde yaşadığı gibi, cübbeli sarıklı ve şalvarlı insanlarımız da rahat yaşıyorlar.  

Bu, işin bir yönü… İşin diğer yönü de, cami ile cemaatle bir işi olmayan bu yazarın bu atamadan haberdar olması mümkün değildir. Bu gammazlama yine içeriden birinin siparişidir. Bu zat, imamın eline pamuğu alıp gereğini yaparak musallaya, ardından kabre yolcu ettiğinde ancak görebileceği bir zat! Başka türlü o müezzini canlı olarak camide görmesi mümkün değil. Dolayısıyla şikâyetin varlığı doğrudur kanaatindeyim.

Su-i zanda bulunmak istemem ama, “teğenni” yapmaktan başka bir meziyeti olmayan ve gözünü Fevziye’ye diken müezzin kayyum aday adayı “muğanninin” tekinin işidir bu şikayet işi.  Eğer fitnenin bir diğer başı da aranacaksa, adres bellidir ve müftü efendi içini birazcık kurcalarsa, onu da bulacaktır!  

Neyse, bu haftaki yazımız da böylesi münasebetsiz bir iş için güme gitti.  

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Müftü 11 ay önce

i̇mam bakıldığında herkesin "haza imam" diyebileceği bir kıyafet ve görünümde olmali