Bu ülkede Diyanet gibi bir kurum var

Ali GÜNAYDIN / DiNiHABERLER.COM
 

Dövmemek esastır ama..!

Meseleyi hemen anladınız. Kadın dövülmeli mi, dövülmemeli mi?

Toplumumuza Batı’dan gelen ne varsa hep fitne sebebi olmuştur. Zaten onların maksadı da budur. Lüzumsuz işlerle toplumu meşgul etmektir. Okumasına, araştırmasına, düşünmesine ve üretmesine fırsat vermemektir. Bunda da ne yazık ki başarılı olmuşlardır.

Batı’dan ithal edilen “Dünya Kadınlar Günü” de bu saçmalıklardan bir tanesidir. Günlerdir zihinlerimizi meşgul etmeye yetip artmaktadır. Her yıl da bu durum tekrarlanmaktadır. Zannedersiniz ki Batı’da kadınlar cennet hayatı yaşıyorlar. Tam tersine Avrupa ve Amerika’da kadınlar çoğu yerde insan yerine bile konulmamakta, süflî zevklerin bir aracı olarak görülmektedir. Bir eşya gibi her yerde pazarlanmaktadır.

Bizim inancımız ve kültürümüzde kadın; saygıya/hürmete en layık muhterem varlıklardır. Kadın olmazsa hayat olmaz. İnsanlık diye bir şeyden bahsedilemez. Buna binâen bizim de bu yazımızda kadın dövülmelidir dememiz mümkün değildir.

Kadın denilince aklımıza hemen anamız, bacımız, eşimiz, kızımız, teyzemiz, halamız gelir. Bunların her birinin değeri tartışılmaz muhterem ve muhteşem varlıklardır. En yüce pâye olan “Cennet anaların ayakları altındadır” gibi bir değeri, İslâm’dan başka hiçbir toplumda görmek mümkün değildir. Hal böyle olunca neden ikide bir kadın konusu gündeme getirilir ve fatura Yüce Dînimiz İslâm’a çıkarılmaya çalışılır. İşte asıl mesele de budur.

Mesele Dîn düşmanlığının ete kemiğe bürünmüş halidir. İslâm’ı tahrif etmek için din düşmanları, içerden ve dışardan olanca gayretleriyle çalışmaktadır. Fakat bunlar beyhude gayretlerdir. Bu Aziz Dîn’in garantisi Allâh’tır (CC).

Müslüman olmakla birlikte; İslâm terbiyesi almamış olanların hatalarını fırsat bilip, onların üzerinden Kur’ân’a saldırma çabaları da yersizdir.

Bizi asıl üzen ve bir o kadar da düşündüren mesele şudur: İslâmî ilimlerde uzman olduğunu belirtip On beş Asırlık İslâm geleneğini bir tarafa atarak ve de Kur’ânın yanlış yorumlandığını söyleyerek, âyetleri kendi arzularına göre tahrif eden ve ilâhiyâtçı geçinen, Doç. Prof. gibi akademik ünvana da sahip kimselerin ekranlarda arzı endâm etmeleridir. Burada gerçek ve samimi olanları müstesnadır.

Neymiş efendim Kur’ân’da kadınların dövülmesi ile ilgili hiçbir hüküm yokmuş. Yine Kur’ân’da geçen “DARABE” fiilleri seyahat etmek anlamında kullanılıyormuş. Nisâ Sûresi’nin 34. Âyetine yanlış meâl veriliyormuş. Diyânet Meâli bile böyleymiş. Bu çağdışı bir anlayışın ürünüymüş vs. Hadi oradan…

Ülkemizde Allâh’tan ki Diyânet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum var. Bu kurumun içinde dînî meseleleri en doğru bir şekilde güncelleyip yorumlayan ve tamamen sahasında “OTORİTE” olanlardan müteşekkil bir kurul bulunmaktadır ki buna adı üstünde “Din İşleri Yüksek Kurulu” denilmektedir. Bu kurulda güncel meseleler Kur’ân ve Sünnet esas alınarak değerlendirilir ve halkın bilgisine sunulur. Sahasında istediği gibi at oynatmak isteyenler “Diyânet” duvarına toslayınca feryadı basmaktadırlar.

Eğer “Diyânet” olmasa işler yolunda gidecek ve nice allâmeler kimsenin bilmediği bir şekilde milleti aydınlatacaklar, sözüm ona Kur’ân’ı en doğru biçimde yorumlayacaklar ve zamana uyduracaklardır. Kur’ân’ın menettiği her türlü rezâlete de bir kılıf uyduracaklar ve böylece çağdaş-medenî âlimler olarak varlıklarını sürdüreceklerdir.

Sözü fazla uzatmadan hemen Nisâ Sûresi’nin 34. Âyetinde verilen mesajla bitirelim. Aslında bu yazımızda “DARABE” fiilinin semantik tahlîlini yapmayı düşünmüştüm. Ancak gündemimiz başlıkta da belirttiğimiz  gibi kadının dövülüp dövülemeyeceği, dövülürse nasıl dövülebileceği konusu olduğu için vazgeçtim.

Nisâ 34. Âyetinin meâline bakalım:

“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allâh insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve âilenin geçimini sağlamakta) dırlar. İyi kadınlar, itaatkardırlar. Allâh’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı (Eşinden uzakta bulunan erkeğin namusu, malı ve her türlü hakkını) korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklrını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allâh, çok yücedir, çok büyüktür.”

Âyet meâline dikkatle bakıldığında erkeklere kadınları koruyup kollama görevi verildiği görülüyor. Kadının çalışmak gibi bir zorunluluğu yok. Bütün masrafları kocalarına ait. Kadın sadece evinin işleri ile meşgul olmalıdır. Bunlara yetişemediği zamanlarda da kocası ev işlerinde de kadına yardımcı olmalıdır. Sünnette bunu görüyoruz. Kadınlar kocalarının mallarından ihtyacı oranında harcama hakkına sahiptir. İsrafçı olmamalıdırlar. Çünkü helalinden kazanmak kolay değildir. Bu çerçevede her şeyi kocasına ait hiçbir sorumluluğu olmayan kadından sadece kocalarına itaatkar olmanın haklarında hayır oluşundan bahsedilmektedir.

Şimdi asıl durum “Nüşûz” meselesidir. Meâlimizde “başkaldırmak” şeklinde belirtilmiştir. Halk dilinde geçimsiz, şirret kadınlar diye de adlandırılır. Ev işlerine bakmak şöyle dursun. Akşama kadar sokaka sokak dolaşıp, konu komşularla gününü gün eden, akşam ortaya bir sofra koyamayan, bu durumun sebebi sorulunca da kocasına hakaretle karşılık veren kadınlar.

Kocasının gücünün yetmeyeceği şeyleri istemek. Kocasının istemediği kimselerle senli benli olmak. Yabancı erkeklere karşı yılışık teberrüc/yılışık tavırlarda bulunmak. Maddi imkanlarının sınırlı olmasına rağmen gerek medya ve gerekse çevre etkisiyle savurgan olmak. Kendi âilesini ağırlamakta cömert olup, kocasının âilesini hiçe saymak gibi durumlar âyette “Nüşûz” kelimesiyle ifâde edilmiştir.

Bu durumlar karşısında Kur’ân bütün ıslâh yolları tüketildikten sonra dövme ruhsatını veriyor. Oysa günümüzde kadınlar doğrudan öldürülüyor. Neden bu açıdan âyete bakılmıyor da, maksatlı bir şekilde karşı çıkılıyor. Yani serkeş bir kadına Kur’ân ancak dövmekle sınırlandırıyor. Buna dikkat etmek lazım.

Sünnette ise böyle bir uygulamanın olmayışı, mümkün olduğunca kadının dövülmemesini gerektirmektedir. Geçim imkanı kalmamışsa boşanmak ta mukadderdir. Öldürmek ise asla…

Anahtar Kelimeler:
DiyanetKadınşiddet

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
resat 10 ay önce

bu yorumu habere tasıyan abimiz kabul diyanet olmazsa.... peki islamda çok eşlilik var hemde ayet..diyanet neden illa tek eşlilik diyor mağdur kadınlar (youtubede var) avukatı-hem de kadın- zinanın kadın mağduriyetininbi̇rden fazla evli̇li̇kle i̇le önune geçilmesi için şart di̇yor. ayrica kuranda kisas var ve recm cezasi var (caydiricilik olarak) neden di̇yanet bunalri yok sayiyor... di̇yanet bi̇r nevi̇ ortodox hri̇sti̇yan kurumlari gi̇bi̇ davraniyor gi̇bi̇me geli̇yori̇r