Cennetin ‘Ayaklarının Altına Serildiği’ Annelerimiz
Müftü Galip AKIN mesajında:

“ Burnu yere sürtülsün, burnu yere sürtülsün, burnu yere sürtülsün! ”
          Kimin Ey Allah’ın Resûlü dedi arkadaşları: “anne babasına, ikisinden birine yahut her ikisine birden ihtiyarlık sırasında erişip de ( onlara iyilik yaparak ) cennete giremeyen kimsenin” buyurdu Peygamberimiz ( sav ).           
          Bir başka mübarek sözlerinde ise Peygamberimiz ( sav ); en çok kime iyilik edeyim ey Allah’ın Resûlü“diye soran bir sahâbiye  “ annene “ diyor. Daha sonra sahâbi tekrar “kime iyilik edeyim”  diye soruyor. Peygamberimiz tekrar “ annene “ diyor. Sonra bir defa daha aynı soruyu soruyor sahâbi. Peygamberimiz tekrar “annene“ diye cevap veriyor. Dördüncü kez sahabe  “ kime iyilik edeyim”diye sorunca Peygamberimiz “ babana…Sonrada en yakınına…” diye cevap veriyor.           
Hz. Ömer’in oğluAbdullah; Yemenli bir Müslüman’ın annesini sırtına alarak Kâbe’yi tavaf ettirdiğini görüyor. Sonra o Yemenli adam İbn Ömer’in yanına gelerek   “Ey İbn Ömer, sence annemin hakkını ödemiş miyimdir” diye soruyor. İbn Ömer: Hayır. Onun tek bir “Ah!”çekmesini dahi ödeyemedin buyuruyor.           
         Evet, daha bunlar gibi pek çok hadis ve ibret alacağımız olaylar sıralayabiliriz; anne ve babaya saygının önemi, onlara izzet-i ikramda bulunmanın gerekliliği ve onlarla birlikte yaşlanmanın faziletine dair.  
İslam’dan önce kadın uğursuz bir varlık olarak görülürdü. Dinimiz bu anlayışı nehyetti ve ona verilmesi gereken değeri verdi..
“Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenirdi. Onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün. Ne kötü hükmediyorlar” ( Ahzâb, 58 59,)
Bilindiği üzere İslamiyet gelmeden önce kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. İslam bu geleneği yasakladı ve çocuklara şefkatle yaklaşmayı tavsiye etti. Dinimiz kadına bir anne olarak, eş olarak ve kul olarak büyük değer atfetmiştir. Kadın islamla birlikte ihlal edilen haklarını geri almış ve saygın bir yere getirilmiştir.
          Öyle ki Resûl-i Ekrem, kesinlikle geri çevrilmeyecek olan üç kimsenin duası arasında “ anne ve babanın evladına edeceği dua” nın da olacağını bizlere müjdelemiştir.           
            Asr-ı Saadet ile başlayan ve Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar büyük bir iştiyak ve istikrar ile devam eden “ cennetin, annelerin ayakları altında olduğu “ şuuru ve bilinci günümüze kadar aynı coşkusunu maalesef koruyamamıştır.           
           Modernleşen ve küreselleşen ekonomi ortamında köy nüfuslarının gitgide azalarak, insanların sanayi şehirlerine göç etmesi ve manevi değerlerin yozlaşması sonucunda toplumdaki bazı değerlerin yavaş yavaş erimeye yüz tuttuğu göz ardı edilemez bir gerçektir.           
           Önceleri az şeylerle mutlu olan insanların, gün geçtikçe bitmek tükenmek bilmeyen arzu, tamah ve şehvetleri karşısında toplumumuzda ki aile bağları da bundan nasibini alarak eski gücünü kaybetmiştir.           
            İslam’ın ilk dönemlerden itibaren kadına toplum içerisinde gösterilen büyük saygı ve itibar zamanla kaybolmuş; neticesinde kadın da acımasızca dönen bu ekonomik çarkın dişlileri arasında ki yerini almıştır.            
           Kadın evden uzaklaştırılmış, bunun sonucunda ise aile içerisindeki bağlar eskisi kadar güçlü ve sağlam kalamamıştır.                        
Meselâ, günümüzdeki adı ile huzurevleri (!) ise “ sorumsuz evlatları”tarafından yalnızlığa terk edilen, kapı önüne konulan annelerimizi ve babalarımızı ağırlamaktadır.           
           Ve bu yara gün geçtikçe daha da derinleşmekte, artık belli bir yaşa gelen büyüklerimiz aile içinde fazlalık gibi görülmekte ve istenmeyen adam ilan edilmektedir.           
            Yılda bir gün olarak kutlanılan “ anneler gününde” dahi kendilerinin ziyaretine gelmeyen, adı evlat (!) olan insan müsveddelerini, gözyaşları içerisinde bekleyerek ömürlerini tüketen o masum insanların bizler üzerindeki haklarını hiçbir zaman unutmamalıyız ve unutanlara da hatırlatmalıyız.           
           Üzerimize her gün güneş doğudan doğup batıdan batıyor, akşam olunca ay ve yıldızlar ortaya çıkıyor ve “üzerimize belalar çığ gibi yağmıyorsa bu beli bükülmüş olan ihtiyarlarımız sayesindedir…”
Yılda bir gün de olsa, huzurevlerinin loş köşelerinde annelerini hatırlamaları Batı için önemli bir gelişme… Gerçi her işlerinde olduğu gibi bunda da samimi olup olmadıkları tartışma götürür. Çünkü tarih boyunca kadını insan yerine koymamışlar bunlar hiç; hep sıradan bir eşya muamelesi görmüş kadın. Birden değişip kadına değer vereceklerine inanmak ta haliyle zor geliyor insana…                                                                                                                           
            Batılı milletlerin ve İslamiyet’ten önce Arapların kadına bakışı malumdur: Kadının fikir beyan etme hakkı yoktu. Mirastan mahrumdu, zorla evlendirilirdi. Bir adam ölüp, geriye birkaç kadın bıraktığı zaman onun en büyük oğlu, öz annesi hariç, babasının öbür hanımlarıyla evlenebilirdi. Kızları diri, diri gömerlerdi.                                       
İşte dünya böylesine acınası bir halde iken, Sevgili Peygamberimiz gelip, on dört asır önce “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyurarak kadının gerçek yerini ortaya koydu. İslamiyet’ten sonra, dünyanın en rahat anneleri İslam toplumundaki anneler oldu. Çünkü anneye hürmet dinimizin, Peygamberimizin emirleridir. Peygamber efendimiz, kadını aşağılayıcı durumdan kurtarıp, kadına yumuşak davranıp, ona iyilik etme esasını getirdi. Peygamberimizin hicretin onuncu yılı, veda haccındaki sözlerinden, son nasihatlerinden biri “Kadınlarınıza eziyet etmeyiniz! Onlar, Allah u Teâlâ’nın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz”   olmuştur. Peygamberimiz en iyi insan olmak için de, hanımına karşı faydalı olmayı şart koşmuştur. Hadisi şerifte “Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır” buyurmuştur. Başka bir hadisi şerifte de “Bir erkek, hanımını döverse, Kıyamette ben onun davacısı olurum” buyurmuştur. Dinimiz, dünya işlerindeki kusuru için, dövmek şöyle dursun acı söz söylemeyi ve söylediğini, sertçe söylemeyi bile yasaklamıştır. Bütün bunlar insaflı bir şekilde göz önüne alınırsa, kadına kimin değer verdiği, kimin vermediği açık bir şekilde görülür.
Gelelim Anneler gününe… Anneler gününün esası Antik Yunan’a dayanır. Batının anneye ve aileye verdiği değere bakacak olursak;bir taraftan anneye, kadına önem verdiğini göstermek için anneler gününü tertip eden batı dünyası, diğer tarafta da aileyi yok etmek için elinden geleni yapmakta olan bir batı dünyası… İkiyüzlü dünya. Bu insanın bindiği dalı kesmesinden başka bir şey değil. Çünkü anne ailenin temel taşıdır, aileye düşmanlık anneye düşmanlıktır.
            Bugün aileye ve aile hayatına karşı, açık veya gizli bir savaş sürdürüldüğü bilinen bir gerçek. Filmlerin, romanların, hikâyelerin, müstehcen yayınların TV’lerin esas konusu hep aile… Ailenin lüzumsuzluğu, kadın ve erkeklerin aile kurmadan da birlikte yaşayabilecekleri ve çocuk sahibi olabilecekleri hususu, devamlı gündemde tutulmakta… Fikir adamları da bu tehlikenin farkına varmışlardır.
            Bugün aklı başında kimseler, ısrarla ailenin yeniden güçlendirilmesi, ananın ve çocukların korunması, hiçbir sebep ve bahane ile çocukların ailenin şefkat ve himayesinden mahrum bırakılmamasını savunmaktadırlar. Fakat kaybolan değerlerin geri gelmesi çok zordur. Bunun için Batının bu durumundan ibret alıp kadınlarımıza ve ailemize sahip çıkmak zorundayız. Anneler cemiyetin temelidir. Ancak aileyi kurtaran toplumlar ayakta kalabilirler.
            Annelerimizi, bir gün için değil her günde saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyor, Rabbimizin şefkat ve merhamet kanatlarını üzerlerine germesi için dualar ediyor, annesiz bir hayatın sığ ve tatsız, anne-baba kıymeti bilinerek yaşanan bir hayatın ise insanı cennete götürecek bir vesile olduğu şuuruna bizleri erdirmesini yüce yaratıcımızdan niyâz ediyoruz.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.