Dertlere de 'Elhamdülillah' diyebilmek
ÇANKIRI / Korgun İlçe Vaizi Yusuf  AYDOĞAN'dan ''DERTLERE DE ELHAMDÜLİLLAH DİYEBİLMEK''


Bir  hafta sonu öğleden sonra perdeyi hafif araladım , kar taneleri rüzgarda hafif hafif uçuşuyordu. Anlaşılan sıkı sıkı giyinmeden dışarı çıkmamalıydı bugün de…Hemen yanı başımda duran telefonumu aldım; rehberini hızlı hızlı aşağı kaydırdım, isminin üzerine iki kere dokundum bir kere çaldıktan sonra güzel bir ses tonuyla “ efendim kardeşim” dedi.Selamlaştıktan sonra aziz dostuma “ çay içelim mi , vaktin var mı dedim?”. 10- 15 dakika sonra evden çıkabileceğini söyleyerek telefonu kapattı.Apartmanın merdivenlerinden hızlı hızlı indim , kısa ama hızlı adımlarla çarşıya doğru gitmeye başladım. Etrafta ki vitrinlerde olanlar, telaşla koşuşturanlar, şakalaşanlar hiç gözüme çarpmıyordu.

Her zaman gelip, oturup, sohebt ettiğimiz çay evinin önüne geldim. Hafif gıcırdayan kapısını yavaşça açıp genelde oturduğumuz ; hafif sendeleyen kırmızı beyaz kareli örtüsü olan masaya yöneldim. Köşede ki sandalyeyi kendime çekip televizyona sırtım dönük oturdum. Öyle ya dostumla tv izlemek için değil dertleşip , sohbet edip gönlümü ferahlatmak için bir araya geliyorduk. Hafif aksak yürüyen, gülez yüzlü çaycı “ hocam ne içersin “ dedi. Hafif bir tebessümle “ az sonra bir dostum gelecek onunla içerim şimdi almayayım “ dedim. Öyle ya tek başına çayın tadı olmuyordu. Yanında demli ve tatlı bir sohbet istiyordu. Yoksa şeker atsan da tat vermiyordu insana.her daim sohbetiyle , sözleriyle hayata bakışımı değiştiren , gönlümü ferahlatan dertlerimi alan dostumu bekliyordum.

Bir çay içecek yarım  , saat konuşacaktık ama bir aylık dertlerimi giderecektim…tebessümüyle, sözleriyle, tane tane kelimeleriyle beni alıp götürecekti biliyorum. allah için birbirimize muhabbet besliyorduk herhalde bu sohbetin tadı da oradan geliyordu. Bugün neler anlatacağımı , neler soracağımı hatta hangi nelerden dert yanacağımı düşünüp hepsinin bir sıraya koyarken ; ne kadar vakit geçti bilmiyorum ama çayevinin gıcırdayan kapısının sesini duydum ve başımı çevirdiğinde aziz dostum tebessüm ederek içeri giriyordu. Selamlaşıp sarıldıktan sonra hemen 2 çay söyleyip oturdum karşısına. Akşam babası eve gelirken kendisine getireceği çikolatayı heyecanla bekleyen çocuk gibi bekliyordum. Acaba bana ne getirdi bugün ne anlatacak… öyle ya dertlerimi anlatacaktım içimi boşaltacaktım ve bir reçete alıp gidecektim. Önce söze o girdi ve “ nasılsın “ dedi. “ abi nasıl olsun elhamdülillah hayat işte uğraşıyoruz bitmiyor ki problemler “ dedim. Tebessüm ederek “ hayat hep koşuşturmaca değil midir zaten…merak etme bu zamana kadar bitmediyse bundan sonra da bitmez “ dedi. Ama tebessümün altında bir sıkıntısının olduğunu anladım. Belliydi ki bu hafta o da en az benim kadar dertliydi ; ama benim kadar hevesli değildi anlatmaya ve dert yanmaya…bu sefer o anlatsın ben dinleyeyim hatta belki tavsiyede bulunurum  dedim. Ve “ hayırdır abi ne oldu?” dedim. Masaya doğru eğik olan başını kaldırdı, kısık ama benim duyabileceğim bir sesle “ sıkıntılar bitmiyor. Elhamdülillah dertsiz , sıkıntısız bir haftamız geçmiyor” dedi. Dostumun derdini dinlemek ve tavsiye vermek için bekleyen ben donup kalmıştım. Yutkundum bir şey diyemedim  aklıma bir şey gelmiyordu.  Sanmıştım ki o da benim gibi dert ve kederini anlatacak, gün boyu uğraştığı insanlardan bahsedecek , evde ki sıkıntısını anlatacaktı. Sanmıştım ki ; -vesileleri ve sebepleri sıralayacak , üzüntüsüne sebep olanları kötü bir şekilde tarif edecekti. Bunu bekliyorken onun dediğine bak. Ben bunları beklerken onun ağzından tek bir cümle çıkmıştı yaşadığı sıkıntılara dair “ elhamdülillah dertsiz bir haftamız geçmiyor be kardeşim!”. O cümle zihnimde tekrar tekrar dönüyordu. Başka bir şey düşünemiyordum. Aman Allah’ım bu neydi şimdi. Benim gibi dert yanmasını, sebepleri paylaşmasını bekliyordum onun yaptığına bak. Neydi bu şimdi! Neden şikayet etmemişti akşama kadar iş yerinde uğraştığı insanlardan, eşinin huysuzluklarından , amirinin – iş arkdaşlarının tavrından… bir cümle daha etmedi. Bunları herhalde birkaç saniyede düşündüm desem inanmazsınız. Ama insan zihni hızlı çalışır bazen rüyada olduğu gibi… ve bildiğim ama sanırım anlamadığım ve sırrına vakıf olamadığım ayetler teker teker zihnimden geçiyordu:

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.(bakara 155)…

İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.(ankebut 2 )

Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?( ali imran 142)

Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.( ali imran 186)

Ve daha nice ayet ve hadis zihnimde tekrar tekrar dönüyordu… hepsini biliyordum oysa ama sırrına vakıf olamamıştım demek ki…oysa ki hepsine iman ediyor ve biliyordum . o halde  dertlerimden hep şikayet eden halim nedendi.  Dostumun dertlerinde üzüntüyle bahsetmemesine hatta dertlerinin oluşuna hamd etmesi beni neden bu kadar  şaşırtmıştı. Aynı itaatı ve teslimiyeti gösteremememin nedeni neydi acaba. Kalbimi yoklamaya başladım ,  beni her hafta sabırla dinleyen , yönlendiren dostum bana bu hafta bir cümlesiyle büyük bir ders vermişti. Günlerce düşüneceğim ve evet yine gideceğim bir yol göstermişti bana…evet bugüne kadar nasıl geldiysem bundan sonra gitmeyeceğim bir yola yönlendirmişti beni..  Artık olaylara bakışımı değiştirecek, üzülmeyeceğim ve daha huzurlu olacağım bir yola yönlendirmişti beni. Bildiğim , inanadığım ayetlere gerçekten iman edip yaşayacağım bir yola yönlendrimişti beni. Sebep perdesini aralayacağım ayetlere yönlendirmişti zihnimi..zihnimden gayri ihtiyari İbrahim SAYAR’ ın şu dörtükleri geçiyordu:

Dil ne bilir şekeri şerbeti
Aldığın lezzeti baldan mı sandın?
Ne arı,ne ağaç verir nimeti,
Elmayı,narı daldan mı sandın?

Baharı gönderir al gelin gibi,
Bir hazinedir ki,görünmez dibi,
O Cemil'dir,Cemal Onun tecellisi,
Güzeli yeşilden,aldan mı sandın?

İbrahim duada,Nemrutun ateşinde,
Ateşler gülzar olur,türlü esrar içinde,
Oğul razı kurbandır babasının peşinde,
Kesmeyen bıçağı İsmail'den mi sandın?

Kâh gülersin,kâh dilhunsun gözyaşına,
Gün olur tuz bulamazsın aşına,
Dün,bugün ne geldiyse başına,
Eden O'dur,eyleyen O,kuldan mı sandın?

Ateşini söndürdün,suyunda kaldın,
Sütünü içtin de koyunda kaldın,
Bir ömür yaşadın,oyunda kaldın,
Dünyayı evlattan,maldan mı sandın?



Öyle ya şu dünyada sebep perdesini aradan kaldırıp : ezeli ve ebedi hayat sahibi Allah’ a kalben ulaşmadan ne huzurumuz olacaktı ne de ağzımızın tadı. Rabbim sevdiği, seçtiği ve kendisine yaklaştırdığı kullarından eylesin. Amin

Grup Sayfamız için

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.