Din maskesi altında gelişen şer odaklarını hazırlayan amiller

Allah, lütuf ve merhametinin eseri olarak İnsanlar arasında huzur ve barışı tesis etmek üzere peygamberleri vahiy ile desteklemiş ve hak dinleri göndermiştir. Daha sonraları muharref dinlerin mensuplarının dini vahyini maksadından çıkararak süfli amaçları doğrultusunda kullanmış olmalarına tahrif denir. Tahriften korunan Kur’anı Kerim vahyi ise tarihi süreçte bazı fırka ve mezheplerce sui istimal edilerek kendi düşünce ve felsefelerine dayanak olarak kullanılmıştır. Bedevi kültüre uygun kullanımı Haricilikte, Uzak doğu kültürüne yönelik Batınilikte ve eski Fars kültürüne yönelik olarak ta Şianın bazı gulat fırkalarının tezahürü gibi.

Bu hedeflere kullanılan vahiy, asıl amacı olan insanlığa huzur ve mutluluk vermesi yerine insanlığın kanını akıtan, canını yakan bir amaç için alet edilmeye çalışılır. Modern asırda ise ya Fransa menfeatleri doğrultusunda Humeyni dini anlayışı, Ya Batının hedeflerini gerçekleştiren İŞİD görüşü veya Okyanusötesi devletlerin amacını sağlamaya yönelik ılımlı İslamıyla Fetö örgütü olur.

Yukarda kullandığım başlığı vicdanım elvermemesine rağmen Müslümanların elemini dile getirmek için istemeyerek attım. Zira “din” ile “şer odaklarını” bir satırda zikretmem edebe aykırıdır, ancak beklenilen şer odakları atheizmden, putperestlikten veya birinci elden Hırıstiyan ve Yahudilerden değil de Müslüman maskesi altında gelince bu acıyı paylaşmak için bu başlığı kullandım. Yani Akif’in duasında” İlahi yurduma değmesin namahrem eli” ifadesinde bildirdiği manada 15 Temmuz gecesi  “Müslüman eldiveniyle sarılmış namahrem eli” ülkemize dokunmaya çalışmıştır. Allah’a şükür Cenab-ı Hak, Bedir’de kudretullahı gereği meleklerin yardımıyla sahabeye, Sünnetullahı gereği milli irade ile milletimizi şer odakların şerlerinden korumuştur.

 Müslüman kisvesi altında kamufle olmuş insana aslında en büyük zarar kendisinden gelir.  İnsanoğluna nefsinin verdiği zararı başka hiçbir yaratık veremez. Zira fıtratına uygun bir hayat yaşayarak hidayet üzere olan insanı, selim olmayan aklı ve süfli duyguları hidayetten dalalete sürükler de, insanın gidebileceği Cenneti, kendi istek ve emelleri ile Cehenneme çevirir. İşte bunun gibi, din kisvesi altında Müslümanlara gelen zulüm, zarar ve terör; küffarın, başka dinlerin ve ateistlerin şerrinden daha beterdir. 

15 Temmuz gecesi bu masum ve Peygamberin methiyesini almış millete yaşatılmak istenen buhran ve zulüm yine kendisini Muhammed a.s. ümmeti sayan, hatta her gece, her konuyu peygamberle istişare ettiğini!?  iddia eden, iman hakikatlerini keşifte deniz olduğunu savunan, insanın imanını kurtarmasına alarm veren bir şer odağından gelmiştir. Bu açıdan bu şer odaklarını tanıtmak ve bulundukları yere gelmelerinde dini ve vicdanları nasıl kullandıklarını açıklamak gerekir. 

Anadolu’da ekin ekipte ot bitti diye bir ifade vardır. Aslında ekin ekince ot bitmez, ama bazen keşke ot bitseydi! diye figan ederiz, zira diken de bitebilir. Burada çiftçiyi aldatan şey ekin niyetine tarlaya saçtığı tohumdur, devamında da ekinin hakkının gerektirdiği bakım ve gözetimin yapılmamasıdır. Yani kendi haline bırakılan buğday danelerinin bölgeyi kaplayacak dikenlerin içinde gelişmesini devam ettirmesi mümkün değildir.

İşte toplumda insanların toprağa döktükleri buğday tanesi gibi sade, faydalı, olmazsa olmaz değerlerinden birisi de dini değerlerdir. İnsanın bedeni konusunda sağlık değerinden daha ileri bir değerdir. Çünkü din insan kalbinin, ruhunun derinliklerinde hissettiği bir değer. Toplumlar geleceğe yön vermede, barış ve kardeşlik içinde yaşamalarında dini değerlere verdiği hassasiyet kültürün diğer alt şubelerinden daha fazladır. Dini değerler de toprağa atılan tane gibi bakımsız kalırsa onun yerini alabilecek, dini görünümlü başka yerlere yerini kaptırabilir.  Amacı insanlığın kardeşliği, mutluluğu olan din yerine insanlığın kanını akıtan, açlık ve sefalete sevk eden sonuçlarla başka görünümler topluma hâkim olur. Yani ekin ekip, kendi haline bırakan çiftçi ot biçiyorsa dua etsin diken bitmemiş, ya huzur ve mutluluk tohumu dikip kardeş kanı hasat etmek daha tehlikeli değil midir?

İşte bu yazımızda dini görünümlü terörün oluşmasında ve gelişmesinde etkili olan amillerden söz etmek isteriz. Şer oluşumu bir taraftan dini görünümlü olması yanında diğer taraftan aslınca sosyolojik bir cemaat oluşumudur.

 1- Bu gibi oluşumlarda sosyolojik amiller en etkin rolü oynar. Şöyle ki:

Din Sosyolojisinin izah ettiği gibi  Dini cemaatler, aslında ilk kuruluşlarında hassaten dinlerini yaşamak üzere bir araya gelen küçük insan gruplarından oluşur. Onların zamanla büyümeleri esnasında birbirleriyle ticari ilişkilere girerek, kendilerinden olmayanları dışlamaya başlarlar ve kendi aralarında yardımlaşma adı altında zuhur eden bir menfeat beraberliği oluşur. Bu menfaat birliği farkında olmadan onların dini amaç ve kaygılarının önüne geçer. Menfaat birliği hakimiyet, güç ve kudret haline gelerek, apokaliptik bir yapı alır. Bir taraftan ülkelere, iktidarlara sahip olma ele geçirme, diğer taraftan ise dini dünyaya yaşatma gibi iki görünüm alır. Marabalar bu oluşum için saf halleriyle fedakarlıklarla çaba sarfeder, cemaatin Ağababaları doyumsuz olarak hakimiyet peşindedir. Böylece kuruluşunda samimi dini amaçla yola çıkan oluşum,  hassaten dini görevlerini de bırakıp, ülke yönetimlerine göz dikmeye, kainat imamlığına soyunur ve dünya devletlerine imam atar. Böylece menfeat bağlarla birlikte siyasallaşmış bir yapıya dönüşür.  

Ülkemizi hedef alan şer odakları bir taraftan Müslüman görüntüleriyle himmet toplarlar, efe babaları menfaat birliğinde Okyanus ötesinde zevkini çıkarır. Anadolu insanı da, dine hizmet!? Aldatması ve  peygamberin ruhuna kurban kesme paraları ile çoluk çocuğunun rızkını bunlara kaptırır.  

2- Dini bilgi kaynakları temelinde kaymanın verdiği vahim sonuç. Cehaletin kol gezdiği dönemlerde dini hassasiyetleri gereği dini eğitim ve telkin almak üzere her önüne gelene koşarlar. Çölde susuz kalan ve serap gören arabinin misali taşa toprağa su diye sarılırlar. Osmanlıdan Cumhuriyete geçişte İslami ilim kaynaklarına bağlılık açısından medreselerden Arapça eğitim veren İslami İlimler Fakültelerine geçişte uzun bir süreçte din tercüme eserlerden öğrenildi. Her ne kadar bazı fakülte, Cami ve İmam Hatiplerde İslami ilimler Arapça olarak öğretimi yapılmış ise de, bunlar ferdi gayretler olarak değerlendirilecek miktarlardır. Tarihi süreçte ehl-i sünnet metodu olan sistemin kullandığı metot ve kitapların yerini bazı tercüme eserler aldı. Bu tercüme eserler halkımızın dini bilgiyi kaynağından almaktan mahrum bıraktığı gibi şu dini cereyanların doğuşu ve yayılmasına fırsat vermiştir. Bu anlayışlar:

a-    Tefsir ve Hadis ilmine ihtiyaç duymayan Kur’an anlayışını yani mealciliği,

b-     Rivayete ilmine ihtiyaç duymayan ve akla aykırı olan hadisleri yok sayarak sünneti anlama ve hadis şerhlerine bakmadan hadislerden hüküm çıkarma

c-    Dini hayatın baskı gördüğü dönemlerde başta Cihat ve İslam devleti sembollerle heyecanlı ve ezilmişliğin verdiği duyguyla kısa yoldan hedefe varmayı amaçlayan dini siyasi din anlayışları,

d-    Kur’an ve sünnet söylemiyle yola çıktıkları halde, İbn-i Teymiye ekolünü taklitle, Suudi sempatizanı oluşum

e-    Toplumda gördüğü yanlışlıkların listesini yaparak, günahkar olarak nitelendirdiği genel dini anlayışı eleştirerek ileri safhalarda kitaplarını satmak, imamını hakir görerek dünyevi menfaat elde etmeye yönelik bazı akademik yaklaşımlara

f-    İran Humeyni rejimiyle ülkede aşırı gruplardan yola çıkarak kendilerini ılımlı İslam diye izah eden ve daha büyük hedeflere oynayan, ayet ve hadisleri işine geldiği gibi yorumlayan siyasallaşan ve Okyanus ötesi büyük dünya düzeninin tetikçisi olup Müslüman kanı akıtan dini görünümlü din anlayışı,

g-    Apokaliptik anlayışla dünya Müslümanlarını çektikleri eza ve cefadan kurtarıp hakiki kurtuluş vadeden ve kıyamet senaryoları oynayan dini anlayışlar, Mehdilik denemeleri, gruba girenlerin ahrette listelerinin peygamber tarafından kontrolü veya kurtuluş beratları gibi nica vaatlerle dini gibi söylemlerle aldatmalar.

h-    Sözlerinde Allah’tan hemen sonra fikir babaları gelen sır ve Batıni söylemli ana çizgiden kaymış yapılanmalar. Bunların dini karizmatik fikir babaları her gece ya Allahla görüşür, ya peygamberle bunun için dini kendileri açıklar ve Hz. Peygamber ve onun sünneti göz ardı edilir.

Bu dini ideolojilerin kaynaklarına baktığımızda Tefsir ilmini usulüne göre işlemiş  İbn-i Abbas, Taberi, Zemahşeri, Kadı Beydavi, Ebussud’ların yerini Seyyid Kutup, Mevdudi, Said Havva ve kırıktesti kitapları, tekkelerde keramet ehlinin kerametlerini anlatan kitapları almaktadır. Nass olan Kur’an ayetlerini yorumlayan tefsir eden kitaplar nas kabul edildiğinden artık Kur’an değil, şerh ve yorumlar nas yerine geçmiş, şerhler şerh edilmeye çalışılmaktadır. Kur’an’dan ayetler yerine Üstad hazretlerinin cümleleri ezberlenir, imanın hakikatleri için, ahlak ve ahkam için bu kitaplar tek kaynak haline gelir.

Hadisler alınırken kendi akıllarına göre Kur’ana aykırı gelen hadisler atılır, onun yerine kendi düşünceleri ve yorumları daha inandırıcı ikinci kaynak haline gelir.

Mü’minler ana kaynaklara ulaşamadığı gibi, onlara yol gösterecek olanlar da, ya fikir babalarının görüşlerini cemaatlere ulaştıran birer elçi veya dini pratikleri uygulamakla görevli teknikerler olurlar. Böyle olunca irşadın sonucunun nereye varacağını siz düşünün!...

Başımıza 15 Temmuz felaketini getiren fetö örgütü dini görünümlü terör örgütüdür. Kaynağı, gizli yapılanmasıyla Müslümanların kanlarını akıtmayı göze alan bir dini yapılanmadır. Bu gün bu anlayışın acısını yaşadık gözümüz bu örgütü gördü, yarın başka bir dini örgütün zuhur etmeyeceğine garanti verebilir miyiz? Hatta mesele garantiyi devletin gücünden vermek istesek bile bu yapılar açıktan faaliyetini yürüten şeffaf sosyal teşkilatlar değildir. Komutanı yerine şeyhinin komutu ile füze ve Uçakları kaldıran bu örgüt gibi yarın başka bir dergahta, başka bir ortamda yine dini görünümlü bir oluşumun olmayacağını hangi sosyolojik tez iddia edebilir?

Öyleyse sağlam temeller üzerine bina olunmuş, sahih kaynaklarla İslam dini ve Ehli Sünnet metotlu dini oluşumlar.  Kaynağını ayetlerden,  geçmiş tefsirci ve fakihlerin, itikat alimlerinin ürettikleri değerlerle birlikte alan bir anlayış, Sünneti geçmiş İslami değerlerle birlikte alan bir ilmiye heyetine acil ihtiyaç vardır ki, bu heyet önce Müslümanların dinleriyle ilgili asgari bilmeleri vacip olan şeylerle eğitsin, bunun üzerine her insanı meşrebine göre, imani, ahlaki, tasavvufi ve içtimai dini oluşumlar tarafından ikincil derecede eğitilmelidir.

Bu iki sistemle eğitilen müslümanın, dinde temelde bilinmesi zorunlu olan temel dini esasları bilmesi gerekir ki,  diniyle bağdaşmayan ifadelerle karşılaştıklarında bunları reddedebilsin, dini telkin karşısında kendisine dinden delil olmak üzere bir ayet, bir hadis veya ulum-u İslamiyye kaynaklarından bir delil istesin. En azında ruhunu ve şahsiyetini birilerinin egosuna teslim ederek, şeyhim, üstadım ne dediyse doğrudur” demesin, kendisi de düşünsün. Hatta şeyhinden de, hocasından da gelse, gelen bilgiyi analiz ederek kabul etsin.

Bu noktada bilgiyi İslam kaynaklarından değil de, Vehbi olarak alan, rüyasında Hz. Peygamberle görüşen ve müritleri tarafından şeyhine kainatın tamamının veya bir kısmının tasarrufunun verildiğine inanma anlayışı sadece 15 Temmuz Haşhaşilerinde vardır diyorsak kendimizi aldatmış oluruz. Şeyhinin kendisini 24 saat murakabe ettiğine inanan bir müntesibin yarın komutanının mı? Yoksa şeyhinin emirlerini alabileceğini siz düşünün. Hatta bizim aklımız ne ki, bizim yerimize büyükler düşünür diyen anlayışlar mevcuttur.

3- Küresel güçler tarafından amaçlarına ulaşmak için kullandıkları bu gibi oluşumların geri planında Türkiye Cumhuriyetinin büyümesi vardır. 

4- Psikolojik amil insanın iradesini kaybederek köleleşmesi. Ahseni takvim üzere yaratılan ve aklı, düşüncesi ve iradesiyle diğer canlılardan temeyyüz eden Ademoğlu bu özelliğini kaybettiğinde varlıklara karşı Yeryüzünün halife olması misyonunu da kaybeder. Bu aslında onun en büyük kaybıdır. Bundan daha büyük zarara uğratılamaz. İnsanın yaşamında kişiye zarar veren şeyleri şöyle sıralayabiliriz:

a-Öldürme başta olmak üzere insan canına, bedenine veya hayatına maddi bir cisim ve kuvvetle yapılan saldırı. Bu saldırı onun bedenini öldürür ama ruhuna tesir etmez. Ruhu ve şahsiyeti dimdik ayaktadır. Hala ahseni takvim üzere varlıklardan temeyyüz eden özellikleriyle şahsiyetli ve şereflidir.

b- Düşman veya şer odakları tarafından insanın moralini bozarak onun iç dünyasını yıkmaya yönelik çeşitli hakaret, iftira gibi sözlü saldırılar. Bunlar insanın maneviyatını olumsuz yönde etkiler ama böyle insan hala irade sahibi, kerim insandır. Bu yıkıcı gücün etkisinden kendisine güvenle kurtulabilir.

c- İnsanı çeşitli şekillerde şahsiyetsizleştirerek, kendi şahsiyetine köle yapmak. Buna maruz olan kişi kendini inkar eder ve narsist olan efendisinin egosunu tatmin edebilmesi için varlığının en kutsalını ona feda eder. Bu durumda şahsiyetinden feragat eden bunu Allah için yaptığını zanneder, halbuki dinimizde ALLAH, AKLEDEN İNSAN İSTER. KUR’AN ÜSVE-İ HASENE OLAN HZ. PEYGAMBERE İTTİBA İSTER.  Akıl etmeyeni, düşünmeyeni kınar ve mahşer günü önderlerinin peşinden giden, şahsını sıfırlayanlar kendilerini azaptan kurtaramazlar.

Böyle insanlar tıpkı robot gibi kendine verilen talimatları düşünemeden yapar, koyun sürüsü gibi sürüldükleri mecraya doğru giderler. Cenab-ı Hak bizleri akleden iradeli İnsan oğlu insan, Müslüman oğlu Müslüman olmaktan ayırmasın.


                                                     
                                                         

 

Kaynak: Dinihaberler.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kafkas 2 ay önce

Allah razı olsun inşAllah böyle güzel hizmetler yaygınlaşır ve çocuklarımız güzel eğitimler alır