Elazığ İl Vaizi Hüseyin BAYRAK: ''Hicret Bir Kaçış Değil Öze Dönüştür''
Hicret sözlükte, kişi veya kişilerin bulundukları yerden göç yoluyla ayrılmaları anlamına gelir. Terim olarak Peygamberimizin ve Mekkeli müslümanların milâdî 622 yılında yani peygamberliğin on üçüncü senesinde Mekke’den Medine’ye göç etmeleridir.[1]
İnsanın var olmasıyla beraber birçok önemli hadise vuku bulmuştur. Bu Hadiselerden biri de şüphesiz Hicret hadisesidir. Hicretin hem Hz. Peygamberin hayatında hem de İslam Tarihi açısından çok büyük bir önemi ve yeri vardır. Çünkü Hicret hadisesi İslâmî tebliğ açısından bir dönüm noktasıdır. Hak dinin var olmasına açılan bir kapıdır. Tevhit inancının dirilişi ve daha güçlü bir şekilde ortaya çıkışıdır. Allah’a ve Resûlüne bağlılığın, Allah yolunda fedâkârlık yapmanın, dünyalıklardan vazgeçmenin, yalnızca Allah rızasını seçmenin bir göstergesidir. Küfre ve azgın temsilcilerinin hükmüne boyun eğmemenin, iman uğruna her zorluğu göze almanın destansı ifade edilişidir.

Neden Hicret?
Tarih boyunca, Adalete dayanmayan düzenler, Hak ve hukuka inanan insanlara hayat hakkı tanımazlar. Onlar gerektiğinde bütün zulüm mekanizmalarını inanan insanların aleyhine çalıştırmaktan geri durmazlar. Çünkü yarasanın ışıktan ürktüğü gibi, onlar da çıkarlarına ters düşen inanan insanların gerçekleri gözler önüne sermelerinden, güttükleri ilahlık davalarının sahteliğinin ortaya çıkmasından, sömürü çarklarının durmasından korkarlar. Çağlar boyu inançlı insanlara karşı uygulanan zulüm, baskı ve şiddet politikasının temelinde bu vardır. Aslında bugün yeryüzünün birçok bölgesinde müslümanlar üzerindeki baskı ve terörün asıl kaynağı da budur.

Zulüm, baskı ve şiddetin kol gezdiği bir ortamda Allah (c.c)’u Hz. Peygamber (s.a.s)’i, peygamberlikle görevlendirdi. O da (s.a.s) doğru yolu gösteren bir uyarıcı olarak insanların karşısına çıkıp onları islama davet ederek şöyle buyurdu: “Ey insanlar, Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, elinizle yaptıklarınıza tapmak sapıklıktır. Başı boş değilsiniz, hayır ve şer, iyi ve kötü yaptıklarınızdan sorumlusunuz. Öyle ise, zulümden vazgeçin, zayıfın hakkını çiğnemeyin, haksız yere kan dökmeyin, kimseye zulmetmeyin. Zayıfları, yetimleri ezmeyin, onları himaye edin. Köle ve fakirlere yardım edin. Kadınlara kötü muameleden vazgeçin, onları anneleriniz, kızlarınız ve kız kardeşleriniz bilin... vs.”[2]

İnsanlığın vazgeçmesi veya ertelemesi mümkün olmayan bu ana ilkeleri koyarak insanları onlara uymaya çağıran Hz. Peygamber (s.a.s) de diğer bütün Peygamberler gibi Rabbinden almış olduğu ilâhî emir ve yasakları insanlara ulaştırmış, onların dünya ve ahirette huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmeleri için en büyük fedakarlığı göstermiştir. Anacak Hz. Peygamber ve kendisine inanan müminler de, önceki Peygamberlerin ve onların kavimlerinin uğradıkları akibetten kurtulamamış ve hicret etmeye mecbur bırakılmışlardır. Mekkeli Müşriklerin insanlık dışı baskı ve işkencelerinin neticesinde Hz. Peygamber ve ashabı Medine’ye Hicret etmişlerdir.   

Hicret Bir Eğitim Sürecidir

Hemen hemen her peygamber hicret etmiş ve daha sonraki inanan insanlara karşılaşacakları ve ihtiyaç duyacakları konularda eğitim vermişlerdir. Örneğin, Hz. Nuh (a.s), hicretin gemisini karada yapmayı öğretti. Tuğyanın olduğu yerde tufanın olacağını bildirdi. Nitekim tufan isyan edenler için bir felaket, iman edenler için ise bir hicret oldu. Hz. İbrahim (a.s), muhacirlerin piriydi. İnsanlığa küfürden, zulümden ve şirkten nasıl hicret edileceğini öğretti. Nemrud’un zulüm diyarından inancını özgürce yaşayabileceği bir toprak arayışı için çıkarken; وَقَالَ اِنّى مُهَاجِرٌ اِلى رَبّى  “Ben Rabbime hicret ediyorum” demişti. (Ankebut, 29/26). Hz. Hacer validemiz hicretin kutlu gelini, Hz. İsmail (a.s), hicretin bebeğiydi. Bebeğin hicreti, kendisini babasının elindeki bıçağın altına kadar getirdi. O, hicretin teslimiyet olduğunu öğretti. Yusuf’un iffet gömleğiyle tekrar gören Hz. Yakub’ (a.s)’ın gözü, kaybettiği Yusuf’un ardından hicret etti. Hz. Yusuf (a.s)’ın hicreti ise kuyulara atılmak, köle diye satılmak, iffet, liyakat, hikmet, hizmet ve gayretle Mısır’a sultan olmaktı. Hz. Yusuf, “Bir muhacir neler yapabilir?” sorusunun en çarpıcı cevabıydı. Hz. Musa (a.s), prenslikten çobanlığa, saraydan ağıla, imkândan mahrumiyete hicreti öğretti. Hicretin hakkını veren bir çobanın adalet asası, Firavun’un zulüm kırbacını yenerdi. Hz. Musa’nın hicreti, “Sen muhacir olmayı seçersen, denizler sana yol verir, dağlar önünde eğilir, çöller sofranı hazırlar” demekti. Hz. Davud (a.s) iktidarın, hicretin aracı olduğunu, Hz. Süleyman (a.s) güç ve servetin, hicretin hizmetçisi olduğunu öğretti. Hz. Zekeriyya ve Yahya (a.s), şehadetin bir hicret olduğunu öğrettiler. Hz. İsa (a.s), insanlığı nefret ve zulümden sevgi ve merhamete yani hicrete çağırdı. Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s) ise hicretin medeniyet olduğunu öğretti.

Sahabenin Hicretiyle İlgili Bir Örnek:

Süheyb er-Rumi (r.a), Mekke’ye yoksul biri olarak geliyor. Daha sonra çalışarak varlıklı biri oluyor. Hicrete karar verince Mekkeli müşrikler eğer buradan göç ederse gideceği memlekette bu imkanları bulamayacağını söylüyorlar. Bu taktikle onu hicretten vaz geçirmeye çalışıyorlar. Ancak Suheyb vaz geçmek yerine onlara: Eğer tüm malımı-mülkümü size bağışlarsam hicret etmeme izin verir misiniz? teklifinde bulunuyor. Müşrikler evet diyorlar. Suhyeb de her şeyini onlara bırakıyor ve Medineye hicret ediyor. Bu haberi duyan Hz. Peygamber (s.a.s) “Suhayb kazandı, Suhayb kazandı” buyuruyor.[3]

Davet ve Tebliğde Nebevi Metod; İman, Sabır, Hicret ve Cihaddır.

Hayat, iman ve o iman uğruna mücadele etmektir. İnsan önce inanır. Sonra inancının gereğini yaşamak için karşılaşacağı olumsuz durumlar karşısında sabreder. Durum daha ciddi bir hal alırsa hicret eder. Son çare olarak cihad (savaş) eder. İşte Hz. Peygamber (s.a.s) Allah’tan aldığı vahiyle koyduğu tebliğ metodunda müslümanlara bu usulü öğretiyor.
  1.  İman; يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداًEy iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa, 4/136)
  2. Sabır;  فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذينَ لَايُوقِنُونَSabret. Şüphesiz, Allah’ın va‘di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler.” (Rum, 30/60)
  3. Hicret; وَمَنْ يُهَاجِرْ فى سَبيلِ اللّهِ يَجِدْ فِى الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَثيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه مُهَاجِرًا اِلَى اللّهِ وَرَسُولِه ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًاKim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükafatı Allah'a düşer.” (Nisa, 4/100)
  4. Cihad;وَقَاتِلُوا فى سَبيلِ اللّهِ الَّذينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَاتَعْتَدُوا اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدينَ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ  “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke'den) siz de onları çıkarın.” (Bakara, 2/190-191)
İslam’da Hicret
Hicret, İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır. İslam’ın sabırdan aksiyona geçişi demektir. Karşılaşılan güçlüklerden dolayı bir kaçış, zulümden bir kurtuluş değildir. Aksine yapılanmanın, daha faydalı, daha mutlu ve daha huzurlu bir gelecek için bir süreliğine mekan değiştirmenin adıdır. Günahlardan sevaplara, yalandan doğruya, sevgisizlikten sevgiye, merhametsizlikten merhamete, haramdan helale doğru bir yolculuktur. İlk müslümanların inançları uğruna gösterdikleri fedakarlığın doruk noktasıdır. Kötü şartlardan kaçış değil; İslam’ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve mekanların aranışıdır. Hicret, Hak’kın batıla galip gelmesi ve İslam’ı tümüyle yaşamanın azmidir. Tevhit inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Küfür diyarından iman diyarına göç ediş, şehvetlerin, kötü ahlâkın ve günahların terki ve reddidir. Sevda için güzel çile, zafer için de bir bedeldir. Sadece bir takvim başlangıcı değil; bir çağın kapatılıp yeni bir çağın açılmasıdır. Bireyden cemaate, cemaatten devlete adım atmak, Hak dâvâya uygun ortamlar aramak, meş’aleyi uzaklara taşımak, muhteşem dönüş için hazırlanmaktır hicret.

Hicret, nebevî bir harekettir, peygamberlerin ortak kaderidir; Onların izinden gidenlerin de değişik biçimleriyle hayatlarının en az bir diliminde ortaya çıkan bir tavırdır. Allah’ın bilmediğimiz kapılarını açması için bildiğimiz kapıları usûlüne göre çalma, çözüm ve çıkış yolu için fiilî duâdır. Savaş alanından kaçmak, mücâdeleyi bırakmak değil; daha güçlü bir şekilde dönmek için strateji değişikliğiyle, siyasî manevrayla kamp yeri arayıp orada güç toplamaktır. Cephe değişikliğidir, merkezi dışarıdan sarıp kuşatmak, merkezi fethetmek için çevreden eyleme geçmektir hicret. Zulme boyun eğmeme, zilleti kabul etmeme bilincidir. Taşlaşmış kalpleri ve yerleri terkedip su çıkacak vâdiler keşfederek faâliyeti verimli topraklarda yoğunlaştırmaktır. Fidan halindeki dâvâyı verimsiz topraktan çıkarıp elverişli bir toprağa götürerek dikmektir hicret. Memleketinde müslümanca yaşayamayan bir mü’min için, Allah’ın geniş arzında mutlaka müslümanca ve insanca yaşanacak bir yer olduğunun bilincine varmaktır. Kavmiyetçilik, ırkçılık, şehircilik anlayışına vurulan darbenin adıdır. İnsanî ve İslâmî haklarını gasbeden zorbaları protesto etmektir. Sadece zulümden kurtulmak değil; aynı zamanda zulme karşı çıkma ve son verme eylemidir. Esâretten kurtulma gayretidir, görünen ve görünmeyen zincirleri kırmak, zindandan özgürlüğe çıkmak, mahkûmiyetten hâkimiyete adım atmaktır. Hicret, Allah’a yönelmektir, O’na yaklaşmak, O’na sığınmaktır. O’nu her şeye tercih etmektir. Küfürden imana, haramlardan helâllere, günahlardan sevaplara, isyandan itaate, kötülükten iyiliğe, rezîletten fazîlete göz arkada kalmadan yapılan kutlu bir yolculuktur. Hicret, Allah için gerektiğinde evi, iş yerini, mahalleyi, şehri veya ülkeyi değiştirebilmektir. Gerekiyorsa işi, aşı, eşi, malı-mülkü, okulu, diplomayı, makamı, rahatı, vatanı... terk edebilmektir.  

Mü’min, her an hicret halindedir, daha doğruya, daha güzele doğru yürüyüş için, daha ileri menzillere ulaşmak için sefer halindedir. Bu bazen beldeden beldeye doğru mekân değişikliği, bazen iç âlemin bir menzilinden öteki menziline doğru hal değişikliğidir. Bütün hayat, bir yolculuktur, insan da yolcu. Önemli olan bu yolculuğu hayırlı bir kulvarda (sırât-ı müstakîmde) ve hep hayra doğru sürdürmektir. O yüzden hicret, sadece sosyolojik değil; aynı zamanda psikolojik imkân değişikliğidir.

Allah’a tam manasıyla inanan insan, gönül Medine’sine ulaşmak yolunda her haramdan sakınırken bir dağı geçer, her farzı yerine getirirken bir ovayı aşar, yaptığı her iyilik onun için bir adım olur. Her doğan gün onun ümidini arttırır, her batan gün aşk ve şevkini güçlendirir. O, kendi içinde hicreti yaşayandır. Evinde iken hicrettedir. Toplum içinde hicrettedir. Dünyada hicrettedir, yaşadığı çağda hicrettedir. Namaz onun için Rabbinin yanına bir hicrettir. Oruç bedeninin kötü arzularından hicrettir. Hac bir hicret eğitimidir. Zekât dünyanın hengamesi içine daldığı an eşyadan bir hicrettir.

Aslında Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicreti; bir manada zulüm ve haksızlıklardan hak ve hürriyete göç etmenin bir sembolüdür. Yoksa her başı sıkışan, haksızlığa uğrayan kişinin memleketini terk edip kaçması değildir. Önemli olan bulunduğu yerde mücadele edip hak ettiği insanca yaşama hakkını elde etmesidir. Dolayısıya Hicret; kaçış değil; hasrettir, ümittir, yüce hedefleri gerçekleştirme azmidir. Kendi iklimini bulma arayışıdır.

Kısaca Hicret; Cimrilikten cömertliğe; Zulmetten nura; Dalaletten hidayete; Anarşiden sükunete; Zulümden adalete; Kinden şefkate; Esaretten hürriyete; Nefretten sevgiye; Kölelikten efendiliğe; Batıldan Hakk’a; Şeytandan Allah’a; Çirkinden güzele; Taassuptan sağduyuya; Zarardan kârâ göç etmektir.




[1] TDV.  İslam Ansiklopedisi, “Hicret” md. 17/458.
[2] Vedâ Hutbesi.
[3] Şakir, Mahmud, İslam Tarihi, 1/328.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol