'Heyecanlandım'
Grup sayfamız için  

İlkokul zamanlarımdı. Derslerimi, ödevlerimi yapmaya çalışırdım. Her çocuk gibi ders konusunda bir büyüğümden yardım alma ihtiyacı hissederdim. Ama etrafımda yardım alacak kimseyi bulamazdım. Abimler evde olmazlardı, annem, babam okuma yazma bilmezlerdi. Evde tek okuma bilen dedemdi o da eski yazı okurdu.

Dedem eski yazı okurdu. Elinde büyük ve kalınca bir kitap, adına 'Ahmediye' derdi. O kitabın Özel yeri ve kabı olurdu. Özenle saklanırdı. Hasan Hüseyin’in hikâyelerini, kesik baş hikâyelerini dinlerdim dedemden. Hep merak ederdim. Elbisenin eskisi, eşyanın eskisi olurdu ama bu yazının eskisi nasıl olurdu? Merak ederdim, dedem neden eski yazıyı okuyor? Acaba çok eski olduğu için mi? Annem babam hiç okuyamıyorlar. O zaman bunlar daha yeni. Ben ise tek başıma dedemin annemin babamın okuyamadığı yazıyı okumaya çalışıyorum. Ve bana kimse yardımcı olamıyor evde…

Bu ilginç durumda, o zamanki şartlarda ilkokulu bitirdik. Nasip ya, babam beni İstanbul’a Kur’an Kursuna gönderdi. Hafızlıktan sonra Arapça okuma adına emsile, bina, maksut okurduk. Ancak bu defa Arapça okumak yasaktı. Zihnimde ikinci ve o zaman cevabı olmayan sorular olurdu.  Başka bir dil öğrenmek acaba neden yasak olsun ki? Hâlbuki okullarda Almanca, İngilizce okunurdu…

Tüm bu soruların cevabı tam zihnimizde aydınlık kazanmadan İlahiyat Fakültesine başladım. Orada biraz rahatladım. Seçmeli derslerimi seçerken, herkesin eski yazı dediği, dedemin okuyabildiği, benim çok merakla dinlediğim hikâyeleri okuyabilmek adına, Osmanlıcayı seçmeli ders olarak seçmiştim. O heyecanım daha başkaydı. Osmanlıcayı öğrenecektim. Dedemin özenle sakladığı kitabı gidip beraber okuyacaktık. Ama bu defa dedemin ömrü yetmedi vefat etti. Eve gidince de bir daha ''Ahmediye'' kitabını o kendi özel yerinde bulamadım.

Okulda Osmanlıca derslerimiz çerçevesinde hocamızla Emir Sultan mezarlığına giderdik. Şimdilerde “Ne olacak mezar taşlarını mı okuyacağız” dedikleri olayı orada gerçekleştirmeye çalışırdık. Elimizde kalem kâğıt, notlar yazardık. Bazı yerleri okuyabilirdik, bazı yerleri okuyamazdık. Aslında çok zaman geçmemişti o taşlar yazılalı, ama biz büyüklerimizin mezar taşlarını okuyamazdık. Dedelerimiz, milletimiz yüzyıllarca adına “Osmanlıca” denilen Türkçe dilini kullanmışlar. Bunun için sanatlar gelişmiş, güzel yazılarla mezar taşlarına kazınmış, tarihimize, diğer arşivlerle beraber ışık tutan bir mezar arşivi oluşmuş, ne hazindir ki aradan çok kısa bir zaman geçmiş, bir torun dedesinin mezar taşını okuyamaz olmuş. Elbette bu mezar taşıyla sınırlı değil, dede ne yazmışsa, kendini nasıl ifade etmişse, torun onu anlayamaz olmuş. Biz o mahcubiyeti o mezarda hissettik. Daha da acı olanı, bazı mezar taşı yazılarının silindiğini, kazındığını gördük. Bu da başka bir mahcubiyet meselesi…

Genel olarak mezarlardan korkulur. Ama bu defa bizim korkumuz farklıydı. Hadi birisi mezardan kalkar da, “Ne oldu, daha biz öleli seksen yıl oldu, siz bizi ne çabuk unuttunuz, bu yazıları ne çabuk unuttunuz?” diye sorarsa ne cevap veririz…

Okulda birazcık öğrendim, o dedemin okuduğu, benim, annemin, babamın okuyamadığı eskimez yazıyı. Günlük hayatta kullanılmadığından tam da okuyoruz diyemiyorum dedemin yazılarını…

Son günlerdeki tartışmalar, okullarda Osmanlıca yazısının okutulacak olması, şimdi iyice heyecanlandırdı beni. Hepsi olmasa da bazılarının okuyabilecek olması bile heyecanlandırdı. Çocuklarımız, torunlarımız yüz sene, iki yüz sene önceki dedelerimizin yazdıkları yazıyı, hikâyeyi, masalı, arşivi okuyabilecek olmaları heyecanlandırdı beni.

Umarım programlar güzel bir şekilde uygulanır. Dedelerimizle aramızdaki yıkılan, yok edilen iletişim, bilgi, bağ köprüleri tekrar inşa edilir. Tarihimizdeki bir yüzyılla değil, onlarca yüzyıl öncesi ile tekrar bağ kurarız.

Umarım bu dersler okutulurken herhangi bir döneme negatif duygular geliştirilmesin. Sadece yuvarlanan bir kartopunun kaldığı yerden devam ettirilmesi sağlansın. Sadece tarihimizi en güzel şekilde okuyalım, öğrenelim, geleceğe emin adımlar atalım…

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
garip bir yolcu 2 yıl önce

Yorumunuz on numara olmuş müftü bey bende dedemin hem yazısını hem dilini bilmiyorum

Avatar
izzet şimşek 2 yıl önce

Allah razı olsun sayın hocam.dilinize saglık.saygılar sunarım