Hicret imkan aramaktır
“Benim tarafımdan De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik edenler için güzel bir mükafat vardır.. Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir.” (Zümer Suresi, 10)

Hicret, en basit anlamıyla bir yerden başka bir yere göç etmektir. Ancak hicret dendiğinde; Risaletin 13. Yılı başlarında, 622 miladi yılının Eylül ayının 23. gününde II. Akabe Beyatı’nda kararlaştırıldığı üzere Mekke’deki şartların inananlar için çekilmez hale gelmesi sebebiyle Mekke Müslümanlarının Hz. Peygamber (s.a.v) de dâhil bütün maddi birikimlerini bırakarak Medine’ye göç etmesi anlaşılır.

İncil’de geçen ve İsa (a.s)’a atfedilen bir söz şöyledir. “Hiçbir Peygamber, kendi köyünde Peygamber olamaz” Bu cümle ‘kişi doğup büyüdüğü yerin dışında daha etkili olur’ anlamında batı âleminde deyimleşmiştir. Bizde de “mum dibine ışık vermez” sözü çok yaygındır.

Resulullah (s.a.v) ‘in Risalet’inin ilk günlerinde Mekke Haniflerinden Hz. Hatice anamızın amcaoğlu, Varaka b.Nevfel’ in kendisini teselli amacıyla ziyaretlerinde “ Keşke ben o gün genç olsaydım, yaşıyor olsaydım da, kavminin seni yurdundan çıkaracakları güne yetişip, o gün sana destek verseydim” şeklindeki ifadesi, Peygamberimizin “Kavmim beni yurdumdan mı çıkaracak?” sorusunu gündeme getirmiş, bilge insan Varaka’nın cevabı “Evet, seni de çıkaracaklar. Çünkü senin getirdiğin hakikatle gelen hiçbir insan yoktur ki, yurdundan çıkarılmış, vatanından ayrı bırakılmış olmasın” (Müslim, 1/97,98) şeklinde olmuştur.

Ne yazık ki, Mekkeliler Beytullah’ın gölgesinde yaşamalarına, Resulullah’ın hayatının her anına şahit olmalarına, Kur’anın nüzulünün yanıbaşlarında gerçekleşmesine rağmen; siyasal, toplumsal, geleneksel inatları, ekonomik kaygıları sebebiyle çoğunlukla bu yeni dini benimsemediler, kaynağında boğmak için ellerinden geleni yapmaktan geri durmadılar. Ancak Allah nurunu tamamlayacaktı. Bunu fark ettiklerinde ise iş işten geçmiş olacaktı.

Hicret, İslam tarihinin dönüm noktalarından biridir. Hicretle yeni bir başlangıç olmuş, İslam’ın yayılışı hızlanmış, “Medine İslam Devleti” kurulmuştur. Hicret tarihi Müslümanlar için milad olmuştur. Hicret ve sonrasında gelişen hadiselerle tarihin akışı, arap yarımadasının siyasi durumu değişmiştir.

Hicret davaya adanmaktır. Görüldüğü gibi dava adamları için Hicret bir zorunluluktur.

Sezai Karakoç “Müslümanlar hicret adamlarıdır. İçlerinde hicretin sızısını duyarlar. Çünkü takvimleri hicretle başlar” der. (Şuur yazıları)

Hicret, imkânların tükendiği yerden ayrılmaktır. Yeni imkân yerleri aramaktır.

Cenab-ı Hakk hicret imkanıolupta hicret etmeyenlerin acı sonunu haber veriyor: “Melekler, kendilerine yazık edenlerin canlarını aldıkları anda ‘siz ne yapıyordunuz?’ deyince, ‘Biz yeryüzünde zayıf düşürülmüş kişilerdik’ diyecekler. Melekler de onlara, ‘Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi? Oralara göç etseydiniz ya!’ diyecekler. İşte bunların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü dönüş yeridir! ” (Nisa - 97)

Davaları uğruna hicret edenler ve muhacirlere destek olanlar müjdeleniyor: “İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onlara kucak açıp yardım edenler var ya, İşte gerçek müminler bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve bol rızık vardır” (Enfâl Suresi, 8-74)

“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde birçok genişlik ve bolluk bulur. Kim de Allah’a ve elçisine göç etmek üzere evinden çıkar ve sonra ölüm ona gelirse, onun mükafatı Allah’a aittir. Allah çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir.” (Nisa, 100)

Müslümanlar her an yeryüzünde hicret halindededir. Hz. Peygamber (s.a.v) hicretin sürekliliğine işaret etmiştir: “Hicret, tevbe kapısı kapanmadan son bulmayacaktır. Tevbe fırsatı da Güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir.”(EbûDâvûd, Sünen; Dârimî, Sünen; Beyhakî, Sünen)

Hicret sadece bedeni bir göç değildir. Kişinin kendini sorgulaması, tevbe istiğfar etmesi, Rabbine sığınması, kendine gelmesi en büyük hicrettir. Resulullah efendimiz bunu da çok veciz bir şekilde ifade buyurmuştur. “Hakiki muhacir Allah’ın yasakladıklarından uzaklaşıp Allah’ın hoşnut olduğu şeylere hicret edendir.” (Sahih-i Buhari; Sahih-i Müslim; Müsned-i Ahmed b. Hanbel)

Her şeyin madde olarak algılandığı, dünyevileşmenin zirve yaptığı günümüzde hicret; Kur’an’ın ışığında, Rasulün izinde, Sıratı Müstakım üzere, Cenabı Hakk’ın rızasına emin adımlarla yürümektir.

Hicretimiz devam ediyor, kutlu olsun!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol