H.z. Muhammed (s.a.v.)’in birlikte yaşam ahlâkı ve hukukunun temellendirilmesi
Grup Sayfamız için

Dünya hayatı yaratıldığından beri, düzen ve intizam içinde hareket etmesi ve insanların huzur ve saadet içinde yaşaması, akıl tutulmalarının, zihin bulanıklıklarının ortadan kaldırılması ve sapkınlıkların, fesatlıkların son bulması, yol ve yön tayini, hak ve bâtılın birbirinden ayrılması için âlemleri ve dünyamızı aydınlatan ve güzelleştiren Peygamberler gönderilmiştir.
 
Allah (c.c.) indinden merhametin tezahürü için, insana verdiği değer ve yüklediği misyona binaen, Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan kutsala kutsi yolculuk, âlemlere rahmet olarak ve insanlığa rehber olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ile son bulmuştur.
 
Dünyamızda hak ve bâtıl mücadelesinin son peygamberi, Efendimiz (s.a.v.), âlemlere ve insanlığımıza merhametin zirve noktasını yaşantısı ile göstererek bâtılın daima yok olacağını ve hakkın bâki olacağını yaşantısı ile tüm insanlığın gözü önünde, ortaya koymuştur.
 
Günümüz dünyasında son derece ihtiyaç duyduğumuz birlikte yaşam hukuku ve ahlâkının temellerini Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz atmış olup, bütün insanlığa ve özelde de Müslümanlara göstermiş ve uygulamalarını tayin etmiştir. Kutlu elçinin yolunu takip edenler, O (s.a.v.)’nun ortaya koymuş olduğu birlikte yaşam ahlâkı ve hukuku ilkelerini kutlu elçinin getirdiği temeller üzerine inşa etmek suretiyle günümüz dünyasına büyük değerler katacak, insanlığın huzur ve saadet içinde yaşayacağı bir yaşam alanı oluşturmuş olacaklardır.
 
Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, birlikte yaşam ahlâkı ve hukuku için nasıl temel attığını birkaç örnekle izah edelim. Öncelikle dünya tarihine damga vuran Medine sözleşmesinin birlikte yaşam maddelerinin birkaç maddesine göz atalım.      
 
Medine Sözleşmesi
 
“Yahudilerden bize tâbi olanlara yardım edilip iyi davranılacaktır. Onlar hiçbir haksızlığa uğramayacak,  düşmanlarına yardım edilmeyecektir” (17. md).
 
“Yahudiler müminlerle birlikte tek bir toplulukturlar. Onlar kendi dinlerine, Müslümanlar da kendi dinlerine göre yaşayacaklardır” (25. md).                                                                                                  
 
“Müslümanlarla Yahudiler arasında yardımlaşma, karşılıklı hayırhah ve iyilik bulunacaktır” (36. md).
 
Neccan’lı Hristiyan’lara Muamele
 
Yahudiler tarafından işkenceye maruz kalan Neccan’lı Hıristiyanlar, altmış kişilik bir heyet oluştururlar ve Medine’ye gelirler. Başlarında da Abdülmezid adında bir papaz vardır. “Nereye gidiyorsunuz” diye sorulduğunda, “Medine’de peygamber olduğunu iddia eden bir zat var, onu İsa Mesih’in öğretilerine davet etmeye gidiyoruz” demiştir. Altmış kişilik heyet Medine’ye girer. Vakit çok sıkışmıştır. Başlarındaki zat, Peygamberimiz (s.a.v.)’e der ki: “Bizim ibadet vaktimiz, biz sizinle konuşmaya, sizinle tartışmaya, kendi dinimize davet etmeye, size kendi dinimizi anlatmaya geldik. Ama bizim ibadet vaktimiz. Bize topluca ibadet edebileceğimiz, nezih, temiz, güzel mekân gösterebilir misiniz?” Bu teklif karşısında Peygamberimiz (s.a.v.), bizi şaşırtacak bir teklifte bulunur. Biz bütün Müslümanlar için Kâbe’den sonra mukaddes bildiğimiz, Mescid-i Nebevî’yi onlara tahsis eder, onlar hep birlikte Mescid-i Nebevî’ye girerler ve kendi ibadetlerini icra ederler. Bu bizim kitaplarımızın naklettiği, birlikte yaşam için müstesna bir davranıştır.
 
Yüksek Hoşgörü
 
Resulullah (s.a.v.), Ashab’ıyla mescidde otururken oraya bir bedevî geldi ve kalkıp mescidin bir köşesine idrar yapmaya başladı. Ashab bağrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Resulullah (s.a.v.), derhal Ashâb’ına müdahale ederek: “Bırakın adamı, görsün işini!” buyurdu ve oraya bir kova su getirilip dökülmesini emretti. Sonra bedevîyi çağırıp burasının mescid olduğunu, pisletmenin, kirletmenin doğru olmayacağını anlattı. Mescitlerde Allah’ın zikredildiğini, namaz kılındığını, Kur’an okunduğunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna etti (1).
 
Hakkın Tecellisi
 
Medine’de malını satan bir Yahudi'ye, hoşuna gitmeyen bir fiyat önerilince, “Musa’yı insanlık üzerine seçene yemin olsun ki, olmaz” dedi. Ensar’dan bir adam bunu duyunca, “Nebi aramızda iken sen nasıl Musa’yı insanlık üzerine seçene yemin olsun, dersin” diyerek Yahudi'ye bir tokat attı. Yahudi Hz. Peygambere giderek “Ey Ebu’l-Kasım! Benim zimmetim ve ahdim (korunma garantim ve anlaşmam) varken falancaya ne oluyor da bana tokat atıyor” dedi. Allah Resulü (s.a.v.) adama, niçin vurduğunu sordu. O da olayı anlattı. Nebi (s.a.v) kızgınlığı yüzünde belli olacak şekilde öfkelendi ve şöyle buyurdu: “Allah’ın Peygamberleri arasında üstünlük yarışı yapmayınız” (2).
 
Yaratılana Yaratandan Ötürü Hürmet: Yahudi Cenazesi
 
Hz. Peygamber Müslüman olsun olmasın insanlar arasında bir ayrım da yapmamıştır. Örneğin bir defasında Medine’de Müslümanlarla birlikte otururken önlerinden geçen bir cenaze önünde ayağa kalkmıştır. Onun bu tutumu karşısında “Ey Allah’ın Resulü! O, ölen bir Müslüman değildi”, denilmesi üzerine “o da bir can taşımıyor muydu?” diyerek insanlar arasındaki en temel asgari müşterek olan insan olma niteliğinin önemini vurgulamıştır. Kaynaklar, sözü edilen bu cenazenin Yahudi olduğunu, Resulullah (s.av.)’ın ayağa kalktığını,  kendisine ‘bu bir Yahudi cenazesidir’ denilince, ‘insan değil mi?’ Dediğini ve cenaze için ayağa kalkmayı Ashab’ına tavsiye ettiğini belirtmektedir (3).
 
Sonuç olarak yaşamımıza her yönü ile muhteşem yön veren Kutlu Nebi (s.a.v.)’yi çağımızda iyi anlayamaz ve anlaşılmasına çalışmazsak, dünyamız kaostan (kargaşadan), zulümden ve güçlülerin hâkimiyetinden kurtulamayacak ve şu an mazlumların, gariplerin ve kimsesizlerin ağladığı gibi ağlamaya devam edecektir.
 
Gelin! Hep birlikte Kutlu Elçi (s.a.v.)’nin yolunu tutalım ve hep birlikte ayağa kalkıp dünyamızı beraber yaşanılır hâle çevirmeye ve birlikte yaşam ahlâkını ve hukukunu oluşturmaya gayret gösterelim.
 
 
 
Dipnotlar:
1 Buharî, Vudû, 58; Müslim, Tahâre, 100 (285).
2 Buharî, Enbiya, 35.
3 Buhârî, Cenâiz, 49.
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol