Hz. Peygamber’i rüyada görmek mümkün değildir!

Kars Kafkas Ünüversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisİ Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN, Rüyasında peygamber efendimizi gördüğünü iddia eden kişilerden son derece kaçınılması gerektiğini dile getirdi. Seyhan Ayrıca Hz. Peygamber’i rüyada görmek mümkün olmadığı gibi “marifet” de değildir" dedi. İşte o yazı:

Hz. Peygamber’i rüyada görmek mümkün değildir!

Kars Kafkas Ünüversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisİ Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN, Rüyasında peygamber efendimizi gördüğünü iddia eden kişilerden son derece kaçınılması gerektiğini dile getirdi. Seyhan Ayrıca Hz. Peygamber’i rüyada görmek mümkün olmadığı gibi “marifet” de değildir" dedi. İşte o yazı:

İsmet DEMİR
İsmet DEMİR
18 Aralık 2016 Pazar 11:55
Hz. Peygamber’i rüyada görmek mümkün değildir!
banner221
Hz. Peygamber Asla Rüyada Görülemez!

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bazı kimseler, Hz. Peygamber’i rüyada gördüklerini iddia ederek müslümanların çoğunluğunu aldatmakta ve onları meş’um emellerine alet etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber’in hicri 110 yılından sonra rüyada görülebilmesi asla mümkün değildir.

Şurası bir gerçektir ki, sağlığında onu göremeyen birisinin rüyasında görmesi kesinlikle imkânsızdır. Onun rüyada görülebileceğini, şeytanın asla onun suretine giremeyeceğini haber veren rivayetlerin tamamı ya zayıf ya da uydurmadır. Hz. Peygamber’e nispet edilen bu rivayetlerin sıhhat durumlarını incelemeden söz söylemek ve insanları yanıltmak çok büyük bir vebali omuzlamaktır.

Elbette sahâbe’nin veya yaşadığı asırda Hz. Muhammed’i tanıyanların onu rüyalarında görmeleri mümkündür.Ancak son sahâbî’nin vefat ettiği hicri 110 yılından sonra onu rüyasında gördüğünü söyleyenlerin tamamı ya art niyetli ya da saf kimselerdir.

Ancak saf olanların da akıllarını kullanıp gerçeği araştırmak gibi bir görevleri vardır.

Çünkü bazı İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in rüyada görülemeyeceğini söylemekte ve birtakım deliller öne sürmektedirler. Bu itibarla, saf kimselerin bu içtihadın doğruluğunu “anlamak için” gerekçelerini araştırmak, gece gündüz bu konuda kafa patlatmak, beyin zonklatmak, ter dökmek, uykusuz kalmak ve bir neticeye varmak gibi bir ödevleri vardır. Hiçbir gayret göstermeden, emek sarf etmeden, gerçeği araştırmadan, dedikodulara inanarak, “Atalarımızdan böyle gördük! Bu zamana kadar kimse bilemedi de sen mi bildin?” diyerek o içtihadı/ görüşü doğrudan reddetmek, anlamak için hiçbir çaba/ gayret sarf etmemek ve sahip olduğu yanlış bilgiyle yetinmek, “onların bu saf olma hallerini” tamamen ortadan kaldıracaktır. Zira onlar, böyle yapmakla akıllarını kullanmayı reddetmiş, gerçeği araştırmamış ve art niyetliler tarafından kullanılmayı kabullenmişlerdir. Dolayısıyla bundan sonra başlarına gelecek her türlü beladan da sorumlu olacaklarını bilmelidirler.

Nitekim bir insan daha önce tanıdığı, gördüğü veya bildiği birisini rüyasında görebilir. Hiç tanımadığı, bilmediği, hayatında hiç karşılaşmadığı birisini rüyasında göremez.Zira onun kim olduğunu bilmiyordur; onu hiç tanımamıştır; onun resmine bakmamıştır; onun videosunu seyretmemiştir. Dolayısıyla çağımızda yaşayıp da Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü iddia eden kişiye; “onun resmini görüp görmediği veya videosunu seyredip seyretmediği, daha önce kendisiyle tanışıp tanışmadığı, konuşup konuşmadığı, kendisini nereden tanıdığı, onun Hz. Muhammed olduğunu nereden ve nasıl anladığı/ bildiği” sorulur. O kişiden bu iddiasını ispatlaması istenir. “Sen nereden bildin Hz. Muhammed olduğunu açıkla! Onun bir resmi veya videosu vardı da biz mi bu zamana kadar göremedik? Sen nereden gördün bu resmi veya videoyu? Senin delilin nedir? Sen bizimle kafa mı buluyorsun arkadaş? İnsan hiç tanımadığı birisini nasıl rüyasında görebilir? Onun Hz. Muhammed olduğunu nereden ve nasıl bilebilir? Bu konudaki dayanakların nelerdir? Senin bu halüsinasyonların/ vehimlerin/ rüyan sadece seni bağlar, bizi bağlamaz! Kaldı ki rüya dinde asla delil olamaz. Bari insanları kandırıp da günaha girme! Vebal altında kalma! Kendine yazık etme!” denilir.

Hz. Peygamber’in daha önce çekilmiş/ çizilmiş bir resmi veya videosu bulunmadığına göre o kişinin bunu hiçbir şekilde ispatlaması söz konusu olamaz; hilyelerde anlatılanlar ise delil değeri taşımaz; zira bunlar net bir resim değildir; sadece onun bazı özelliklerini aktaran bilgilerdir. Hilyelerde zikredilenlere bakarak “robot resmi” çizmek ve “İşte bu, Hz. Peygamber’in resmidir” demek de mümkün değildir. Zira robot resim, bu konuda delil olarak kullanılamaz. Çünkü her bir ressam başka bir resim çizebilir. Nitekim Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü iddia edenlere “onun nasıl birisi olduğu ve kime benzediği” sorulduğunda “her birisinin başka bir portre çizdiği ve hiçbirinin bir diğerine benzemediği” görülmektedir. Maalesef herkes kendi şeyhine benzeyen birini tarif etmekte ve bu kişinin Hz. Muhammed olduğunu iddia etmektedir. Görüldüğü üzere bu ibret verici durum, Hz. Peygamber’in rüyada asla görülemeyeceğinin bir başka delili olup bizim kanaatimizi desteklemektedir.

Diğer taraftan “Hz. Peygamber’i rüyasında ancak “kemale ermiş kimselerin/ salih zatların/ seçilmiş insanların/ mürşitlerin/ gavs-ı azamın/ kâinat imamının” görebileceği iddiası da tam bir safsata ve kandırmacadan ibarettir.Çünkü bu uyanıklar, insanları böyle bir argümanla çok kolay aldatabildiklerini fark ettikleri için bu safsatayı yaymış ve yaymaktadırlar. Onlar; “Hz. Muhammed’i rüyasında ancak kemale ermiş kimseler veya salih zatlar görebilir; ancak onlar da görseler bile gördüklerini söylemezler. Zira keramet sahibi kerametinden bahsederse ona bir daha böyle bir şey gösterilmez” diyerek aslında kendilerine bir paye atfetmekte, zımnen onu rüyalarında gördüklerini ima etmekte ve “ispatlanmasını isteme taleplerini” de böyle usta bir taktikle devre dışı bırakmayı başarmaktadırlar.

Bu zavallıların yukarıdaki gibi “aldatıcı/ parlak/ büyüleyici/ etkileyici sözlerle” sağlam muhakeme sahibi olmayanları aldatmaları çok kolaydır. Çünkü “kerametin istikamet üzere yaşamak olduğunu” (Fussilet, 41/30) bilmeyen ve birtakım olağanüstülükler göstermek olduğunu zannedenler, bu mavala/ masala çok kolay inanabilirler. Kendilerini çok özel ve önemli (havas, havassu’l-havas) gösterme derdindeki bu sefihler, bu tarz bir yöntemle pek çok insanı aldatabilirler. Zira geçmişten beri bu adamlar aynı şeyi yapmakta, insanların peygamber sevgisini istismar etmekte ve kurdukları tezgâhı bu tür sözlerle sürdürmeye devam etmektedirler.

Ancak asırlardır savundukları bu köhne anlayışın sorgulanarak sarsıldığını, temellerinin çürük olduğunu, savunulacak bir tarafının kalmadığını ve her geçen gün çöktüğünü de fark etmektedirler. Bu yüzden söz konusu kişiler, yok olup giderken bile bu tür “parlak fikirlerle (!!!)” kuyruğu dik tutma derdindedirler. Ama onların bu son çırpınışları da onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Gerçeği kabullenmek yerine rüyada Hz. Peygamber’i gördükleri palavrasıyla o garibanları daha fazla aldatmaları söz konusu olamayacaktır. Zira eleştiren aklı önemseyen sayıları az bir nesil arkadan gelmekte ve bu tür hokkabazlara karşı müslümanları bilinçlendirmeye devam etmektedir.

Dolayısıyla bizim kanaatimize göre hicri 110 yılından sonra dünyaya gelen ve kıyamete kadar da gelecek “tüm salih zatların/ evliyanın/ asfiyanın/ kemale ermişlerin/ mürşitlerin” Hz. Muhammed’i rüyalarında görebilmeleri asla mümkün değildir. Gördüklerini iddia edenlerin tamamı yalancıdır. Bu, bize göre mutlak doğrudur. Elbette başkalarının görüşleri de kendilerine göre doğrudur. Zira herkes kendi görüşünün/ içtihadının hesabını ahirette verecektir. Bu itibarla önemli olan; herkesin savunabileceği sözü söylemesi veya yazmasıdır. Kendilerine çok güvenen ve Hz. Peygamber’in rüyada görülebileceğini söyleyerek “din simsarlarının eline malzeme verenler” şimdiden Yüce Allah’ın huzurunda kendilerini nasıl savunacaklarının hesabını yapmaya başlamalıdır. (Zümer, 39/31-32)

Buradan bir kez daha ifade edelim ki, Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü iddia edenler veya bu zihniyettekilere lojistik destek sağlayanlar yukarıdaki sorulara muknî cevaplar vermek zorundadırlar. Eğer bu adamlar/ kadınlar, mezkûr sorulara inandırıcı yanıtlar veremiyorlarsa -ki veremeyecekler- bu iddiaların doğru olmadığı sonucuna varmak ve bunları toptan çöpe atmak aklın, mantığın ve sağlam muhakemenin bir gereğidir.

Ancak bu tür kimseler, inatla ve ısrarla iddialarını sürdürmeye devam edecek olurlarsa onlara itibar edilmemesi ve tarikatlarından/ cemaatlerinden/ oluşumlarından/ gruplarından uzaklaşılması gerekir. Artık Hz. Muhammed’in rüyada görülebileceğini iddia eden “bu adamlara/ sahte şeyhlere/ yarım hocalara/ sözde akademisyenlere” güvenilmeyeceği, zira onların niyetinin iyi olmadığı veya başka amaçlarının bulunduğu sonucuna varılır.

Çünkü hâlâ böyle zavallıların peşinden gitmeye devam etmek, onların emirlerini harfiyen uygulamak, insanlara zulmetmek, cinayetler işlemek, kabul edilebilir şeyler değildir. Böyle tiplerin ahiret günü aldatıldıklarını söylemeye, ağlamaya ve sızlamaya hakları yoktur. Kaldı ki o gün onların yüzlerine bakılmayacak ve tezkiye de olunmayacaklardır. Zira bunlar zalimlerden olmayı kendileri tercih etmişlerdir. Çünkü bu tür şarlatanlara inanarak kısa yoldan cennete girmeyi ummuş, pek çok zulüm işlemiş, birilerinin maşası olmuş, şirke saplanmış, nifaka batmış, fâsık, mücrim ve müfsitlerden olmuşlardır.

Çünkü bu saf ve iyi niyetli olduklarını söyleyenler, ittiba ettikleri “o kâinat imamına/ tarikat şeyhine/ sözde hocaya/ babaya/ dedeye/ âyetullaha/ hahama/ papaza/ rahibe/ dinî kisveye bürünmüş din satıcısına” körü körüne bağlanmış, onları ilah edinmiş, bunun sonunda da korkunç cürümler işlemişlerdir. Bu bakımdan suçlamaları gereken sadece ve sadece kendileridir.

Örneğin işi saflığa vurduran bu kimselerin, şakirtlerini aldatmak için “rüyasında Hz. Peygamber’le istişare halinde bulunduğunu, kendisi vaaz ederken içeriye Hz. Muhammed’in girdiğini, vaazını dinlemeye geldiğini, o yüzden saygı gereği zaman zaman ayağa kalktığını, takkesini düzelttiğini söylediğinde, insanların dini duygularını istismar ettiğinde ve onları Yüce Allah ve Hz. Muhammed ile aldattığında” bu hoca kılıklı CIA ajanına şu soruları sormaları gerekmez miydi?

“Hocam! Sen sürekli Hz. Muhammed’i rüyanda gördüğünü ve onunla istişare ettiğini söyleyip duruyorsun! Madem öyle, Hz. Peygamber senin rüyana geldi de neden hanımının ve damadının rüyasına girmedi? Onları hiç uyarmadı? Hz. Peygamber’in bu ikazı olmadığı için de binlerce sahâbî birbirini öldürdü?”

Neden Hz. Muhammed, Cemel savaşı (36/656) öncesi on yıl aynı yastığı paylaştığı hayat arkadaşı Hz. Âişe’ye rüyasında görünüp de yaptığının yanlış olduğunu söylemedi? Onu hatasından vazgeçirmedi de bu savaşta on bin veya on iki bin sahâbî göz göre göre öldü? Oysa Hz. Âişe, ona en yakındı. Hz. Muhammed’i devamlı olarak rüyada görmek mümkün idiyse Hz. Âişe neden onu rüyasında göremedi de savaşın olduğu yere kadar “devenin sırtında” taraftarlarıyla birlikte gitti ve savaşın yaşandığı geceye kadar o iddiasını sürdürdü? Her ne kadar o gece anlaşmaya varılsa ve taraflar o sabah ayrılıp gidecek olsalar da münafıkların/ fasıkların galeyana getirmesiyle sahâbe birbirine girdi ve birbirlerini öldürdü?

Hz. Peygamber eğer öldükten sonra da böyle tasarruflarda bulunabiliyor, ruhaniyeti ortalıkta dolaşabiliyor ve milletin rüyasına girebiliyor idiyse neden on yıllık hayat arkadaşının rüyasına girip onu uyarmadı da ashabının birbirini kesmesine seyirci kaldı?

Neden böylesine önemli bir konuda Hz. Muhammed susmayı ve rüyada görünmemeyi tercih etti? Bu olacak şey midir? Böyle bir zamanda rüyada görünmeyen Hz. Peygamber başka ne zaman rüyada görünecektir?

Aynı şekilde neden Hz. Muhammed Rakka yakınlarında Sıffin ovasında gerçekleşen Sıffin savaşı (37/657) öncesi Hz. Ali’ye rüyasında görünüp de Muâviye’nin yaptığı hain planları söylemedi? Ve bu savaşta yetmiş bin veya yüz on bin sahâbî öldü? Oysa Hz. Ali, Hz. Muhammed’in en yakınıydı; damadıydı; amcasının oğluydu ve ona ilk inananlardandı. Eğer onu rüyada görmek mümkün idiyse Hz. Ali, neden onu rüyasında göremedi de savaş öncesi gereken hazırlığı tam yapmadı? Kurulan kumpasları fark edemedi? Tuzakları bozamadı? Gereken tedbirleri zamanında alıp on binlerce sahabînin ölümüne engel olamadı? Neden Hz. Muhammed on binlerce kadının dul, yüzbinlerce çocuğun babasız kalmasına seyirci kaldı? Neden bu elem verici hâdiseye müdahale etmedi? Neden Hz. Ali’ye rüyasında görünmedi?

Görüldüğü üzere Hz. Peygamber, hem hanımının hem de damadının rüyasına girememiş ve onları uyaramamıştır.Bu gerçek, tarihen sabittir ve yaşananlar ortadadır.

Bu itibarla, eğer Hz. Muhammed böyle bir şey yapabilmiş olsaydı on binlerce müslümanın ölümüne de mani olurdu. Engelleyemediğine göre “o ikisinin” rüyasına girememiştir, ruhaniyeti ortalıkta dolaşmamaktadır ve halen kabrinde de canlı/ diri değildir. (Çünkü onun görevi Kur’ân’ı tebliğ ile tamamlanmıştır. Hz. Muhammed’in ruhu, ruhlar âlemindedir. İkinci surun üfürüleceği ana kadar da dünya ile bağlantısı kopmuştur. Onun bağının kopmadığını ve devam ettiğini iddia edenlerin ve gelecekte de bu iddiayı sürdürecek olanların özellikle Cemel ve Sıffın savaşları konusunda ikna edici cevaplar verme mecburiyetleri vardır. Bu açıklamayı yapamayacak olanların lüzumsuz konuşarak daha fazla vebale/ günaha girmemeleri kendi lehlerine olacaktır.) Zira Kur’ân’da ve sahih hadislerde haber verildiği üzere onun da diğer peygamberler gibi dünyada olup bitenlerden haberi yoktur. (Mâide, 5/117; Buhârî, 60/Enbiya, 8, 48 (IV, 110, 142); Tirmizî, 38/Kıyâme, 3 (IV, 532), nr: 2423; 48/Tefsir, 22 (V, 301) nr: 3167; Nesâî, 61/Cenâiz, 119, (IV, 117), nr: 2087; İbn Hanbel, I, 253) Çünkü Hz. Muhammed de diğer peygamberler gibi ölmüştür (Zümer, 39/30). Zira her nefis ölümü tadacaktır (Âl-i imrân, 3/185; Ankebût, 29/57). Dolayısıyla o, mezarında sağ filan değildir. Ortaya atılan tüm bu iddialar, Cahiliye paradigmasının İslâm’a sokuşturduğu Kur’ân’a aykırı mevzû hadislerdir. Hangi Peygamber’in daha üstün olduğu “yarışında” üretilen haberlerdir. Bunları delil olarak kullanıp milleti aldatanlar bunun vebalinden kesinlikle kurtulamayacaklardır.

Öyleyse bu hoca müsveddesine, onunla aynı zihniyeti paylaşan sözde sûfîlere ve körü körüne bunların peşinden gidenlere şu soruları sormak gerekir:
Ey hoca geçinen şarlatan! Eşinin ve damadının rüyasına girerek ashabının imdadına yetişmeyen, onların birbirlerinin boynunu vurmalarına engel olmayan Hz. Muhammed nasıl oluyorsa senin her vaazını dinlemeye geliyor?

Nasıl oluyor da sürekli seninle istişare halinde oluyor?

Senin CIA/ MOSSAD desteğiyle inşa ettiğin ve ABD/ İsrail lehine çalıştırdığın yüz yetmiş ülkedeki binlerce okulunun ve yurtlarının “arsasına bakmak için” yanına gelip sana manevî destek sağlıyor?

Senin müritlerinin kaydını tutuyor ve bazılarının üzerini çiziyor?

Senin mason olduğunu anlayarak sahte tarikatından/ camiandan/ hareketinden/ oluşumundan ayrılan, Allah’a tövbe eden, yaptıklarına pişman olan akıllı adamlara Hz. Peygamber küsüyor?

Nasıl oluyor da senin süflî davan uğruna kamuoyu oluşturmak için tweetlerin ikiye katlanması talimatını veriyor?

Nasıl oluyor da olimpiyat stadına gelerek “müstehcen kıyafetlerle dans eden genç kızları” seyrediyor ve onları alkışlıyor?

Nasıl oluyor da nur/ ışık huzmesi şeklinde kamyonetin kasasına iniyor ve beyni yıkanmış/ uyuşturulmuş “haşhaşîlerine/ bonzaîlerine/ eroinmanlarına/ esrarkeşlerine/ bağımlılarına/ zombilerine/ mankurtlarına/ katillerine/ canilerine/ hainlerine” destek oluyor?

Heyhat heyhat!!! Hz. Muhammed senin CIA, MOSSAD, MI6 destekli davana nasıl oluyor da arka çıkıyor? Bu nasıl bir şeydir?

Bu, alenen Hz. Peygamber’i istismar etmek değilse nedir? Bu, insanları Allah ile aldatmak değilse nedir? Bu, apaçık bir din bezirgânlığı değilse nedir?
Hâlâ bu din tüccarı, Hz. Peygamber’i rüyasında gördüğünü, onun askerî darbeye yeltenen müritlerini cezaevlerinde ziyaret ettiğini, onlara manevî âlemde bayram namazı kıldırdığını, onlara moral verdiğini, haklı olduklarını ve sabretmeleri gerektiğini söylediğini, yeni baharların çok yakın olduğunu müjdelediğini, aynı şekilde Hz Yusuf’un da cezaevlerini dolaştığını, zindandaki “masumları (!!!)” ziyaret ettiğini, onlara manevî desteğini bildirdiğini söyleyerek terör örgütünün çözülmesini engellemeye çalışıyor.
Ne ilginçtir ki bu şeytanlaşmış adam, peşinden sürüklediği sefihleri hâlâ “rüyalarla” ve “Peygamberlerin ruhaniyetinin ortalıkta dolaştığı yalanlarıyla/ palavralarıyla” avutmakta ve kullanmaya devam etmektedir. [İşte bu tür hatalı düşünceleri savunan din adamlarının tamamı, rüyada Hz. Peygamber’in görülebileceğini söylemeye devam ettikçe, onun kabrinde canlı olduğunu, salat-ü selamlara karşılık verdiğini iddia ettikçe, “şimdi ve gelecekte” bu ve benzeri şarlatanlardan kurtulmak asla ama asla mümkün olamayacaktır. Âyette de haber verildiği üzere bu tür yanlış fikirleri savunarak söz konusu zalimlerin elini güçlendirenlere, onlara lojistik destek sağlayanlara, sapık hareketlere payanda olanlara “belirli oranda günah” yazılmaya devam edecektir. (Yâsin, 36/12)]

Kanaatimizce bu ve bunun gibi adamlara inanmaya devam edenler büyük bir yanlışın/ hatanın/ gafletin içindedirler. Zira onlar, Kur’ân’ın şiddetle reddettiği bu zırvaları âyetmiş gibi sahiplenmiş, gerçeği araştırma zahmetine katlanmamış ve din bezirgânlarının peşinden koşmaya devam etmişlerdir. Bu tavırlarıyla da zımnen Kur’ân’a hakaret etmişlerdir. Zira âyetlerin haber verdiği hakikate inanmamış, sahtekârlara güvenmiş ve Yüce Allah’a din öğretmeye kalkışmışlardır. (Hucurât, 49/16) Bu nedenle Kur’ân’a hakaret edenlerin ve Allah’ın ayetlerini yalanlayanların mahşer günü işleri çok zor olacaktır.

Görüldüğü üzere ortada bir yalanın olduğu açıktır. Acaba bu yalanı söyleyen ve Hz. Muhammed’i kötü emellerine alet eden o alçak kimdir? Bu soruları sorarak o alçağı tespit etmek gerekmez mi? Hâlâ bu sahtekârın peşinden gitmeye devam eden saf/ sefih bir şakirdin/ müridin/ civanmerdin/ talebenin; “Aldatıldım, pişmanım, bilemedim! Oyuna geldim!” demesi ne kadar inandırıcıdır? Böyle birinin saf ve temiz kalabilmesi mümkün müdür? Kendisini uyaran din kardeşine “Höykürme ulan! Çemkirme! Git işine! Canımızı sıkma! Yoksa sonun çok kötü olur!” diyerek tehdit eden birisi ne kadar masumdur? Bize göre böyle birisi saf değil, peşine düştüğü zavallı gibi hain, alçak ve şeref yoksunun tekidir. Bunlara destek olanların tamamı da aynen onlar gibidir.

Aziz milletin ekmeğini yiyip, vergileriyle yapılmış okullarda okuyan, maaşını alıp milletini acımasızca arkadan hançerleyen bu namus fukaraları, Yüce Allah’ın adaleti gereği bu dünyada iken rezil olmuşlardır; ahirette de onları çok daha büyük bir rezillik beklemektedir.

Diğer taraftan bu şarlatanın ve onun gibi yarım hocaların iddia ettiği üzere ruh bedenden bağımsız hareket edemez ve sağda solda dolaşamaz. Ruh, sadece ölümle birlikte bedenden ayrılır. Sadece ölüm gerçekleştiğinde ruh geldiği yere geri döner (Bakara, 2/156; A’râf, 7/125) ve bu durumda beden cesede dönüşür. Rüya ve aşkın dinî tecrübeler/ üstün metafizik duygular esnasında bile ruh bedenden ayrılamaz. Eğer öyle olsa beden canlılığını kaybeder ve ölür. Oysa rüya esnasında bile ruh bedendeki varlığını sürdürmekte, bedenin canlı kalmasını sağlamakta ve görülen rüyadan “insan bedeni” etkilenmektedir. Aksi halde hoşa giden bir rüya esnasında erkek veya kadının ihtilam olmasını veyahut kâbus gören bir insanın boncuk boncuk terleyip titremesini izah etmek mümkün değildir.  

Bu itibarla dünyada imtihan olan her insanın ruhu bu dünyadaki zaman ve mekânla sınırlıdır. Ruhun birlikte var olduğu bedeni dünyada bırakıp zaman ve mekânı aşarak “geçmişe ya da geleceğe gitmesi” ya da bedenden ayrılarak “sağda solda dolaşması” veya “öldükten sonra başka bir bedene geçmesi (tenasüh/ reenkarnasyon)” kesinlikle imkânsızdır. Bu tür iddialar, batıl dinlerden alınan ve İslâm’a yamanmaya çalışılan yanlış, sapkın, batıl ve boş itikatlardan/ inançlardan başkası değildir.

Ancak müttakî bir kulun ruhu, bedeninden ayrılmadan da “tefekkür, dua ve ibadet” esnasında “zihnen/ mânen” aşkın haller, yüksek manevî duygular ve farklı dinî tecrübeler yaşayabilir. Lakin bütün bu yaşadığı manevî haller sadece kendini bağlar; bu esnada yaşadığı coşkun duyguları “din/ kutsal gerçekler/ ilahi ilhamlar/ vahiy/ keramet” diye anlatıp satamaz/ dayatamaz/ savunamaz. Bir kısım sefihin yaptığı gibi; “Bunları ancak mehdî, seçilmiş insan, havassu’l-havas, kâinat imamı, gavs veya kutub anlar, avam anlayamaz” diyemez; böbürlenerek samimi din kardeşlerini küçümseyemez; sadece manevî kulluk tecrübesi olarak nakledebilir. Böyle müttakî bir kul, sadece şunu söyleyebilir: “Rabbe yakın olmak isteyenlerin böyle ulvî derecelere ulaşmaları her zaman mümkündür. O yüzden salihlerden olmak için Kur’ân’ın ve sahih sünnet’in ilkelerine uygun bir dinî hayat yaşamak gerekir.”

İşte bu nedenledir ki, ölüm sonrası bedenden ayrılan ve melekler tarafından ruhlar âlemine götürülen bir ruh, “aklı kıt adamların” iddia ettiği gibi tekrar “berzah duvarını/ perdesini/ engelini/ barikatını aşarak” asla ama asla dünyaya gelemez. Ancak ikinci surun üfürülmesiyle bulunduğu yerden “eski veya misli bedenine” iade edilir. Çünkü ölen kişinin ruhu artık Allah’ın kontrolündedir (Zümer, 39/42)ve dünyaya geri dönmesi kesinlikle imkânsızdır. Nitekim Kur’ân, kıyamet günü ikinci surun üfürülmesiyle ruhların bedenlerle birleşeceğini (Tekvir, 81/7), herkesin teker teker Allah’ın huzuruna çıkıp hesap vereceğini (Enâm, 6/94), sonrasında sevapları ağır gelenlerin cenneti hak edeceğini, günahları ağır basanların ise cehennemi boylayacağını (Müminûn, 23/101-111; A’râf, 7/8-9; Zilzâl, 99/7-8) haber vermektedir.

Dolayısıyla ölmüş kişilerin ruhlarının zaman zaman dünyaya geldiği; şehitlerin, evliyanın ve asfiyanın ruhaniyetinden istifade edildiği; onların ruhlarından feyz ve ilham alındığı şeklindeki iddialar/ hezeyanlar/ zırvalar veyahut ruh çağırma seanslarıyla ruhların dünyaya gelip gittikleri şeklindeki “lakırdılar” tamamen içi boş söylemlerdir ve ciddi delillerden yoksundur. Bütün bunlar Câhiliye dönemi halk inanışlarının ve batıl dinlerin zırvalarının “uydurma rivayetler aracılığıyla” İslam’a sokulması, kussâs (kıssacı vaizler) tarafından yaygın hale getirilmesi ve tenkîd/ araştırma nedir bilmeyen cahil din adamları (Maide, 5/44, 63; Tevbe, 9/34)marifetiyle sahiplenilip savunulmasından başka bir şey değildir. Beşinci ve altıncı sınıf kitaplara doldurulmuş bu tür saçmalıklara “din” diye inananlar da neye inandıklarını araştırmadan inandıkları için kesinlikle suçludurlar. Zira Yüce Allah, herkese kullansınlar diye akıl gibi bir nimet bahşetmiştir. Bu nedenle aklını kullanmayanlar mesuldür; aklıselime düşman olanlar ise bunlardan çok daha fazla sorumludur.

Dolayısıyla ölülere ait ruhların birbirleriyle veyahut uykudaki dirilerin ruhlarıyla buluşması ve birbirlerinden “feyz ve ilham” almaları kesinlikle söz konusu değildir. “Ölen kimselerin ruhlarının birbirleriyle buluşmaları ve diledikleri gibi dolaşmalarının Allah nezdindeki derecelerinin büyüklüğüne göre olduğu iddiaları” tıpkı “kemale ermişlerin/ evliyanın/ salihlerin Hz. Muhammed’i rüyada görebileceği, onların da bunu herkese söylemeyip gizleyecekleri” palavrasında olduğu gibi tam bir komedidir/ zırvadır/ saçmalıktır/ İsrâiliyattır. Tahrif edilmiş dinlerden alınarak İslam’a sokulmaya çalışılan “mitolojik muhtevalı” haberlerdir. Sözde sûfîlerin/ aklı kıt mutasavvıfların/ şeytanın oyuncağı olmuş cahillerin hüsnü kuruntularıdır. Bunların Kur’ân ve sahih sünnet ile zerre kadar alakası yoktur. Bu nedenle söz konusu bilgilerin kökenini sorgulamadan alıp nakledenler, bunlara körü körüne inananlar ve savunanlar kesinlikle mesul olduklarını bilmelidirler. 


Özetle, yukarıda aktardığım bilgilerin tamamı bana göre mutlak doğrulardır. Elbette bunların doğrulanma veya yanlışlanma ihtimali de vardır. Yapıcı tenkitlerle bunların olgunlaşmasına katkı sağlayacaklara müteşekkir olacağımızı şimdiden ifade etmek isteriz. Ancak bizim bazılarının yaptığı gibi “Allah ve Peygamber böyle söylüyor!” diyerek Yüce Allah’ı ve Hz. Peygamber’i istismar etmemiz, kendi düşüncelerimizi onlara söyletmemiz ve bunu birilerine din diye dayatmamız söz konusu değildir. Zira dileyen dilediği görüşü seçip almak da özgürdür; zaten herkes kendi savunduğu görüşün hesabını ahirette verecektir. Dolayısıyla “Bu adam, bu kadar kesin nasıl konuşuyor?” diyenlerin “tüm peygamberlerin açık sözlü” olduklarını hatırlamalarında yarar olacağı muhakkaktır. (Çünkü biz açık, net ve anlaşılır yazıyoruz/ konuşuyoruz ki, kimse sözümüzü bir tarafa çekmesin/ çekemesin. Sonra bir de oturup “Ben onu kast etmemiştim” gibi savunma yazıları yazmaya çok kıymetli zamanımızı harcamayalım. Öküz altında buzağı arayacak zavallıların eline malzeme vermeyelim.)

Bu nedenle bir kez daha şunun altını önemle çizelim ki, hiçbir kimsenin hayatında iken görmediği birisini rüyasında görmesi mümkün değildir. Hz. Muhammed’i rüyada ancak ve ancak sahâbe veya yaşadığı çağda onu tanıyanlar görebilir. Onların haricilerindekilerin Hz. Muhammed’i rüyalarında gördükleri iddiası zandır ve “zannın hiçbir zaman gerçeğin yerini tutması söz konusu değildir.” (Yûnus, 10/36) Ayrıca rüyada görülen şahısların, iddia sahiplerinin çok sevdiği ve peşlerinden gittiği “şeyhlerine/ hocalarına/ mürşitlerine/ kâinat imamlarına/ mehdîlerine” benzemesi ve her birinin “farklı farklı Peygamber portreleri çizmesi” Hz. Muhammed’in rüyada görüldüğü iddiasının tamamen mesnetsiz/ sübjektif/ indî/ keyfî mütalaalar olduğunun apaçık bir delilidir. Dolayısıyla bu tür iddialara inanıp büyük yanlışlar yapmak, dine uzak insanları dinden soğutmak ve gayr-i müslimlerin İslam ile buluşmasının önüne engeller çıkartmak doğru değildir.

Sonuç olarak, Hz. Peygamber’i rüyada görmek mümkün olmadığı gibi “marifet” de değildir. Müslümanlardan istenen ve beklenen; onu rüyada görmek değil, onun getirdiği Kur’ân-ı Kerîm’in ilkelerini öğrenmek, onun sahih sünnet’ine ittibâ etmek, bu kurallara uygun bir hayat yaşamak, İslâm’ı tüm dünyaya tebliğ ve temsil etmek, yeryüzünde barış ve adaleti sağlamak ve tüm dünyaya model olabilecek örnek davranışlar sergilemektir. Dolayısıyla böyle yapmayanların Hz. Muhammed’i çok sevdikleri iddiası içi boş bir söylemden başka hiçbir anlam ifade etmemektedir. 


 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Son Güncelleme: 19.12.2016 09:02
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
SİNAN 2016-12-18 12:46:14

Yeni yetme bir hadis inkarcisi daha Rüyasında beni gören, (hak olarak) beni görmüştür, çünkü şeytan benim (suretim) le hayale giremez."(Buhārî, Ta‘bir, 10/13.)
"Beni rüyada gören, hakikaten görmüştür, çünkü şeytan benim şeklime giremez."(Müslim, Rü'yâ, 1/10.) demekki Bu hari ve Muslimdeki bu hadisler bu zata göre uydurmaymış Acaba Sahibi Buharını yanlis Yoksa bu adammi bence bu adamda bir yanlışlık var Fettos pisliği üzerinden hadis inkarviligina gitmek doğru değil

Misafir Avatar
Muhammed bozdağ 2016-12-25 10:54:54 @SİNAN

(beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. ben her surette görünürüm.) [deylemi]

(beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. çünkü şeytan benim şeklime giremez. ebu bekri sıddıkı gören de, gerçekten onu görmüştür. şeytan onun da suretine giremez.) [hatib]

(beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.) [i̇bni mace]

(beni rüyada gören, cehenneme girmez.) [i̇bni asakir]

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
ibrahim sağır a: 2016-12-24 15:19:30 @SİNAN

şeytan zaten başka bir kılık ile gelip te kandıramaz ben peygamberim diye. bu bu demektir a kardeşşş

Beğenmedim! (1)
Misafir Avatar
İbrahim Sagir 2016-12-22 21:05:55 @SİNAN

şeytan peygamber efendimizin süretine giremez bu doğru fakat normal bir insanın süretine girerek kişinin rüyasında peygamber olarak tanınabilir.

Beğenmedim! (1)
Misafir Avatar
aynen 2016-12-20 16:52:48 @SİNAN

"Rüyasında beni gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü, şeytan hiçbir şekilde benim suretime giremez." [bk. Buharî, Tabir 2, 10; Müslim, Rüya 10; (2266); Muvatta, Rüya 1, (2, 956)]

Beğenmedim! (6)
Avatar
R4bi4 2016-12-18 12:58:39

EBU HUREYREDEN RİVAYET EDİLDİĞİNE GÖRE :

""BENİ RÜYASINDA GÖREN KİMSE,,UYANIK İKEN DE GÖRECEKTİR VEYA BENİ GÖRMÜŞ GİBİDİR..ÇÜNKÜ ŞEYTAN BENİM ŞEKLİME BÜRÜNMEZ " buyuruyor Efendimiz S.A.V ..
( Buhari "ilim",38, "Ta'bir",10; Müslim,"Ruya",11)




Buna ne diyeceksiniz beyefendi ? Yqkında âyetleri de inkar edersiniz siz..!

Avatar
memur 2016-12-19 11:14:35

bu tavır pireye kızıp yorganı yakmak kabilinden bir şey. aynı zamanda çok iddialı sözler. bu konuyu bazı sahtekarlar istismar ediyor diye peygamberimiz (a.s)'ı 110 senesinden sonra gördüğünü her söyleyen sahtekardır benim bilgim mutlak doğrudur ifadeleri ne kadar cüretkar ifadelerdir. mevlam cümlemize hidayet nasip eylesin.

Misafir Avatar
memur 2016-12-21 10:15:25 @memur

hani bir müsteşrikin dediği gibi müslümanları o hale getirdik ki herşeylerinden şüphe eder oldular.

Beğenmedim! (3)
Misafir Avatar
memur 2016-12-21 10:11:00 @memur

Biraz evvel Diyanet Dergisinin kasım 2016 ekinde Bekir ERDEM in Muhyiddin-i Arabinin hayatının kısa bir özetini okuyunca Ahmet Beyin bu yazısı aklıma geldi. Hani Yavuz Sultan Selim Han Hazretlerinin Muhyiddin-i Arabi hakkında gördüğü meşhur rüya anlatılır. Buna benzer belki birçok rüya duymuşuzdur. Ahmet beyin deyimine göre bunların hepsi palavradır. Bu görüş acaba yeni neslin zihnini nasıl etkileyecektir. Palavracı, Din adına ( haşa) yalan uydurmaktan hiç çekinmeyen bir ecdad. Öyle mi ? Efendim biz inandığımız doğruları söyleyelim gerisinden bize ne denir ise kardeşim bu fikirlerinizden nasıl bu kadar emin oluyorsunuz, yanılma payını ve bunun sorumluluğunu hiç hesaba katmıyor musunuz? Gerçekten neye hizmet edildiğini anlamakta zorlanıyorum. Rabbim hidayet nasibetsin.

Beğenmedim! (2)
Misafir Avatar
memur 2016-12-19 11:37:06 @memur

şahsen bende peygamberimiz (a.s.)'ı rüyamda gördüm diye ulu orta söyleyenlerden her zaman uzak durmuşumdur. lakin mevcut hadisi şeriflere rağmen 110 senesinden sonra gördüm diyen her insanı itham açıkçası bana cahil cesareti gibi geliyor. mevla ayakları yere sağlam basanlardan, haddini bilenlerden eylesin

Beğenmedim! (2)
Avatar
Abdullah Uymaz 2016-12-18 22:41:53

Ahmet hocam burada yorum yapanların çoğunun yazınızın tamamını okumadan yorum yapmıştır. Hatta bazıları muhtemelen başlığı görür görmez balıklama dalmışlardır. FETÖ rüya görmüşse yalan diyoruz ve inanmıyoruz. Ama bizim hocamız şeyhimiz görünce kabul ediyoruz. Herkes rüyasında bir şeyler görebilir ancak rüya kişiseldir kendisini bağlar. Peygamberi rüyada görmek konusu sıkıntılı bir alandır. Misal Peygamberi rüyada gördüğünü söyleyen 100 kişi çağıralım. Polisler robot resmini çıkarsın ben inanıyorum ki 100 tane farklı peygamber resmi çıkacaktır. Onun için bu tartışmalara girilmemesi tarafındayım.

Avatar
UĞUR ÇELİK 2016-12-18 13:38:03

Bi kere siz daha rüyanın ne olduğunu bile bilmiyorsunuz kardeş ! Öyle gördüklerinin yansıması gibi bişey zannediyorsunuz . Öyle rastgele etkilendiğin şeylerin bi yansıması mı rüya ? Evet rüya ile amel olmaz ama rüyalarda boş yere ve rasgele olan bişey değildir . Yusuf a.s rüyayı tabir etti Allah'ın izni ile bundan haberiniz var değil mi ?

Avatar
Fatih 2016-12-18 14:04:37

Ahmet emin seyhan efendi Hz peygamberimizi hiç kimsenin görmemesi için Allatan sözmü aldın Allah herşeye kadirdir ayetini inkarmı ediyon senin gibi maneviyat istismarcılarının elinden islam alemi çok zarargördü görüyorda.

Avatar
İmam 2016-12-18 14:09:04

Siz olayı başka yere cekiyorsunuz rüya gerçektir ben kayseri şehitlerinin olduğu gün rüyamda sehit görmüştüm siz ne anlarsınız rüyadan kendini önder kabul ettirmek için yalan söyleyenler var tabi böyle anlatmaliydin adam ben mesela sev peygamberim benim evime geldi ve ben iki sefer gördüm elhamdülillah siz olayı saptiriyorsunuz ben başkalarına peygamberimi rüyamda gördüm dedim mi demem o benimle Allahimin arasında ki bir olay sen peygamberimi böyle rencide edici sözlerde bulunma helak olursun

Avatar
Ahmet Emin Seyhan 2016-12-18 15:57:23

Okumadan ya da okuduğunu anlamadan yorum yapanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum. . Ahirette görüşecegiz. Selam ve dua ile. ..

Misafir Avatar
memur 2016-12-24 21:49:46 @Ahmet Emin Seyhan

milletin zihninde oluşturduğunuz tereddütten dolayı bu millet size hakkını helal etmezse siz ne yapacaksınız acaba sayın ilahiyatçımız.

Beğenmedim! (0)

banner261

banner260