'İnanıyorsanız en üstünlersiniz'
Grup Sayfamız için

İlk insandan sonuncusuna kadar insanlar arasında hak ve batılın mücadelesi verilmiş ve bu mücadele kıyamete kadar devam edecektir. Bu mücadelede kazanan ve kaybedenler mutlaka olacaktır.

Hz. Âdem’in (AS) 10. Ve 11. oğulları olan Hâbil ve Kâbil arasında ilk kavga başlamış ve Hâbil’in şehâdetiyle neticelenmiştir. O zamandan beri kavgalar büyüyerek devam etmiş ve kitlesel savaşlara, toplu katliamlara dönüşmüştür. İlâhî takdir gereği bazen inananlar galip gelmişler, bezen de mağlup olmuşlardır.

Îmân-Küfür mücadelesinde mü’minlerin de zaman zaman mağlup olmaları, İlâhî adâletin bir tecellisi imtihan olmakla beraber buna sebep olarak yine mü’minlerin kendisi gösterilerek şöyle buyurulur:

“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.” (Şûrâ, 42/30)

Düşman karşısındaki mağlubiyetlerin sebebi, bir de olabilir, birden fazla da olabilir. Asıl sebep ise “SÜNNETULLÂH”a riâyet etmemektir.

SÜNNETULLÂH: Allâh’ın (CC) kâinâtta yarattıkları arasında geçerli olan, değişmeyen ve bozulmayan genel kanunlarıdır. Bu kanunlar sosyal hadiseler için de geçerlidir. İlgili âyet meâli şöyledir:

“Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allâh’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allâh’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.” (Fatır, 35/43)

Allâh’ın (CC) koyduğu kurallara uymuş olanlar ister mü’min olsunlar, isterse olmasınlar İlâhî adâlet gereği başarıya ulaşırlar.

İnsanlık Târihine baktığımız zaman genellikle mü’minlerin az, mü’min olmayanların ise çoğunlukta olduğu görülür. Bu hususiyet bile mü’minlerin Allâh katında değerli ve üstün olduklarına yegâne bir delil teşkil etmektedir. Genel mantıkla hareket edecek olursak az mü’min, çok kâfire bedel ve hatta üstündür. Konu ile ilgili birkaç âyet meâli şöyledir:

“… Allâh’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allâh sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/249)

“Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allâh size Bedir’de yardım etmişti. O halde Allâh’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.” (Âl-i İmrân, 3/123)

Bedir savaşında mü’minler sayı ve teçhizat bakımından güçsüz olmalarına rağmen müşriklere galip gelmişlerdir. Burada müşriklerin kendilerine olan aşırı güvenlerine aldanmaları ve bu gafletlerinin sonucu olarak gerekli tedbirleri almamalarıdır.

Mü’minler ise son derece dikkatli davranıp gerekli tedbirleri alarak Resûlullâh (SAV) in etrafında kenetlenmişlerdi. Bu tevekkülün sonucunda zafere ulaşmışlardı.

Uhud savaşında ve Huneyn savaşlarında ise tersine bir durum söz konusudur.

Uhud savaşında bir kısım sahâbenin, Hz. Peygamber (SAV) in tavsiyelerine lâkayd kalmaları, neticeyi beklemeden ganimet toplamaya yönelmeleri ve böylece tedbiri elden bırakmaları sonucu, mağlup olan müşriklerin geriye dönüp saldırmaları ile kazanılmak üzere olan zafer kaybedilmişti.

Daha sonra tekrar toparlanmaya çalışılmışsa da bu arada Hz. Hamza (RA) gibi büyük sahâbîler başta olmak üzere 70 şehid verildi. Yüce Allâh (CC) bu sıkıntılı durum üzerine hem mü’minlere teselli olması ve hem de mü’minler için mutlaka olması gereken şu evrensel kanunu bildirmiştir:

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Âl-i İmrân, 3/139)

Mü’min, imânında ihlâs ve samimiyet sahibi olduğu müddetçe Allâh (CC) kendisine heybet verir. Ona her işinde tedbirli olmaya yönelecek basiret ihsân eder.

Düşmana karşı üstünlüğün sadece samimiyet olduğu zannedilmemeli. Mutlak surette düşmanın silah ve teçhizatına sahip olmak gerekir. Yani tedbirsiz bir tevekkül hiçbir zaman başarı getirmemiştir.

Mü’min olmak, her şeyden önce ilim ve amel sahibi olmayı zorunlu kılar. Unutulmamalıdır ki; ilk insan ve peygamber Hz. Âdem (AS) ilim ile meleklere üstün kılınmıştır. Melekler de O’na ilminden dolayı secde etmişlerdir. Yani İlmî üstünlüğünden dolayı O’na saygı göstermişlerdir.

Âlemlere Rahmet Peygamberi (SAV)’e de ilk emir; “Oku” şeklinde gelmiştir.

Gerek düşmana karşı üstünlük ve gerekse dünya hâkimiyeti, ne olursa olsun her sahada başarıya ulaşmanın ve üstün gelmenin temelinde; ilim sanat ve mârifet yatmaktadır.

Mü’minler bu fenâ âleminde gevşeklik gösterip sıkıntı çekmiş olsalar da sonsuzluk âleminde aklın ve hayalin alamayacağı nimetlere ulaşacaklardır.

Bu sebeple hadiseleri sadece dünyevî açıdan değerlendirmemek gerek.

Mü’min olmak bir ayrıcalıktır, neticesi cennettir. Gerisi boştur.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.