İslam Dinine göre Organ Nakli
Grup sayfamız için  

Organ nakli uygulaması, şüphesiz tıbbı bir konu olmakla birlikte, konunun hukuki, dini ve sosyal yönleri de bulunmaktadır. Ben, konuya İslâm Dini açısından, kısaca temas etmek istiyorum.

Bilindiği üzere İslâm Dini insan hayatına ve sağlığına büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber (s.a.) Efendimizin hadis-i şeriflerinde, hayat ve sağlığın,Cenab-ı Hakk’ın insana en büyük emanet ve nimeti olduğu beyan edilerek, bunların korunması emredilmiştir.

Bu sebeple hastalanan kimselerin,gerektiği şekilde tedavi olmaları tavsiye edilmiştir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz kedisi de bizzat tedavi olarak, bu konuda örnek olduğu gibi, “Yüce Allah indirdiği herhangi bir derdin, şifasını da indirmiştir. Her derdin bir devası (yani) her hastalığın bir ilacı ve tedavisi) vardır. İlacı bulunur, tedavisi yapılırsa, Allah’ın izni ile hasta iyileşir” (1) buyurmuştur.Yine Sevgili Peygamberimiz:
Ey Allah’ın Resulü, tedavi olalım mı? Allah’ın takdirine karşı bunun bir yararı olur mu? diye soranlara:
“Tedavi olmak da Allah’ın takdiridir. Tedavi olunuz, Zira Cenab-ı Hak hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, devasını da yaratmış olmasın. Sadece biri, yani yaşlılık, müstesna”. (2) buyurmuştur.

O halde her derdin bir dermanı, her hastalığın bir ilacı ve tedavisinin bulunduğu ifade edilmektedir, onlar yapıldığı zaman Cenab-ı Hakkın şifa vereceği beyan edilmektedir.

1.Bu işlemin,yani hastayı tedavi amacıyla, sağ veya ölü insan bedeninden organ ve doku almanın ve alınan bu parçaların hasta kişilere nakletmenin İslâm Dini açısından hükmü nedir?
İslâmi bakımdan, herhangi bir konuda hüküm verirken ilk başvurulacak kaynak,
Kur’an-ı Kerim ve Peygamber (s.a.) Efendimizin Sünneti’dir.
 
Organ ve doku nakli konusunda Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde açık ve kesin bir hüküm bulunmamaktadır.
Nitekim,tarih boyunca,Kur’an ve Sünnette açık hükmü bulunmayan pek çok meselenin hükmünü İslâm bilginleri bu genel kaidelerden çıkarmışlar ve hükümleri bilinen benzer meselelere kıyas ederek açıklamışlar,hiçbir problemi çözümsüz bırakmamışlardır.

Mesela, dinimizde bir kısım fiil ve davranışlar yasak kılınmış,Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bunlar açıklanmıştır. Sözgelimi, murdar hayvan (meyte),kan, domuz eti, şarap..vb. şeylerin yenilip içilmesi,alınıp satılması ve ilaç olarak kullanılması yasaklanmıştır. Ancak zaruret halinde bunların, zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinde günah bulunmadığı Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiştir.Nitekim Bakara suresi’nin 173. ayetinde:
“O, size ölüyü, kanı, domuz etini, birde Allah’tan başkası adına kesileni kesinlikle haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa,kimseye saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) aşmamak şartı ile,onun üzerine günah yoktur.”

2.İşte bu ve benzeri ayet-i celilerden, İslâm fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mübah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mübah olduğu sonucuna varmışlardır.

Nitekim İslâm fakihleri:
karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölen annenin karnının yarılmasının;
Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine,başka kemikler nakletmenin;
Başkasına ait kıymetli bir şeyi yutup,o şey karnında iken ölen kişinin, karnı yarılarak o şeyin alınmasının;
Adli olayların aydınlanması,bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi, ve uzman hekimler yetiştirerek,sağ olmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok saygıya layık olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için,- yakınlarının rızası alınmak sureti ile,- ölüler üzerinde otopsi yapılmasının;
Câiz olacağına fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için gerektiğinde ölen kişinin bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir

3.Organ Naklinin Fıkhi Boyutu
İslam bilginleri organ nakli meselesini fıkhi açıdan ele alırken genel hükümler içeren naslara ve genel fıkıh kaidelerine dayanmaktadırlar. Bu bağlamda konuyla ilgili bir fayda ve zarar değerlendirmesi yapmakta bu arada fıkıh geleneğindeki bazı çözümlerden de dolaylı biçimde yararlanmaktadırlar. Konu ile ilgili çağdaş tartışmaların genel olarak haramla tedavi diri olsun ölü olsun insan bedeninin saygınlığı ve dokunulmazlığı, yaratılışı bozma yasağı ve zaruret prensibi gibi konular temelinde yürütüldüğü görülmektedir.

4.Günümüz fıkıh bilginlerinin çoğunluğu ise organ naklini alıcı açısından bir tür meşru tedavi yöntemi olarak kabul eder ve bunu esas itibari ile zaruret temellendirirler. Bu bakışa göre insan hayatını tehdit eden bir açlık ve zaruret durumunda haram fiillerin mubaha dönüşeceği ve günahın kalkacağı fıkhın temel ilkeleri arasında yer alır. İslam ölüye değer vermekle birlikte insana ve hayata daha çok değer vermiş, hayatı korumayı dinin beş temel gayesinden biri saymıştır.
Bu görüş sahipleri klasik fıkıh doktrinindeki bazı görüş ve fetvaların da bu konuya ışık tuttuğunu söylerler. Mesela İslam bilginleri, hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan etinden bile yiyebileceğini, tedavi maksadıyla haram ve necis şeyleri kullanabileceğini, insan vücuduna, ölünün kemiğinin veya dişinin takılabileceğini belirtmişlerdir. Yine fıkıh bilginleri yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini ve yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini söylemişlerdir.
 Klasik fıkıh geleneği içinde söz edilen konular ile ilgili farklı görüş ve yaklaşımların bulunduğunu da belirtmek gerekir.
Organ naklini ilke olarak caiz gören bilginler daha çok verici ile ilgili ortaya çıkan sakıncalar sebebi ile bu tedavi yönteminin sınırları konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Bunları ve organ nakli ile ilgili diğer fıkhi hükümleri naklin ölüden veya canlıdan yapılmasına göre ayrı ayrı ele almak yararlı olacaktır.
  
5.Canlıdan Yapılan Organ Nakli

Birçok İslam bilgini prensip olarak diriden diriye organ nakline olumlu bakar. Ancak bunların baskın çoğunluğu konuya ‘’ZARURET’’ ölçütü temelinde yaklaşmaktadır. Bu yüzden canlı vericiden yapılan organ naklinin caizliğinin yalnızca alıcı açısından hayati tehlikenin var olması durumuyla sınırlandırırlar. Bazı bilginler ise hayati tehlike bulunmasa bile hastayı ciddi biçimde rahatsız eden durumlarda da bu işlemi caiz görür.
Öte yandan bazı bilginler yine zaruret prensibine dayanarak canlıdan organ nakli konusunda sadece vericiye az zarar veren kan, deri gibi bedende yenilenen doku ve organların nakline izin verir. Çoğunluk ise bunlarla birlikte böbrek gibi insan bendinde yedeği bulunan, vericinin yaşamını riske sokmayan ve beden bütünlüğünü bozmayan organların verilmesini de caiz sayar. İslam dünyasındaki ilim ve fetva kurumları da genellikle bu yönde karar vermişlerdir. Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı İslam bilginleri ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir

6.DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARI  (KARAR TARİHİ : 03.03.1980 Yapılan müzakere sonunda :
Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için, bu ameliyyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet'in delaletlerinden çıkarılmış umumi hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet'te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri, İslam fakihleri tarafından bu umumi kaideler ile hükmü bilinen benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli konusunda hükmünü tayinde de aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.

Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.

Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap... vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır. Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En'am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur.

9.O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;

  1. Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı,
  2. Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü)
  3. Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir.
İslam fakihleri,
  1. Karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına,
  2. Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline,
  3. Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına,
Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir.
10.Bu cümleden olarak Kuveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı Kuveyt Fetva Kurulunun 24.12.1979 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan’daki Dünya İslam Birliğine bağlı Fıkıh Akademisi’nin 19-28 Ocak 1985 tarihinde Mekke’de düzenlenen VIII. Dönem Toplantısı’nda alınan kararlarda ve İslam Konferansı Teşkilatına bağlı İslam Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı 20.03.1990 tarih ve 6/5-8 kararlarında diriden diriye organ nakli belli şartlarla caiz görülmüştür.

  • Bir zaruretin bulunması
  • Vericinin izin ve rızasının bulunması
  • Organın alınmasının vericinin hayatını riske sokmayacak, sağlığını ve beden bütünlüğünü bozmayacak olması ve bu durumun tıbbi raporla belgelendirilmesi.
  •  Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına ilişkin güçlü bir kanaat oluşmuş olması.
  •  Yeterli tıbbi ve teknik şartların bulunması
  • Organ vermenin ücret veya belli bir çıkar karşılığında olmaması.
Bu fetvanın dini dayanağı olarak yukarıda zikredilen deliller özellikle ‘’ Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir.’’ (El-Maide 5/32) mealindeki ayetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakarlığı, zararı önleyip faydalıyı hakim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.