İslam'da ilkeler ve amaçlar
Grup Sayfamız için

Cenab-ı Hakkın buyrukları ve yasakları kulların iyiliği içindir. Allahın; yapılmasını emrettiği şeylerde kullar için faydalar, yasakladığı şeylerde ise zararlar vardır. İslam dini; kulların Allah ile olan ilişkilerini düzenleyen kuralların yanında, bireyin kendisi ve içinde yaşadığı toplum, çevresindeki canlı ve cansız bütün varlıklarla, Dünya ve uhrevi âlemde ki durumunu düzenleyen ilahi kurallar koymuştur.

Kur’an’ın emir ve yasaklarında akla aykırı bir durum bulunmadığı gibi insanın bütün emir ve yasakların, yarar ve hikmetini bilmeside mümkün değildir. İbadetler bir yönüyle akıl üstü, bir yönüyle de pratik olarak değerlendirildiği vakit, bir hikmet ve yarar aramadan önce, duyulduklarında kalbi selim, aklıselim ve gönlü selim içerisinde hiçbir sıkıntı çekilmeden,  Allah’ım; emrini işittik ve itaat ettik denmesidir. İbadetlerden asıl olan kişinin pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yüceltilmesidir. İbadeti bir hedefe erişmek için gören mümin, kulluk görevlerini artık sırtta taşınan ve bir an önce indirilmeye çalışılan yük olmaktan çıkarır. O kendisi ile yükseklere çıkılan araç haline gelir. Bu anlamda ibadet; Hakk’ın emrine riayet olduğu gibi halkın hukukuna da riayeti içine alır. İbadetlerde asıl olan Hakkın ve Halkın hukukuna riayettir.
 
İslam dini; bireyin uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasına yönelik kurallar getirdiği gibi, yaratıcısı ile bağlantısını derinden hissetmesine, geliştirmesine ve devam ettirmesine yönelik düzenlemeler de getirmiştir. Hak ile ilişkilerin halkı ilgilendirdiğini göz ardı etmek mümkün değildir. Hz. Peygamber (sav) “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez.(Ebu Davut Edep 11).Merhamet etmeyene merhamet olunmaz (Buhari Edep 18) Hakkında üç komşusunun olumlu tanıklık ettiği kişiyi Allah affetmiştir. (Tirmizi, Cenaiz 63).

Yine Hz. Peygamber Mü’minleri bir vücudun organları, bir duvarın tuğlaları olarak görmüştür. Cenabı Hak da Mü’minleri kardeş olarak bildirmiştir. Yunus Emre’de Yaratılanı sevdik Yaradan dan ötürü derken aynı esaslara vurgu yapmıştır. Bu itibarla İslam dini; kişinin yaratanı ile gönül bağına, kendisi ile barışık olmasına önem verdiği gibi, içinde yaşadığı toplumla, daha geniş ifadeyle, bütün maddi ve manevi çevresiyle iyi geçimine de aynı önemi vermiştir. Bu bağlamda Hz. Peygamberin öne çıkan en önemli özelliği; bedevi bir toplumdan medeni bir toplum ortaya çıkarmasıdır.

Cenabı Hak insanın iştah ve şehvetlerini ölçüsüzce kullanmasına müsaade etmemiştir. Bunun için Oruç ibadeti; Müslümanların iştah ve şehvetlerini engellemesi ve terbiye etmesi yönüyle önem kazanmaktadır. Hz. Peygamber (sav)  in;’’ oruç bir kalkandır: Sakın oruçlu iken cahillik edipte kem söz söyleyin, Birisi size sataşacak veya dalaşacak olursa ben oruçluyum ben oruçluyum deyin’’ sözü izaha gerek bırakmayacak şekilde iyi geçimliliği ifade etmektedir. Bunun için oruç ibadeti iştah ve şehveti sadece dizginlemek değil, aynı zamanda müminin ağzını ve dilini çirkin sözlerden korumaktır.   İştah ve şehveti ölçüsüzce kullanmak şeytani bir tutum tutumdur. ’’ Ramazan ayında Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır’’ ifadesinden maksat oruç ibadeti ile şeytanın nüfuz edeceği iştah ve şehvet alanları kapatılmış olmaktadır.

İslam; yaratıcı ile kullar arasındaki ilişkileri düzenlediği gibi, insanın kendisi ve çevresindeki canlı ve cansız bütün varlıklarla ilişkilerini düzenlemeye yönelik kurallar bütünüdür. Bu durum öz ifadeyle; kişinin Allah ile olan gönül bağını, yaptığı her ibadetle daha da kuvvetlendirmesi, anlamlandırması, geliştirmesi ve içsellendirmesinin yanında; kendisi ve içinde yaşadığı toplum bireyleri ile iyi geçimli olmasına yönelik ilke ve amaçlardır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol