İslâm var müslüman yok !!!
Başlığımız Ali ŞERİATÎ’ nin bir sözünden mülhem olarak alınmıştır. Şöyle demektedir Ali ŞERİATÎ:

“Doğuya gittim müslümanları gördüm, ama İslâm yoktu! Batıya gittim İslâm’ı gördüm ama müslüman yoktu.”

Mehmet ÂKİF merhum da benzer bir sözünde şöyle der: “İşleri var dînimiz gibi, dinleri var işimiz gibi.”

Her iki mütefekkirin sözlerine baktığımızda bir mübâlağa ve kinâye söz konusudur. Verilmek istenen mesaj çok önemlidir. İnsanlığın büyük bir uçuruma doğru yuvarlandığını bildirmektedir. Müslümanlar ise hurâfe bataklığında boğulmamak için çırpınmaktadır. Nereden bakılsa durum hiç iyi görünmemektedir.

Tasavvuf ehlince de özellikle ihlâs ve samimiyet vurgusunun yapılmak istendiği, hatta hadîs formatına sokularak anlatılan bir tekerlemede de Şeriatî ve Âkif’in sözlerine destek mahiyetinde şöyle denilir:

“Âlimler hariç, insanlar helâk olmuşlardır. İlmi ile amel edenler hariç âlimler de helâk olmuşlardır. İlmi ile amel edenler de helâk olmuşlardır ancak ihlâslı olanlar hariç. İhlâslıların da çoğu büyük bir hata üzeredirler.”

Hiç şüphesiz bu ve benzer ifadeler, Kur’ân ve Sünnet temellidirler. Zira Kur’ân ve Sünnette müslüman olan bir kimsenin kâmil bir mü’min olmasına dikkat çekilir. Birçok âyet-i kerîmede îmândan sonra sâlih amel vurgusunun yapılması dikkat çekicidir.

Herkesin kabul ettiği bir gerçek var ki; o da müslümanların gerçek islâmdan uzak, bid’at ve hurafelerle kendini avutarak hakîkî mü’min olduğunu zannetmesidir.

İslâmiyet, her şeyden önce kula kulluğu reddeder. Tek yaratıcı olan Allâh’a kulluğu emreder. Yalnızca O’na sığınıp, O’ndan yardım dilemeyi talep eder.

İslâmiyet, ilk olarak okumayı emreder. Her türlü cehâleti reddeder. Dünya ve âhiretini bilinçli ve şuurlu bir şekilde îmâr etmesini ister.

İslâmiyet, “Güzel Ahlâk”tır. Sevgi, saygı ve merhamet adına ne varsa bütün iyilik ve güzelliklerin mü’minlerde olmasını ister.

İslâmiyet, Çalışıp kazanmayı ve üretmeyi emreder. Herkesin emeğinin bir karşılığı olduğunu evrensel ilke olarak ortaya koyar. Atâlet ve tembelliğin islâmda yeri yoktur.

İslâmiyet, doğruluktan ayrılmamayı, dürüst olmayı emreder. Bunun için Peygamberimiz (SAV): “Beni, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” âyeti ihtiyarlattı” buyurmaktadır. (Hûd, 11/112)

İslâmiyet, âhiretin varlığından ve bu dünyada elde ettiğimiz bütün nimetlerden sorguya çekileceğimizi bildirir. Bu sebeple de “hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de âhiret için çalışmamızı emreder.

İslâmiyet, mü’minlerin kardeş olduklarını bildirir. “İslâm Kardeşliği” hukukuna riâyet edildiği ölçüde, Allâh’ın (CC) merhamet edeceğine dikkat çeker.

İslâmiyet, gerektiğinde mallar ve canlar ile Allâh yolunda cihâd edilmesini emreder. Bundan kaçınıldığı zaman ortada ne müslüman kalır, ne de islâmiyet. Allâh (CC) cihâd edecek başka kavimler getirir ve dînini yaşatır.

İslâmiyet, temizliği emreder. Beden ve rûh temizliği. Maddî mânevî temizlik. Çevre temizliği…

Maddeleri sıralayıp gidebiliriz. Fazla uzatmaya gerek yok. Gerçekler ortada. Asr-ı saâdetten sonra müslümanların genel olarak İslâm üzere olduğunu iddiâ eden kimse yok mâlesef. Belki bu sözümüze karşı çıkanlar olacaktır. Tarihte müslümanlar büyük medeniyetler kurmuşlardır denilecektir. Bu sözler İslâm’ın tam yaşandığı manasına gelmez. O medeniyetler Asr-ı Saâdetten gelen rûh ile kurulmuştur ama müslümanlar hep birbirleriyle kavga ettikleri için uzun sürmemiştir.

Müslümanlar çalışıp ürettikleri kadar güçlü olmuşlardır. Ancak çabuk rehâvete kapılıp kazandıklarını kolay kaybetmişlerdir.

Günümüz müslümanları da hep birbirlerinden şikayetçi değil mi? Samîmî olanlar her zaman vardır ama altın/elmas misali hep azınlıkta kalmışlardır. Zamanımızda da bu gerçek değişmemiştir.

Kur’ân ve sünnete uymayan davranışlar eleştirildiği zaman, ne tür hakaretler edildiği ortada. Hakkın hatırı mâlesef halkın hatırına fedâ edilmiş durumda. Âlemlere Rahmet Peygamberinin yerine başkaları oturtulmuş olup, herkes kendi fırkasıyla iftihâr eder bir garâbetin içinde.

Eleştiri kültürünün olmadığı bir toplumun batılları hakikat zannetmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bu gerçekten yola çıkarak, özellikle doğu kültüründe eleştirinin olmadığı için herkes kendi kuruntularını dindarlık olarak kabul ettiğinden dolayı Ali ŞERİATÎ sitemde bulunuyor. Batı’da da İslâm’ın emrettiği çalışma ve üretme olduğu halde insanların müslüman olmamasına hayıflanıyor. Kezâ ÂKİF de öyle.

Zamanımız müslümanlarının en büyük problemi İslâm’a uymak değil, İslâmı kendisine uydurmak. Hemen herkesin ittifâk ettiği bu durumdan tek kurtuluş yolu Kur’ân ve Sünnet üzere yaşamaktır. Yoksa gaflet içerisinde ömrümüz tükenip gitmektedir. Elbette gerçek mü’minler müstesnadır.

Her işimizde Allâh’ın (CC) rızasını gözetirsek, Allâh (CC) de bizi gözetir.
Anahtar Kelimeler:
MüslümanKur’an
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.