İthal gelin ithal damat!

Bu makalede yazdıklarım,  gerçek hayattan kesitlerdir. Amacım evlenmek isteyenlere doğru tercihlerini yapmalarına yardımcı olmaktır.
Sahi Evlenmenin yaşı kaçtı? Evlenmeliyim yaşım geçiyor, hatta evde kalmışım yaşıtlarım evlenmiş evlat sahibi bile olmuşlar. Her gün demeye başladı annem, çok ağırdı bu sözler farkında değil mi bana söylerken acaba?

Sadece Evlenmek İçin Evlenme Modası
Acaba evde fazlalık mıyım? Yoksa yük mü olmaya başlamıştım. İçime kor düşmüştü… Görücü usulüyle evlenmek istemiyordum. Tanımalıyım hayat arkadaşımı, deyince  “Evlilik de keramet var” demeye başladı yakın çevrem…  Evlendim mi, severim her halde keramet neyse… İthal gelin, ithal damat…
Evlenmek için mi evlendim acaba? Acabayı çok sonralar düşündüm.  Geç kalan bir hikâyeyi dinler gibi ahlarımı işitirken…
Avrupa da yaşama hayalimiydi? Yoksa gençlik ihtirasımıydı.  Evet deyip, doğduğum yaşadığım hayata elveda deyip, dilini, yaşam tarzını bilmediğim bir hayata merhaba dedim.

Ben Geldim Hey Avrupa!
Birbirimizi kısa bir zamanda tanıdık, hoşlandık hatta bize göre âşık olduk.  Ve Evlendik… Gurbete kavuşmaya ne kadar da sevinçle koşmuştum. Uzak olacaktım ailemden, arkadaşlarımdan, kısaca benim olan her şeyden, ama sonuç da yuva kuruyordum, her şeye alışırdım, ne fark eder, ha ülkemde evlendim, ha Almanya’da…
Ne fark ederi ise, yıllar sonra yüreğim sessizce ağlarken fark ettim.
Anladım ki, çok “Çok fark edermiş"
Farklı toplumlarda, farklı aile yapılarında, kültüründe örf ve âdetinde yetişen gençlerin birbirlerine uyumu çok ama çok zor. Evlenince her şey düzelmez. Evlenince o kelime aslında sadece kandırmadır.  İnanmak isteyen herkesin, şartların daha sonra zorlaştığını görecektir.  Alışmak sevmekten daha zor değil midir?
Avrupa da yaşayan Türklerin yaşamı iki kültür arasına sıkışmış bir yaşam tarzıdır.
Aileler örf, adet, inançlarından ödün vermezlerse de, Avrupa’da yetişen gençlik ellerlinde olan özgürlükle iki toplamada ayak uyduramazlar.
Yıllar önce Avrupa’ya gelen ebeveynler o zamanki yaşamlarını devam ettirmeye gayret göstermişler. Yıllar ne kadar geçerse geçsin sadece beyinlerinde kalır bu yaşamları… Baskıyla, aman Avrupalılar gibi olmasınlar ve ülkelerine dönmek için devamlı çalışıp evlatlarını,  ihmal etmeleriyle nasıl bir hayat sunduklarının farkına varamazlar, ta ki sesler yükselene kadar!
Aileler para kazanmayla, hayatlarını kurtaracaklarını sandıkları evlatlarından neleri kaybettiklerini fark etiklerinde başka bir yanlışa daha kalkarlar, ithal gelin veya ithal damat ile…
Evlatlarına güya sağlam bir yuva kurmak isterler, kendi kültürüyle yetişmiş biriyle evlenmeliydi evlatları kendilerinin istekleri, saltanatları evlatlarının üzerinde devam etsin…
Böylece yapısı bozuk bir aile daha çıkar toplumun önüne… Bazısı akrabalarıyla evlendirir, bazısı köyünden, bazısı da âşık oldum yalanına inanır evladının,  Avrupa güzeline evet der, derde aslında dertlere evet…

İthal Damat İşin Çok Zor
En çok zorlanan ithal damat olur. İşsiz güçsüz oturmaya başlar dilini bilmediği toplumda. Kadın çalışmak zorundadır. Yani roller değişir ama bizim ithal alışık değildir, Almancayı da öğrenemez sık sık gittiği Türk kahvelerinde doya doya konuştuğu dilinden dolayı…
Gün içinde çalışan kadın, yorgun gelir eve… Ev işi de bekler onu, birde çocuk var. Erkek de ilgi bekler eşinden, çocuğun annesinden hastayken beklediği gibi, ama kadın da tükenmek üzeredir. İşlerin yanında birde yapılacak kâğıt işleri vardır mecbur o yapar, dilini bilmediğinden eşinin, sabır tükenir aşk bitmiştir.
Sevgi tükenmeye başlar, artık eller üşür soğuk yatak da, kavgalar çoktan başlamıştır. Ama kız güçlüdür açar azgını “topla valizini, geldiğin gibi gideceksin" der ailesinin gücünü de alarak arkasına yapacak ne kalır ki, evlatlarının hatırına susup çeker, ama nasıl, nereye kadar
Ne zaman biraz dilini öğrenir, elide para tutunca eşinden öç almaya başlar hiç de farkına varmadan ben Ahmet, Mehmet, Ali,  bende Helga, Angelina, yâda Fatma, Ayşe, günümüzün canlı bombası internet…
Aklıselim birinin elinin altında ilimdir internet, cahilin elinde ise, canlı bir bombadır internet…
Önceleri can sıkıntısıyla arkadaş ararlar, sonra herkes mutsuzdur nedense internet hayatında, dertler dinlenir, mutlu olmak onlarında haklarıydı…
Evlatlar eşler bırakılır ardına bakmadan kaç kişinin mutsuzluğu, iki kişiyi mutlu edebilir ki?
"Cahil cesur olur" ne güzelde demiş atalarımız, ama ne zamana kadar…
Burada iki genç de haklı aslında birbirlerini tanımadan evlenip, mücadeleye girmeleri, saygıyı, sevgiyi, aşkı bitirmelerine sebep olur.
Böyle evlilik yapanlara sordum, aldığım cevaba şaşırmadım "Asla bugünkü, aklım olsa kalırım ülkemde Avrupa rüyasına hiç dalmam " “azıcık aşım kaygısız başım” der, nefes alırım doya doya toprağımın kokusuyla!..

Aşk İlk Gün Gibi Durmaz Kalpte
Aşk ilk gün ki gibi durmuyormuş kalp de, saygıyla sevgiyle, güvenle besleyip büyütmeyince soluyormuş, tıpkı kardelen gibi, karı deler çıkar Kardelen ama bir gün için, kelebekler de uçmak için çıkarlar kozasından bir gün de yeter der, ölümü bilmediğin hayatımız kardelen olmasın yada bir kelebek gibi uçmayalım bir günlüğüne, hayat çınar ağacı gibi olmalı, seyredenleri de, altına sığınanları da, gücüyle mutlu etmeli, hayat: okyanusa atlamakdır, yüzme bildiğini de sansan, zordur okyanus da yüzmek, yalnız başaramazsın, bir sandal lazım birde kürek, kıyıya çıkman için, sandal olmalı eşin, sana küreklerde evlatların ki, hayat denizinde boğulmadan sefa sürmelisin mehtap altında!..

 Artık İthal Damat ve Gelinler Olmamlı        
"Taş yerinde ağırdır"
Çöl de yetişen bitki, sulak yerde yaşayamaz. Kış portakalı yazın olur mu?
Gönlümüzün Sultanı Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
“Kızım Fatıma, oğlum Ali eşin sana bakmadığında gözlerini ondan ayırma, böyle yaparsan sevgin fazla olur. O başka tarafa bakarken sen onun yüzüne bak, bunun büyük mükâfatı vardır. Güzel bakışlarınla, güler yüzle onu takip edip memnun etmene bir ay nafile orucu sevabı yazılır”
Evlilik de birbirlerini eşler ihmal etmemeli, sevgisini her daim göstermeli… Eşler sevildiğini bilmeli… Sevilmek, sevmekten daha çok bağlar eşleri birbirlerine…
Seni seviyorum, âşık oldum evet adı “Aşk”
Ama sana mı ey güzel gözlüm? Yoksa Dinini kaybetmiş Avrupa sana mı? Bunu anladığım da aşkın salası okunmuştu yüreğimde
Şimdi aşkımın ezanlarını okunuyorum evlatlarım doğdukça kulaklarına
Ey Avrupa aşkım! Artık namazını kılmak kaldı bana, ömür törpüleniyor, ne gerçek, ne de aşkmış
Seni yaşayınca, seni geç anladım musalla taşına yatınca!..

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
yazı çok guzel 3 yıl önce

Akıcı,içten. aslın da bazen bende evde bır seyler karalıyorum ve sitenizin müdavimiyim bende ara sıra yazmak ısterdım sartlarınız ya da nasıl ulasabılecegıme daır herhangı bır bılgı verırsenız sevınırım.