Karınca’nın nidası

Hz. Süleyman’la ilgili olarak karınca olayının anlatımı nedeniyle bu ismin verildiği Neml suresi Süleyman kıssasının en teferruatlı anlatıldığı suredir. Bir çok kişinin manasız bulacağı, basit, sıradan bir hayvanın sureye isim olarak verilmesi elbette manidardır.

Nazil olduğu dönemde insanlığın bilgi birikimi nazar-ı dikkate alındığında Kuran’ın, küçük bir karıncayı, üstelik onun konuşmasını öne çıkarıp bahsetmesi manidar olduğu gibi günümüz ve gelecek toplumları için de bir o kadar anlamlıdır.
         
Neml suresinde 15. ayette Davut’a ve Süleyman’a ilim verilmesiyle başlayan Süleyman kıssası anlatımı 44.ayete kadar devam eder.
          
Bu kıssada üzerinde duracağımız sureye ismini veren karınca anlatımıdır. Karınca ve Hz. Süleyman arasında geçenler özlü olarak 18 ve 19.ayetlerde anlatılır.
           
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi.
          
Karınca, söz sahibi kolonisindeki karıncalara لنَّمْلُ اَيُّهَا يَٓا (yâ eyyuhâ-nnemlu) ‘ey karıncalar’ diye nida edip seslenir.
          
18. ayetin daha iyi anlaşılması için 16. ayetteki Hz. Süleyman’ın bize الطَّيْرِ مَنْطِقَ  عُلِّمْنَا (ullimnâ mentika-ttayri) ‘bize kuş dili öğretildi’ ifadesinin hatırlanıp dikkate alınması lazım.
         
  الطَّيْرِمَنْطِقَ ‘mentika-ttayri’
ifadesi genel olarak kuş dili, kuşların dili olarak anlaşılır. Elmalılı Hamdi Yazır, bu ifade için geniş açıklamalar yaparak buradan sadece kuşların birbirleriyle iletişim seslerinin değil kuş ve hayvanların his ve duygularının da kastedildiği ve Hz.Süleyman’a bunun öğretildiğine vurgu yapar. “Bunun için mantıkuttayr dersinden bizim zihnimize hemen gelen mana, kuşların duygularındaki ilişkileri sezecek kadar derin ve uzaklardaki parçalara girebilecek kadar yüksek bir his ve anlayış ile beraber, aynı zamanda kuşların tabiatı olan uçma ilminin dahi öğretilmiş olmasıdır.” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini kuran Dili)
          
Bazı tefsirlerde kuş dili dışına çıkılmayarak karıncaların kanatlı olmaları açısından kuşlardan sayılacağı yaklaşımıyla bu açıdan Hz.Süleyman’ın karıncayı anladığı yorumu yapılırken Elmalılı’nın bu açıklaması böyle bir zorlamayı hiçte gerektirmez.
          
Karıncanın nidasının daha iyi anlaşılması için bir önceki ayetin değerlendirilmesi gerekir.
           يُوزَعُونَ فَهُمْ وَالطَّيْرِ وَالْإِنسِ الْجِنِّ مِنَ جُنُودُهُ لِسُلَيْمَانَ وَحُشِرَ ‘Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn’
(Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.) (Neml suresi 17.ayet)
          
لِسُلَيْمَانَ وَحُشِرَ ‘Vehuşire li Süleymâne’
, ‘Süleyman için toplandı, bir araya getirildi’ ifadesine burada vurgu yapıyoruz. İnsanlardan cinlerden ve kuşlardan oluşan Süleyman’ın ordusu yine onun için onun adına hatta onun emriyle toplanıp bir arya geldi, getirildi.
          
يُوزَعُونَ فَهُمْ ‘
Fehum yûze’ûn’, hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. İnsanların dışında cinler ve kuşlardan da oluşan Süleyman’ın bu ordusu sürekli gözetim ve kontrol altında tutuluyor; emir, yasak, engelleme ve tüm esas ve kurallarla düzen, intizam içerisinde sevk ve hareket ettiriliyordu. Yani Hz. Süleyman’ın bu ordusunda başıboşluk, düzensizlik, gayri nizamilik, karışıklık yoktu. Her şey yerli yerinde, planlı, düzenli ve intizam içerisindeydi. Bir sefer için toplanıp hazırlanmışlardı. Elbette ki askeri bir sefere çıkacaklardı.

İşte bu muhteşem ordunun karınca vadisine gelmesi 18.ayette şöyle ifade edilir:
مَسَاكِنَكُمْ ادْخُلُوا النَّمْلُ أَيُّهَا يَا نَمْلَةٌ قَالَتْ النَّمْلِ وَادِي عَلَى أَتَوْا إِذَا حَتَّى
يَشْعُرُونَ لَا وَهُمْ وَجُنُودُهُ سُلَيْمَانُ يَحْطِمَنَّكُمْ لَا
(Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhân nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn)

“Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi.” (Neml suresi 18.ayet)
           النَّمْلِوَادِي “Vâdin nemli”, karınca vadisi, karıncaların bulunduğu vadi, karınca deresi anlamındadır.
          
Bazı tefsirlerde yemen taraflarında böyle bir vadinin bulunduğu, hatta ‘Neml’ isimli bir kavmin geçmişte yaşadığı vadi olduğu ifade edilir.
          
Günümüz ifadesiyle burası karınca kolonilerinin çokça bulunduğu bir yer, bir bölge, bir vadidir. Bu ifade karıncaların yaşam tarzına, sosyal hayatlarına da işarettir. Zira karıncaların bulunduğu bir mekanın karıncalar adıyla isimlendirilmesi bunu işmam eder.
          
وَادِي عَلَى أَتَوْا إِذَا حَتَّى ‘Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli’,
ifadesine nihayet karınca vadisine geldikleri vakit, hattâ karınca deresi üzerine vardıklarında, hattâ karınca vâdîsi üzerine geldikleri zaman,  vaktâ ki, karınca vadisi üzerine geldiler, mealleri verilmiştir.
          
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, karıncalara şöyle seslendi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler”. 
          
عَلَى أَتَوْا ‘Etev alâ’
ifadesini عَلَى ‘alâ’ edadı söz konusu olunca Hamdi Yazır hazretleri “üzerine denilmesi de inmek üzere yüksekten geldiğine işaret eder” yorumunu yapmıştır.
          
Bazı tefsirlerde Hz. Süleyman’ın insanlar, cinler ve kuşlardan oluşan ordusunun yüz fersahlık bir halı üzerinde uçtuğu yorumu yapılır.
         
يَحْطِمَنَّكُمْ لَا ‘Lâ yahtımennekum’,
sizi ezmesinler, kırıp geçirmesin, sizi kırmasın, sizi kırıp geçirmesin, ezip çiğnemesinler, sizi çiğnemesin, kırıp ezmesin mealleri verilmiştir. İfadenin aslı olan حْطِمَ ‘hatame’ kelimesi kırmak anlamındadır. Süleyman ve orduları sizin üzerinize gelerek, sizin bulunduğunuz yere konuşlanıp sizi ezip, size zarar vermesinler, sizi bu şekilde telef etmesinler.
      
     عَلَى أَتَوْا إِذَا حَتَّى‘Hattâ izâ etev alâ’ ifadesinin anlamı ile Elmalılının bununla ilgili yorumu ve Semerkandi’nin “Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik”(sebe suresi 12.ayet) ayetine dayanarak Hz. Süleyman’ın ordularının halı üzerinde uçtuğu yorumunu bir arada dikkate aldığımızda günümüz teknolojisinin çağrışımıyla Hz. Süleyman’ın ordusunu büyük savaş uçakları filosu şeklinde düşünebiliriz. Böylece kraliçe karınca, Hz. Süleyman’ın savaş uçakları filosunun karınca vadisine konuşlanmak üzere hazırlandıklarını görüp fark ederek, lideri olduğu tüm koloniye onları korumak için kendi lisanıyla ‘ey karıncalar yuvalarınıza giriniz’ nidasıyla seslendiği şeklinde anlayabiliriz.
          
Bu olayın devamı olarak 20.ayette Hz. Süleyman’ın kuşları teftiş ettiği ifadesi dikkate alınırsa Hz. Süleyman ordularını karınca vadisinde konuşlandırmış olmalıdır. Zira ordunun hareket halinde teftişi söz konusu değildir.
          
Karıncalara hitap eden karıncanın ayette müennes sigasında ifade edilmesi o gün bilinmeyip bugün bilindiği üzere karıncaların reisinin kraliçe karınca olduğu gerçeğini anlatır.
          
Kraliçe karınca, Hz. Süleyman ve ordularının kolonisi için tehlikesini önceden görüp kolonisini yuvalarınıza giriniz çağrısıyla uyarıp böylece onlar için önceden tedbirini almıştı. Karıncaların lideri, liderliği ve yöneticiliği gereği kendine düşeni ve görevini yapmıştı.
          
يَشْعُرُونَ لَا وَهُمْ ‘Ve hum lâ yeş’urûn’ ifadesine, farkına varmadan, farkında olmadan, kendileri bilmeyerek, farketmiyerek mealleri verilmiştir. Bilmeyerek, bilincinde ve şuurunda olmayarak, fark etmeden size Süleyman ve orduları zarar verip sizi telef etmesinler.
          
قَوْلِهَا مِنْ ضَاحِكاً  فَتَبَسَّمَ  ‘Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ’ ifadesine Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile güldü, onun bu sözünden gülercesine tebessüm etti, onun sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti, onun bu sözü üzerine gülerek tebessüm etti mealleri verilmiştir.
          
Karıncanın sözü, nidası Hz.Süleyman’ı güldürdü. Karıncanın kendi lisanındaki bu sözünü Süleyman duyup anladığında bu sebepten gülümseyerek güldü.
          
Elmalılının ‘mantıkuttayr’ yorumunu dikkate aldığımızda Süleyman’a Allah, bir çok canlının hal, his ve meram dilini öğretmişti. Bu sayede Hz. Süleyman küçücük karıncanın nidasını duyup onun meramını anlamıştı. İnsanların küçük ve basit gördükleri bu sebeple de pek önem vermeyip kaele almadıkları karıncanın bu sözü Hz. Süleyman’ı etkilemiş; Allah’ın insan olarak hiç ummadığı bu canlılar aleminin insan toplumları benzeri durumlarını ona bildirmesi gerçeği ile küçücük karıncanın bu bilgeliği onu güldürmüştü.
تَرْضَاهُ صَالِحًا أَعْمَلَ وَأَنْ وَالِدَيَّ  وَعَلَى عَلَيَّ أَنْعَمْتَ الَّتِي  نِعْمَتَكَ أَشْكُرَ أَنْ أَوْزِعْنِي رَبِّ وَقَالَ
 الصَّالِحِينَ عِبَادِكَفِي بِرَحْمَتِكَ وَأَدْخِلْنِي  
(ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn)
Dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”.
“Ya Rabbî, dedi, beni nefsime öyle hâkim kıl ki gerek bana, gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim, Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip beni hayırlı kulların arasına dahil eyle! ”. (Neml suresi 19.ayet)
          
Karıncanın nidası üzerine hem karıncanın durumu ve hem de Allah’ın O’na verdiği nimetlerin gerçekliği üzerine Hz. Süleyman, bütün bunlardan hoşnut olup gülmüş, gülümsemiş; hemen devamında ayette ifade edilen teşekkür mahiyetinde ve dünya ve ahiret beklentisi açısından bu duayı yapmıştı.
          
Hz.Yusuf  gördüğü rüyanın gerçekleşmesi sonunda Hz. Süleyman’ın bu duasına benzer aynı durum ve beklentilerle şu duayı yapmıştır:
         
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”
(Yusuf suresi 101.ayet)
          
Kendilerine nimet, imkan, toplumsal yetki ve üstünlükler verilen her iki peygamberin bu dualarında, öncelikle verilen nimetler ve bu nimetlere vesile olanlar hatırlanarak şükür ve teşekkür söz konusu olduğu gibi bu nimet ve imkanlara uygun, layık davranıp hep güzel, makbul iş ve amel yapma ile hata ve yanlışa girmeme esas olarak asıl ve gerçek olan ahretin asıl gözetilen olduğu söz konusudur.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol