Kerbela'dan ders çıkarma, fitne ve ihtilaflar karşısında akl-ı selim
Celal SÜRGEÇ / Diyanet Harput Eğitim Merkezi Müdürü / DİNİHABERLER.COM

İslam tarihinde ilk fitne olayının Hz. Osman’ın şehadeti ile başladığı söylenir. Cemel ve Sıffin vakaları da sonuçları itibariyle birer fitnedirler. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesi hadisesi ise; etkisi günümüze kadar süren büyük bir fitne ve kaostur. Çünkü her fitnenin zuhurunun ardından toplumları ve çağları bekleyen en büyük tehlike, kaos olmuştur.
   
Bugün İslam dünyasının param parça olması, birbirlerini İslam’ın temel referansları olan Kur’an ve Hz. Peygamberin sünneti ve hadisleri doğrultusunda tanımaları, tanıtmaları gerekirken, daha çok mezhep ve meşrep ekseni ile tarihteki birtaktım olaylar üzerinden hareketle birbirlerini itham etmekte,ötekileştirmekte ve parçalamaktadır. Oysa Kur’anın ifadesiyle: “ Başka her şeyden geçerek O’na tam gönül verin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı hakkıyla ifa edin! Ve asla dinlerini bölük pörçük eden, kendileri paramparça olmuş ve her biri de kendi ellerindekiyle övünüp duran kimseler olmayın.” (Rum: 31-32) buyrulmaktadır.
   
Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesinin yankıları ve yaraları halen günümüzde dün olmuş gibi hissedilmektedir. Ve öyle bir tesir icra etmiş ki bu olay, birbuçuk milyar nüfusu olan İslam dünyasını neredeyse kesin hatlarla birbirinden koparmış,uzaklaştırmış ve ötekileştirmiştir. Maalesef bir tarafta ehl-i sünnet, diğer tarafta ise şia diye birbirini hazmedemeyen,birbirine yabancı ve hasım iki toplum oluşturmuş bulunmaktadır.(Süleyman Arslantaş-ilkadım dergisi)
  
Eğer Hz. Osman’ın, Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin’in başına gelenlere o gün seyirci kalınmasaydı, bu gün olduğu gibi ihtilafladan beslenen ve yangına körükle gidenlere pirim verilmeseydi,akl-ı selim galip gelseydi, efendimizle birlikte medinede temeli atılan biribirine veli, yar ve dost olan kardeşlik anlayışı devam ettirilebilseydi; İslam dünyası bugün çok daha farklı bir noktada olacak, daha asil bir duruş ve yaşayışa sahip olacak ve cihana evrensel mesajını daha sağlıklı sunabilecekti...Zira bir çok ayet ve hadis müslümanların uhuvveti ve tevhidi üzerinde önemle durmaktadır..Bu tevhidi zedeleyen her türlü eylemin ve söylemin yanlışlığından ve olası toplumsal etkilerinden şu şekilde haber vermektedir:‘’Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin(çekişmeyin,didişmeyin) çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.'' (Enfal Suresi, 46)''İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.'' (Enfal Suresi, 73)''Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 105)

Allah Rasulü s.a.v. ise konu hakkında şöyle buyuruyor: “Dört haslet vardır ki, kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet var demektir. O dört haslet şunlardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Bir konuda taraf olduğunda haddi aşar, haksızlık yapar, işi düşmanlığa dönüştürür.” Buharî, İman 24; Müslim, İman 106

“Dilini müslümanları kötülemekten çeken ve hata edeni gücünün yettiği en güzel bir üslupla ikaz eden mümine Allah rahmet etsin.” Hişâm b. Urve r.a. diyor ki:“Peygamber Efendimiz s.a.v. bu sözünü yedi defa tekrar etti.” İbn Ebü’d-Dünya, Kitâbü’s-Samt, nr. 137

“Fitnesinden emin olunmayan mücadeleyi terk ediniz.” Taberani
 
Tarihte ve günümüzdebu tür ihtilaflarımız neyi halletmiştir? Hangi meseleyi çözüme bağlanmıştır? kimin işine yaramış,kimin ekmeğine yağ sürmüştür. Bu ihtilafların ne kadarı dini gayrettendir.Müslüman, kardeşine niçin muhalefet ediyor? Ola ki bir meselede ihtilaf etti, bu ihtilafı niçin bayraklaştırıyor? Niçin sürekli gündemde tutuyor? Hatta niçin bu ihtilaflar kurumsallaştırılıyor? Müslümanların binlerce ittifak ettiği konu varken, bunlar Müslümanları birbirine bağlamıyor da üç beş ihtilaflı konu Müslümanları birbirinden ayırıp darmadağınık ediyor, Müslümanları birbirinden koparıyor.

Üstad Bediüzzaman hazretleri ne güzel söylüyor:
 
“Ehl-i hak, ittifaktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından, haksız ve muzır (zararlı)bir netîce olan ihtilâfa düşerler. Haksız ehl-i dalâlet ise, ittifaktaki kuvveti, aczleri vâsıtasıyla hissettiklerinden, gāyet mühim bir vesîle-i makāsıd (maksadların vesîlesi) olan ittifâkı elde etmişler.
 
'' İşte ehl-i hakkın bu haksız ihtilâf marazının (hastalığının) merhemi ve ilâcı: [Birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız(kuvvetiniz) gider] âyetindeki şiddetli nehy-i İlâhîyi (ilâhî yasağı), [İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşın] âyetindeki hayât-ı ictimâiyece gāyet hikmetli emr-i İlâhîyi düstûr-ı hareket etmek ve ihtilâfın İslâmiyet’e ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalâletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshîl ettiğini (kolaylaştırdığını) düşünüp, kemâl-i za‘f ve acz ile, o ehl-i hak kāfilesine fedâkârâne ve samîmâne iltihâk etmektir; şahsiyetini unutmakla riyâ ve tasannu‘dan (sun‘îlikten) kurtulup, ihlâsı elde etmektir.” (Lem‘alar, 20. Lem‘a, 162)
  
''Bu zamanda ehl-i îmân için mutlaka muârız-muvâfık, ne olursa olsun münâkaşa zamanı değildir. Mü’min olan muârızların kusûrlarına ehemmiyet verilmesin ve bakılmasın. “Vel âfîne ani’n-nâs (İnsanların hatalarını affederler-A.İMRAN 134)” düstûrumuzdur. (Emirdağ Lâhikası-2)
   
İşte, ey mü’minler! Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nev’î düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kalen, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kale-i İslâmiyeyi küçük adâvetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.
 
Ehâdis-i şerifede gelmiş ki: “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâm’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-î beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâm’ı esaret altına alır.”
 
''Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı “Mü’minler ancak kardeştirler.” kale-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa, ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz.''
  
''Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husûmetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa, “Mü’minin mü’mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan binâ gibidir.” düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyevîden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz. (Risale-i Nurdan seçmeler)

Bu konuda İstiklal şairi Merhum Akifi dinlediğimizde yüreğinde buı yangını ne denli hissettiğini anlarız:

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
“Müslümanlık’ta “anâsır” mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır ruh-i Nebî tefrikanın;
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!“
Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;
Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
İslâm’ı, evet, tefrikalar kastı, kavurdu;
Kardeş, bilerek, bilmeyerek, kardeşi vurdu.
Can gitti, vatan gitti, bıçak dîne dayandı;
Lâkin, o zaman silkinerek birden uyandı.
Bir gör ki: Bugün can da onun, kan da onundur;
Dünyâ da onun, din de onun, şan da onundur.
Bin parça olan vahdeti bağlarken uhuvvet,
Görsen, ezelî râbıta bir buldu ki kuvvet:

(Safahat)

Öyleyse yarın için ve gelecek kuşaklar için fitne,tefrika ve kaostan arınmış bir dünya bırakmak istiyorsak birey ve toplum olarak fitneye pirim vermemeliyiz... Kimden gelirse gelsin, kime isabet ederse etsin fitneye ve fitnecilere,tefrika ve taefrikacılara dur demeliyiz… Tarihi olaylardan ders çıkarmalıyız….

İyi düşünelim. Bir tarafta efendimizin damadı,ehl-i beyti ve islamın en önemli şahsiyeti Hz.Aliyi, diğer taraftan ise; onun zevce-i tahiresi,islam fıkhının en önemli ismi ve müminlerin annesi Hz.Aişeyi karşı karşıya getiren ve bilahare hayatlarının sonuna kadar vicdanen pişman eden o günün olaylarını topluca yeniden okuyalım.. Sebeplerini,sonuçlarını,fitnecilerin faaliyetlerini,kişilerin zaaflarını akl-ı selimle inceden inceye tahlil edip İbret alıp ve ders çıkaralım ki bu toplum yeni CEMEL'LER yaşanmasın..Zira Kur’an-ı Keim bizlere tarihi olaylardan akl-ı selimle ders çıkarmamızı öğütlemektedir:’’Onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibret vardır..(yusuf suresi-111)
  
Allah Resûlü’nün yoluna tabi ve onun ''müminlere karşı rauf ve rahim'' olan ahlakına talip olan biz Müslümanların içinde bulunduğumuz bu nazik ve kırılgan günlerde her zamankinden çok daha akıllıca hareket etmemiz, attığımız her adımın sonuçlarını çok iyi düşünerek atmamız ve konuştuğumuz her kelimenin muhtemel sonuçlarını iyi hesap ederek söylememiz ve o sözün nereye varacağını,geriye nasıl döneceğini ve sonuçlarının ve yankılarının neler olacağını çok iyi hesap etmemiz gerekmektedir. Hülasa Hepimiz Konuşmadan önce sözlerimizin sadece kendi şahsi,siyasi,meşrebi,mezhebi hesaplarını veya kazanımlarını değil, bin bir parçaya bölünmüş mazlum,mağdur islam aleminde ve toplumunda ortaya çıkaracağı ve telafisi yıllarca mümkün olmayan sonuçlarını çok iyi hesap edelim..
'' Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir..''(tevbe-71)

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
neyzen 2 yıl önce

Ben de yarınlar için gelecek için her türlü tefrikadan uzak huzurlu, bir din kardeşliği diliyorum. Kaleminize yüreğinize sağlık. Her zaman ki gibi birleştirici duygular.... Sizin değiminizle durmak yok...Allaha emanet olunuz