Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar!

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin Seyhan “merdiven altı din tüccarları ve hoca görünümlü şarlatanlara” yerin dibine soktu

Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar!

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin Seyhan “merdiven altı din tüccarları ve hoca görünümlü şarlatanlara” yerin dibine soktu

İsmet DEMİR
İsmet DEMİR
10 Şubat 2017 Cuma 16:38
Körü Körüne Uydurma Rivayetlere Sahip Çıkanlar!
banner221

Asırlardır hadis âlimleri, zayıf ve mevzû hadislere karşı müslümanları uyardığı halde bu ikazlara kulak tıkayan “merdiven altı din tüccarları ve hoca görünümlü şarlatanlar” her zaman olmuştur ve eminim bundan sonrada olmaya devam edecektir. Maalesef çoğunluğu oluşturan bu hoca kılıklı herifler mezkûr uydurma rivayetleri sahiplenirken Yüce Allah’a ve Hz. Peygamber’e iftira attıklarını ve İslâm’ı yanlış tanıttıklarını bir türlü akıl edememişlerdir.  Zira bunların hepsinin ortak özelliği akıl düşmanı olmaları ve ehl-i re’y’den nefret etmeleridir.

Örneğin bu uydurma rivayetlerden birisi de “Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hadisidir. Bu rivayetle ilgili âlimler, uydurma hükmünü vermişlerdir. Ancak akıllarını ve İslâm’ın genel ilkelerini rafa kaldıranlar ise ısrarla her ne kadar hadis âlimleri bu rivayete uydurma deseler de bunun “manasının sahih” olduğunu söylemeye devam etmişlerdir.

Bu adamlar, Yüce Allah’ın kainatı “şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak yarattığını” bir türlü düşünememiş, ısrarla bütün âlemlerin “tek bir insan” için yaratıldığını haber veren bu mevzu hadise sarılmış ve İslam’ı yanlış tanıtmışlardır.

Bu tür uydurma rivayetlere karşı yıllardır mücadele verdiğimiz, vaazlarımızda ve sohbetlerimizde bunları anlattığımız, kitap, makale, tebliğ ve köşe yazılarımızda dile getirdiğimiz bir gerçektir.

Söz konusu rivayetlere karşı verdiğimiz mücadelelerden birini ve aldığımız tepkiyi gözler önüne seren şu anımızı paylaşmak, gelecek nesilleri bilgilendirmek ve meselelere geniş boyutlu bakmanın önemine vurgu yapmak isteriz:

2013 yılıydı; büyük bir ilimizde düzenlenen sempozyumda oturumların birinde müzakereci idim.

Sağ tarafımda bir tasavvuf profesörü, sol yanımda ise başka bir tasavvuf profesörü oturuyordu. Solumdaki meşhur zat aynı zamanda oturumun başkanıydı.
İlk konuşmayı sağ tarafımda bulunan çok değerli hocamız yaptı.

Tasavvuf ana bilim dalı öğretim üyesi olan bu hocamız beş altı kadar rivayetten bahsetti; maalesef hepsi de mevzû idi. Bunları büyük bir içtenlikle ve inanarak anlattı. Kendisi çok samimi idi, ancak niyetinin iyi olması yeterli değildi. Zira söz konusu hadisleri söyleyenin Hz. Muhammed olmadığını haber veren hadis âlimleri vardı ve onun da bunu dikkate alması gerekiyordu.


Bu hocamız kendi konuşmasını tamamlayıp sıra bana gelince son derece nazik bir üslupla “İki tasavvuf profesörünün ortasında otururken bunları söylemenin zor olduğunu biliyorum ancak bir hadis talebesi olarak bunları söylemek zorundayım ve söyleyeceğim” dedim ve az önce hocamızın naklettiği rivayetlerin hepsinin uydurma olduğunu söyledim. Tabi ki herkes şok oldu. Ama ben bunu espriyle karışık söylediğim için ortam fazla gerilmedi ve herkes söyleyeceklerimi daha dikkatle dinlemeye başladı.

Ben tasavvufi eserlerde en çok kullanılan bu tür rivayetlerle ilgili  Prof. Dr. Muhittin Uysal ve Prof. Dr. Ahmet Yıldırım gibi yaşayan hadis âlimlerinin “emek mahsulü çalışmalarının” olduğunu, bunlardan birinin Yediveren yayınlarından Konya’da, diğerinin ise TDV yayınlarından Ankara’da çıktığını, bu kitapların piyasada bulunduğunu ve herkesin rahatlıkla bunları satın alıp okuyabileceğini/ istifade edebileceğini söyledim.

Asırlardır hadis âlimlerinin ekserisinin bu rivayetler hakkında uydurma hükmünü verdiğini, dolayısıyla sahanın uzmanlarının bu rivayetlerle ilgili çalışmalarına güvenilmesi gerektiğini, halkımızı da bu konuda doğru bilgilendirmenin uygun olacağını, Hz. Peygamber’in otoritesini/ adını istismar edenlere fırsat verilmemesi gerektiğini ifade ettim.

Tabi ki hem tasavvufçu hocalarımız hem aşağıda oturumu takip eden seyircilerin ekserisi bu rivayetlerin mevzû olduğunu duymaktan pek hoşnut olmadılar. Zira hepsi bu rivayetlerin sahih olduğuna bütün kalpleriyle inanmaktaydılar. Çünkü bu rivayetler her ne kadar zayıf veya uydurma olsalar da “manaları onlara göre sahihti” ve bunlarla amel edilebilirdi.

Ben de (bü tür adamların sataşmalarında küçümsemek için kullandıkları “yeniyetme”) bir hadis talebesi/ hocası olarak bunları ifade etmek zorunda olduğumu, hem geçmişte hem de günümüzde bazı hadis âlimlerinin kanaatlerinin bu yönde olduğunu ifade ettim ve konuşmamı tamamladım.

Oturum başkanı olan tasavvuf profesörü son derece akademik bir dil ve üslup ile özet olarak şunları söyledi: “Her ne kadar hadis âlimleri böyle hükümler verseler de biz bu rivayetlerin manasının sahih olduğuna inanıyoruz; bunlarla amel etmeye devam edeceğiz. Çünkü ortada bir güven sorunu var ve biz bu tür değerlendirmelere pek itibar etmiyoruz. Siz ne söylerseniz söyleyin, ne yazarsanız yazın biz yine bildiğimizi okumaya devam edeceğiz…”

Neyse oturum tamamlandı. Kapanış oturumunda konuşmacı olarak bulunan Prof. Dr. Raşit Küçük ve Prof. Dr. İsmail Hakkı Ünal hocalarım sahneye çıkarlarken ben de sahneden aşağıya doğru iniyordum. Konuşmamdan dolayı Raşit Küçük hocam gözlerimden öptü ve beni tebrik etti. Aynı şekilde İsmail Hakkı Ünal hocam da şahsımı tebrik ettiler. Kapanış oturumunda her ikisi, beni destekleyen ifadelerle meselenin önemine vurgu yaptılar ve onlar da son derece nazik bir dille benim dile getirdiğim gerçeği ifade ettiler. Ancak bir önceki oturumun başkanı olan tasavvuf profesörü zat, aynı tavırla ve üstü kapalı ifadelerle “yine bildiklerini okumaya devam edeceklerini, zira ortada bir güven sorununun olduğunu, bu rivayetlerin manalarının kendilerine göre sahih olduğunu” ima eden konuşmasını yaptı.

Bütün bu yaşananlara o an salonda bulunan pek çok akademisyen, müftü, vaiz, imam, Kur’ân Kursu öğreticisi, İlahiyat Fakültesi öğrencileri ve sempozyumu takip etmeye gelen vatandaşlar şahit oldular.

Özetle, hadis ilmiyle meşgul olanlar her ne kadar mutasavvıfların kullandığı bu tür rivayetlerle ilgili çalışmalar yapsa, bu rivayetlerin kahir ekseriyetinin mevzû olduğunu söyleseler de onlar maalesef yine bildiklerini okumaya devam etmekteler. Bunu İlahiyat Fakültesinde görev yapan tasavvuf profesörleri, doçentleri ve doktorları yapıyorsa, değişik tarikat ve cemaatlerin şeyhlerinin/ halifelerinin hâlinin nice olduğunu ve neler yaptıklarını siz değerli okuyucularımızın takdirine bırakıyorum.

Dolayısıyla bu güven sorununun aşılması için yapılması gereken şeyler olduğu muhakkaktır. Ancak bu sıkıntıyı aşmak için ilk adımı atacak olanlar ısrarla bu rivayetlerin “manalarının sahih” olduğunu söyleyerek “hadisçilerin çalışmalarına saygı/ ilgi göstermeyen, emaneti ehline vermeyen ve bilmedikleri şeyin ardında duran kimseler” olmalıdır.

Sonuç olarak, “Manası bize göre doğrudur” diyerek uydurma rivayetleri sahiplenenler, insanları yanlış bilgilendirenler ve uzmanlığa saygı göstermeyenler sorumlu olduklarını ve ahirette bu yaptıklarının hesabını mutlaka vereceklerini bilmelidirler. 
 

Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Son Güncelleme: 10.02.2017 19:11
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
İSA ENES 2017-02-11 12:01:58

merdi̇ven üstü din tüccarlarından da " Allah " bizleri korusun.

Avatar
kisai 2017-02-11 00:30:37

ubeydullah b. musa el-kureşîden rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: fudayl b. cafer b. süleyman, abdussamed b. ali b. abdullah b. abbastan, o da babası abbastan bize tahdis edip dedi ki: hz. peygamber şöyle buyurdu:
(ey muhammed!) sen olmasaydın, [sen olmasaydın] ben asla âlemleri yaratmazdım.”
(levlâke [levlâke] le-mâ halaktul-eflâk)
daha çok nasihat ve vaaz türü kitaplarda bulunan ve kudsî hadis” olduğu söylenen bu rivayet, ilk ortaya çıkışından günümüze kadar geçen asırlar içinde halk arasında iyice yayılmış ve neredeyse her müslümanın âşina olduğu meşhur bir söz olmuştur.
şu kadar var ki hadis âlimleri bunun hz. peygamber'in ağzından uydurulmuş bir söz olduğunu ve hadis olarak aslının bulunmadığını bildirmişlerdir. dolayısıyla kıtalar ve zamanlar aşan şöhretine rağmen bu söz, hadis değildir. peygamber efendimiz ne bu sözü ne de aynı anlamda başka bir sözü söylemiştir....

Avatar
kisai 2017-02-11 00:33:12

Ayetler, varoluşun temel sebebinin Allah'a kulluk olduğunu haber verirken hadis diye uydurulmuş bu söz, varoluşun sebebini Hz. Peygamber olarak göstermekte ve her şeyin O'nun yüzü suyu hürmetine, Allah'ın O'na olan sevgisinin tezahürü olarak ve O'nun hatırına yaratıldığını bildirmektedir. Bu sözün ifade ettiği anlamın ayetlerle çeliştiği açıktır; dolayısıyla yanlışlığı ortadadır.
Hadis diye uydurulmuş olan bu söz, Buhârî ve Müslim başta olmak üzere güvenilir temel hadis kaynaklarında “hadis olarak” bulunmamaktadır. Araştırmamız sonunda, Hz. Peygamber’e ait bir söz (hadis-i şerif) olarak gösterildiği tek kitabın Deylemî’nin (ö.509) el-Firdevs bi-me'sûri'l-hitâb (Firdevsü'l-ahbâr) adlı eseri olduğunu gördük. Deylemî’nin elimizdeki nüshasında rivayet, “Allah şöyle buyurdu: İzzetime ve celalime yemin olsun ki, sen olmasaydın cenneti yaratmazdım. Sen olmasaydın dünyayı da yaratmazdım” şeklindedir. (V, 227) Söz konusu kitapta çok sayıda zayıf ve hatta uydurma hadisin bulunduğu bilinmektedir.

Avatar
kisai 2017-02-11 00:34:02

bu durumu da deylemî'nin başlıca kaynağı olan şihâbü'l-ahbâr'ın güvenilir bir hadis kitabı olmamasıyla açıklamak mümkündür. [1] dolayısıyla bu uydurma rivayetin, deylemînin kitabında bulunuyor olması, onun hadis olduğuna delil oluşturmamaktadır. özellikle de rivayetin uydurma olduğu âlimler tarafından dile getirilmişse...
çağdaş hadis âlimi merhum muhammed nâsırudin elbânî (ö.1999) silsiletul- ehâdîsuz-zaîfe adlı kitabında (i, 448-451) hadis diye uydurulmuş bu söz hakkında genişçe açıklama yapmıştır. geçmiş âlimlerin sözlerini de içeriyor olmasından dolayı onun açıklamasına burada yer veriyoruz. o şöyle diyor: [2]
"bu, hadis diye uydurulmuş bir sözdür, hadis değildir.
sağânî (ö.650) el-ehâdisul-mevzûa” adlı kitabında (s.57) onun hakkında "hadis diye uydurulmuş söz" demiştir.

Avatar
Sadi çalışkan 2017-02-12 22:38:25

İmam hatip lisesi mezunu imam müfredatı sıfır denecek kadar az olanı da uygulamadan imam hatip i bitir bir dayı aracılığı ile imamliga geç ondan sonra insanları İrşad et yarım hoca misali bu merdiven üstü olsa gerek devlet diploması var

Avatar
hoca 2017-02-10 19:10:13

Admin manasi sahih nedemek bir anlat bakalim madem hadis te uzman sin dogruyu soyle kivirma yapmadan ilimde kivirma olmaz

_____ADMİNİN YORUMU___ SAYIN OKUR.. ÖNCE İLLA EDEP... BİZ SENİ,N BABANIN OĞLU DEĞİLİZ. BİZE EMİR KİPLİ SÖYLENLERDE BULUNAMAZSINIZ. ÖNCE YAZI DİLİNİ ÖĞREN GEL SONRA SORUNU SOR. KİMLER KIVIRIR BİLİYOR MUSUN? SENİN GİBİ YAZMAKTAN ACİZ ZAVALLI KÖÇEKLER KIVIRIR. ORADA BİNLERCE ELMAS VARKEN SENİN GİBİ APTALLAR GİDERT ÇAKIL TAŞLARINI ALIRLAR...

Avatar
memur 2017-02-10 21:55:14

benim yorumum neden yayınlanmadı. hakaret mi ettik. (haşa)

Avatar
kisai 2017-02-11 00:35:15

ali el-kârî (ö.1014) el-mevzûât” adlı kitabında (s.67-68) şöyle demektedir: hadis değildir. fakat anlamca doğrudur; çünkü deylemî'nin i̇bn abbastan naklettiğine göre hz. peygamber şöyle buyurmuştur: ‘cebrail bana gelerek şöyle dedi: ‘ey muhammed! sen olmasaydın cenneti yaratmazdım. sen olmasaydın, cehennemi de yaratmazdım.” [3]
ibn asâkir (ö.571) bu sözü, sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım” biçiminde nakletmiştir. [4]
benim [muhammed nâsırudin elbânî] kanaatim odur ki ali el-kârînin sözünü ettiği deylemîdeki rivayetin sahih olduğu kesinleşmedikçe bu sözün anlamca doğru olduğu da söylenemez. deylemîdeki hadisin sahih olduğunu bildiren herhangi bir âlim de bilmiyorum. artık deylemînin el-müsned”inde yer alan hadisin senedini de tesbit etmiş durumdayım. [5] hadisin râvileri arasında bulunan abdüssamed b. ali b. abdullah isimli râvi bu hadisin felâketidir. ukaylî onun hakkında hadisleri alınmaz” demektedir....

banner220